29 Eylül 2012 Cumartesi

Ordu’nun derelerine siyanür karışmasın

  • ORDU’nun Fatsa ilçesinde işletilmek istenen altın madeni ile ilgili yapılan panelde, madenin sadece Fatsa ve köylerini değil çok geniş bir bölgeyi etkileyeceği uyarısında bulunuldu. Toplantıda, altın işletmeciliğinin yarattığı doğa tahribatı ve canlı yaşamına etkilerine karşı kitlesel bir mücadele gerektiğinin altı çizildi.
    Ordu Doğa ve Yaşma Alanlarını Koruma Platformu ve Derelerin Kardeşliği Platformu tarafından gerçekleştirilen panel, Fatsa Kültür Sarayı’nda yapıldı. ‘Fatsa Bergama Olmayacak’ adı sloganı ile yapılan panele ilçe dışında köylerden ve Ordu’dan da katılım oldu.
    Panele EGEÇEP Eş Dönem Sözcüsü Özer Akdemir, Metalürji Odası Eski Genel Başkanı Cemalettin Küçük ve Derelerin Kardeşliği Platformu Dönem Sözcüsü Ömer Şan katıldı.
    EMPERYALİST MADENCİLİĞİN MİRASLARI
    EGEÇEP Eş Dönem Sözcüsü Özer Akdemir, Bergama, Uşak, Kazdağları, Balya ve Lefke başta olmak üzere Türkiye’nin çeşitli bölgelerinde yapılan ve yapılmak istenen siyanürlü altın işletmeciliğinin doğaya verdiği zararları fotoğraflar ile gösterdi. Siyanürlü altın madenciliği sürecinde yapılan karalamalara da değinen Özer Akdemir, bu karamaların HES karşıtı mücadele verenlere karşı da kullanılmaya başlandığını söyledi. Akdemir, doğaya ve yaşam alanlarımıza karşı yapılan saldırıların emperyalizmin bir saldırısı olduğunu da vurgulayarak neler yapılması gerektiği konusunda şunları söyledi: “Hukuksal mücadele yeterli değil. Emperyalist bir saldırı olduğu için emek mücadelesi ile çevre mücadelesinin birleştirilmesi gerekir. Bu konuda emek örgütleriyle mücadele birliği yapılmalıdır.” dedi.
    ÜNYELİ FATSALI BİRLİK OLMALI
    Metalürji Mühendisleri Odası Eski Başkanı Cemalettin Küçük de, yüksek lisans tezinin de altın madenleri hakkında olduğunu belirterek, ülkemizde ve dünyada uygulanan vahşi madencilikten örnekler verdi. Macaristan ve Romanya gibi ülkelerdeki altın madenleri ve buralarda meydana gelen kazaları aktaran Küçük, bu kazalar karşısında ülkemizdeki yetkililerin felaketi gizleme ya da küçümseme yönündeki açıklamalarına dikkat çekti. Küçük, siyanürlü altın işletmeciliğindeki olumsuz etkilerin işletmenin bulunduğu alanla sınırlı olmadığını, tüm bölgeyi etkilediğini örneklerle anlattı. Küçük, “Uluslararası sermaye girdiği yerleri sömürürken ırk, din, dil, mezhep ayrımı yapmıyor. Bu maden buraya kurulursa göç etmek zorunda kalırsınız. Bunun önlenmesi için Ünyeli, Fatsalı, Ordulu birleşmek zorunda” diye konuştu.
    KENDİ SİYASETİMİZİ YAPMALIYIZ
    DEKAP Dönem Sözcüsü Ömer Şan da Karadeniz’de yapılan HES’lerin doğaya ve yaşam alanlarımıza verdiği zararları anlattı. Bu konuda hukuksal ve fiili mücadele konusunda da açıklamalar yapan Ömer Şan çeşitli deneyimlerini aktararak, birlikte mücadele etmenin önemini vurguladı. HES’lere karşı mücadelenin özveri istediğini, uzun süreli olduğunu aktaran Şan, hükümet yetkililerinin gerek enerji ihtiyacı HES’ler konusunda doğru söylemediklerinin altını çizdi. Siyasi iktidarın hukuku, yasaları çiğnemekte hiçbir sakınca görmediğini vurgulayan Şan, “Bir vatandaş yasalara aykırı bir şey yapsa hemen cezaevine tıkarlarken, hukuku yüzlerce kez delen, hükümet mahkeme kararlarını uygulamıyor. O zaman bizler de kendi siyasetimizi yapmalıyız” dedi. (Ordu/EVRENSEL)
    Eklenme Tarihi: 29 Eylül 2012 
  • http://www.evrensel.net/haber/37227/ordunun-derelerine-siyanur-karismasin

27 Eylül 2012 Perşembe

Ağla sazım ağlanacak zamandır

  •  Niğde Ulukışla yakınlarında işletilmek istenen altın madeni çekimleri için Bolkar Dağı’nın eteklerinde dolaştık bir süre. Çıplak dağın dibine kurulmuş Maden Köyündeki çekimlerin ardından Hasangazi köyüne doğru kıvrıla kıvrıla uzayan yolda, serin bir çardağın gölgesinde mola verdik.
    Adana karayolu üzerindeki Hasangazi’nin, ulu çınarlarının gölgesinde, köylülerin sitem, endişe ve isyan karışımı sözlerini çektikten sonra, bakımlı, bol meyveli bir bahçede, akşamüzeri serinleyen bozkır yelinin seslerini dinledik, siyah üzümlü bir asmanın altında.
    Bir buçuk saatlik programı montajlarken, gezip gördüğümüz ve çektiğimiz görüntülerin arkasında çalacak müzik, zaten daha baştan belli olmuştu. Bozkırın tezenesi, “Yine yeşillendi Niğde bağları” diye duygusunu, coşkusunu kattı görüntülere. Diğer müzikleri de, ondan, Neşet Ertaş’tan seçtik program boyunca. Programla ilgili aldığımız tepkilerin en olumluları da işte bu müzik seçimiyle ilgiliydi.
    KİMİ DERT ELİNDEN ÇARESİZ KALMIŞ
    Aliağa yakınlarındaki HABAŞ Demir Çelik fabrikasında çalışırken kanser olan iki kardeşin, hüzünlü öyküsünü de Neşet Ertaş’ın türküsü eşliğinde aktardık izleyenlere: “Kimisi dünyadan muradın almış Kimi zevki sefa keyfine dalmış Kimi dert elinden çaresiz kalmış Çaresiz dolanır buna ne dersin” Ege Üniversitesindeki hasta yatağında güçlükle yaşadıklarını anlatan, henüz 20’li yaşlarda olan Volkan Çelikkol, fabrikaya girerken aldığı raporda sapasağlam olduğunu söylüyordu. “Biz fabrikada çalışırken radyasyona maruz kaldık, asbeste maruz kaldık, hurda demirler eritilirken etrafa saçılanlara o bacadan çıkan dumanlara maruz kaldık.”
    Kendisi gibi aynı işyerinde, aynı koşullarda çalışan kardeşi Ahmet Çelikkol ise hastalığını düğün hazırlıkları sırasında aldığı doktor raporundan öğrenmiş. Üç kere kan tahlili veren, üç tahlilde de değerlerin düşük çıkması üzerine Dokuz Eylül Hastanesine sevk edilen Ahmet Çelikkol, lösemi tanısıyla hemen tedaviye alınmış.
    İşçi sağlığı ve güvenliği önleminin neredeyse unutulduğu bu demir çelik fabrikalarının insan yaşamına ve çevreye etkilerini konu edinen program, Çelikkol kardeşlerin sağlıklarını kaybedişlerinin öyküsü ile bitiyordu. Ne acıdır ki, bu çekimlerin üzerinden çok kısa bir zaman geçtikten sonra Volkan Çelikkol yaşama gözlerini kapadı. 15 gün sonra yayınlanacak programı göremedi!...
    BOZKIRIN SESİ
    40’lı-50’li yaşlarını süren bizim kuşağın gönül dağında mutlaka bir Neşet Ertaş türküsü yer etmiştir kendine. Hele bozkırda doğup, büyüdüyseniz, Neşet Ertaş’ın sesinin o uçsuz bucaksız görünen kırın, sarı dikenlerin, güneşin altında salınan başakların, her biri farklı renkli, farklı dilli, farklı çizgili böceklerin, kurdun, kuşun, leyleklerin ve üzerinde bir lokma ekmek için didinen insanların sesi olduğunu neredeyse doğuştan bilirsiniz.
    Bizim oralarda, yanık tenli esmer insanların yurdunda, herkesin bir Neşet Ertaş’ı vardır. Bir Neşet Ertaş türküsü, öyküsü ve anısı… Büyük ozan, içinden çıktığı bozkır insanının haykırışını, isyanını, yaşama ve aşka tutunuşunu anlatan bir geleneğin temsilcisiydi. Ustasıydı. Babası sazının emanetini oğluna vermişti. O emanetin ağırlığından ezilmedi, Muharrem Usta’nın yolunu izledi ve yüzünün akıyla onun ayaklarının dibine yolcu etti kendini.
    AY DOST DİYE YERİ GÖĞÜ İNLETEN
    Şimdi sazın, bozlağın emaneti kimde? Oğlu bu soruya “ahh ahh” diye iç geçirerek yanıt veriyor. Bu serzeniş, emaneti sahiplenecek kimsenin kalmadığını mı anlatmak istiyor? Sanmam. Binlerce yıldır Pir Sultan’ı, Karacaoğlan’ı, Erzurumlu Emrah’ı, Aşık Veysel’i, Muharrem ve Neşet Ertaş’ı bağrından çıkaran kadim Anadolu toprağı yeni ozanların yurdu olmayı sürdürecektir. Gönülden gönüle giden gizli yollar, neredesin sen diye dostu arayanlar, seher vakti yarin kapısını çalanlar, bir ayrılık, bir yoksulluk, bir ölüm ötesindeki dünyayı anlayanlar olduğu sürece, “Ay dost deyince yeri göğü inleten” ozanlar olacaktır hep. Ozanı, şad olup gülmediği yalan dünyadan uğurladık. Onun, babasının, ustasının yanına gömüldüğü gün Anadolu’daki bütün sazlar ağıtlarla, bozlaklarla inledi. Bütün ozanlar ustalarını “Ağla sazım ağlayacak zamandır” türküsüyle uğurladılar Gönül Dağı’na…
    Eklenme Tarihi: 27 Eylül 2012
  • http://www.evrensel.net/haber/37046/agla-sazim-aglanacak-zamandir

21 Eylül 2012 Cuma

İki yüzde biri böyleyse!..


·                                 Özer Akdemir
   Çaldağı nikel madeni için açılan kuyunun 200’de birlik hali bile felaketin büyüklüğünü gösteriyor.
Dünyanın en verimli 7 ovasından birisi olarak bilinen Turgutlu Ovası’nın eteklerine kurulduğu Çaldağı can çekişiyor. Verimli tarım arazilerine ve zümrüt yeşili ormanlara can veren dağ yakın bir gelecekte Gediz Havzası’na zehir saçan bir yara haline gelebilir. Bu uyarılar, Çaldağı’nda nikel madeni işletmek için girişimlerin başladığı 2004 yılından bu yana bilim insanları tarafından sürekli yapılıyor. Önceki gün Turgutlu Ticaret ve Sanayi Odasında, TBMM Çevre Komisyonunun CHP’li üyelerine bir sunum yapan Jeoloji Yüksek Mühendisi Tahir Öngür, uyarıları yineledi. “Bu maden işletilirse İzmir’e kadar bütün Gediz Ovası’ndaki canlı yaşamı tehdit altına girer” dedi.
Turgutlu’daki bu sunumun ardından maden alanına giden milletvekilleri, maden faaliyetlerine yeni başlanmış olmasına rağmen doğada yaşanan tahribatı gözleriyle gördüler. Henüz 200’de bir oranında büyüklüğe sahip olan maden açık ocağının (Yöre köylüleri cehennem çukuru diyor) görüntüsü karşısında vekiller, gördükleri manzarayı bir “felaket” olarak nitelendirdiler.
YANITLAMAYAN SORULAR
CHP’li TBMM Çevre Komisyonu üyeleri, Turgutlu’da öğleden önceki sunumun ardından Çaldağı’ndaki maden işletmesine gittiler. Dağın zirvesine yakın bir yerde bulunan açık ocak alanına gitmek için son derece geniş yolların açıldığı gözlerden kaçmazken, gerek bu yolların açılması gerekse maden alanındaki çalışma öncesi on binlerce ağacın kesildiği daha önce basına da yansımıştı. Bilim insanlarının ve TMMOB Orman Mühendisleri Odasının hesaplarına göre maden işletmesinin çalıştığı süre boyunca 2 milyona yakın ağacın kesilmesi söz konusu. Bu rakamın Çaldağı’ndaki toplam ağaç sayısının yarısı kadar olduğu dile getiriliyor. Maden işletmesinde vekillere sunum yapan madenci şirket yetkililerinin CHP Edirne Milletvekili Kemal Değirmendereli’nin ısrarla yinelediği “Kaç ağaç kesilecek” sorusunu herhangi bir rakam vermeden hatta bu konuya hiç girmeden geçiştirmelerinin nedeninin bu devasa ağaç kıyımı olduğu yorumları yapıldı. VTG Holding yetkililerinin bir diğer yanıt vermediği soru ise üretimin neden dünyada ilk kez Turgutlu’da uygulanan bir yöntemle “Açık havada sülfürik asit liçi yöntemi” yerine kapalı tanklarda yapılmadığı oldu.
İZMİR’DEN ÇİN’E KADAR ASİT
İşletme boyunca kullanılacak olan 18 milyon ton asitin bölge tarımı ve canlı yaşamı için yaratacağı tehlike en büyük endişe kaynaklarından birisi olurken, üretilen asit miktarı ile ilgili ortaya konan çarpıcı bir bilgi endişelerin haklılığını ortaya koyuyor. Prof. Dr. İsmail Duman, üretilen asitin 10 tonluk tankerlere konulup, bu tankerlerin tampon tampona dizildiğinde kuyruğun İzmir limanından Çin’in en ucuna kadar uzayacağını, hatta denize de girmek zorunda olacağı hesabını yapmıştı.
Madenci şirket yetkililerinin sunumlarından “Etkilendiklerini ama kağıt üzerindeki taahhütlerin yaşama geçirildiği hiçbir maden işletmesi ile karşılaşmadıklarını söyleyerek kuşkularını dile getiren CHP’lilerin, “Biz madenciliğe karşı değiliz, bu bölgede yapılmasına karşıyız” görüşünde oldukları gözlemlendi. Madene karşı mücadele eden TURÇEP üyelerinin de bulunduğu sunum sonunda platform üyelerine söz hakkı verilmemesi de dikkatlerden kaçmadı. (İzmir/EVRENSEL)

Eklenme Tarihi: 21 Eylül 2012
http://www.evrensel.net/haber/36731/iki-yuzde-biri-boyleyse

Madenciden ses çıkmadı



Kapubağ'ı meclis araştırsın


19 Eylül 2012 Çarşamba

Yangın gerçeği gözler önüne serildi Yangın gerçeği gözler önüne serildi

TBMM Cevre Komisyonu Grup sözcüsü ve CHP Çanakkale Milletvekili Serdar Soydan, CHP Balıkesir milletvekili Nedret Akova ve beraberindekiler Havran’a bağlı kalabak ve tepe oba köyleri yakınında çıkan yangın alanında incelemelerde bulundu.


Yangın alanında incelemeler yapan Soydan, “Yangının madenciler tarafından çıkarıldığını söyleyebiliriz. Maden ocağı çevresinin genişlemesi için yapıldığını görmek mümkün halk madencilere karşı ayaklanmalıdır” dedi.
 
Madencilerin doğayı yakarak tahrip ettiklerini iddia eden CHP Çanakkale Milletvekili Serdar Soydan, “Halk bu yaşananlara isyan etmelidir. Bu talana dur denmelidir” dedi. Soydan şunları söyledi; “Artık madencilerin taktiği kesme yak olmuştur. Bu yangınlar önümüzdeki dönemde daha da çok çıkacaktır. Madenciler gözlerini karartmış durumdalar. Bu yangın basit bir yangın değil. Ormanları yakıyorlar. Kesseler daha büyük bir tepki olur. O nedenle yakıyorlar. Madencileri bu bölgeden çıkartmalıyız. Dünya da su kıtlığı yaşanıyor. Madenciler sularımızı da yok edecekler. Zehirledikleri suyu kimse içmeyecek. Kullanma suyunu bulamayacağız. Köylülere iş vereceklerini ifade edip kandırıyorlar. Adeta köylülere rüşvet veriyorlar. Şirketlere bakıyorsunuz hepsinde gizli ortaklar mevcut. Bu ortaklar AKP’lidir.50 kişiye iş verecekler. Sularımızı doğamızı tahrip edip gidecekler. Geride bu coğrafyadan geçimini sağlayan 750 bin kişiyi ekmeksiz bırakacaklar.
 
Köylülerde isyan ederek madenciler su deposu yaptılar. Sıcak yaz günlerinde aylarca susuz kaldık. Adeta suyumuza haciz koydular. Buna bir çözüm bulunmasını istiyoruz dediler.
  http://www.cevrecihaber.com/haber/178-yangin-gercegi-gozler-onune-serildi
İnceleme gezisinin fotoğrafları için tıklayın.
 
KUZEY BİGA MADENCİLİK BAKANIN AÇIKLAMASINA NE DİYORSUN?
Kazdağlarında Altın Arayan Kuzey Biga Madencilik ruhsatını Alamos Eurasia Madencilik A.Ş a devrettiğini açıklayan Enerji Bakanının açıklamasına ALTINCILAR NE DİYOR...????
TBMM’ye taşıyan CHP Çanakkale Milletvekili Ali Sarıbaş’ın sorularına yanıt veren Bakan Yıldız; “Maden Tetkik ve Arama Genel Müdürlüğü tarafından Çanakkale-Çan-Bardakçılar jeotermal alanında yapılan jeotermal kaynak arama ve geliştirme çalışmaları tamamlanmış ve söz konusu saha, 5686 sayılı Yasanın 16. ve Geçici 3. maddeleri İle Uygulama Yönetmeliğinin Geçici l. maddesinin 7. fıkrası hükümleri kapsamında Maden Tetkik ve Arama Genel Müdürlüğünce ihale edilerek İhalede en yüksek teklifi veren Kuzey Biga Madencilik San. Tic. A.Ş. ye devredilmiştir” dedi.

“Bu firma ihaleyi hangi koşullarda, kaç yıllığına ve kaç liraya almıştır?” sorusuna ise Bakan Yıldız; “Çanakkale ili Çan ilçesi Bardakçılar köyünde Maden Tetkik ve Arama Genel Müdürlüğü nün uhdesinde bulunan sahanın ihale bedeli KDV hariç 375.000,00 (Üç yüz yetmiş beş bin) ABD S ıdır. Anılan saha Maden Tetkik ve Arama Genel Müdürlüğü tarafından 04.10.2011 tarihinde Kuzey Biga Madencilik San. Tic. A.Ş. ne devir edilmiştir. 5686 sayılı Jeotermal Kaynaklar ve Doğal Mineralli Sular Kanunu Uygulama Yönetmeliği nin 9. maddesinin 2. fıkrası gereğince Çanakkale İl Özel İdaresi tarafından Kuzey Biga Madencilik San. Tic. A.Ş. ne Jeotermal IR 17/17 numaralı jeotermal kaynak işletme ruhsatı düzenlenmiştir. 5686 sayılı Jeotermal Kaynaklar ve Doğal Mineralli Sular Kanunu na göre işletme ruhsat süresi 30 yıldır” yanıtını verdi.

Tek tek yanıtladı

Önergede yer alan sorulara tek tek yanıt veren Yıldız sözlerine şu şekilde devam etti: “Şifalı kaplıca suları Jeotermal Kaynaklar kapsamında olup 13.06.2007 tarihinde yürürlüğe giren 5686 sayılı Jeotermal Kaynaklar ve Doğal Sular Kanunu ile belirlenecek jeotermal kaynakların ve doğal minareli sular ile jeotermal kökenli gazların aranması ve işletilmesi için ruhsat verilmesi, ruhsatın devredilmesi, faaliyetlerin, kaynağın ve çevrenin denetlenmesi, ruhsatın sona erdirilmesi, kaynak korunması, ruhsat alanının terk edilmesi ile ilgili işlemlerin yürütülmesinde yetki ve sorumluluklar il Özel İdarelerine bırakılmıştır.

Çanakkale İl Özel İdaresi nden alınan cevabi yazıda "Kuzey Biga Madencilik San. Tic. A.Ş. nin 02.03.2012 tarihinde Çanakkale İl Özel İdaresi ne verdiği dilekçesine istinaden 5686 sayılı Jeotermal Kaynaklar ve Doğal Mineralli Sular Kanunu nun 4. ve 10. maddeleri uyarınca, 5686 sayılı kanundan doğan tüm hak ve vecibeleri, Çanakkale İl Özel İdaresinin 09.03.2012 tarihli olurları ile Alamos Eurasia Madencilik A.Ş adına devir edilmiştir.Çanakkale ili Çan ilçesi Bardakçılar köyünde bulunan Jeotermal İR 17/17 numaralı ruhsat sınırları içinde Bardakçılar Köy Tüzel Kişiliğine ait Jeotermal IR 17/02 nolu doğal çıkışlı işletme ruhsatı bulunmaktadır. İlgili mevzuat çerçevesinde ihale edilen Çanakkale-Çan-Bardakçılar jeotermal alanı için geçerli olan şartname ve sözleşme maddelerinde, jeotermal kaynak arama ruhsatlı alanın ihale edilmesi sonrasında ihaleyi alan işletmecinin kuyulardan yaptığı üretim nedeniyle Bardakçılar Köyü Tüzel Kişiliği adına nokta bazında doğal çıkışların kesilmesi veya debisinin azalması gibi durumlarda doğal çıkış haklarını korumak amacıyla, doğal çıkış haklarının yasal belgeleriyle belgelenmesi halinde hakların saklı olduğu belirtilerek sahadaki doğal çıkışa bağlı işletme sahiplerinin hakları koruma altına alınmıştır.” denilmektedir.
 

18 Eylül 2012 Salı

Kaz Dağları'nda sabotaj şüphesi

 
Kaz Dağları'nda sabotaj şüphesi

Madencilerin ilgi odağı Kaz Dağları'nda geçen hafta çıkan 50 bin ağacın kül olduğu yangın için 'sabotaj değil' denilse de bölge halkı "Bu ihtimal göz ardı edilmesin" diyor.

Alp Dağları’ndan sonra oksijen oranının en yüksek olduğu ve Marmara Bölgesi’nin ciğerleri olarak kabul edilen Kaz Dağları ’nda geçen hafta çıkan yangında 500 hektarlık alan kül oldu, 50 bin ağaç yandı. Yemyeşil dağların büyük kısmı şu an bedenleri karaya bürünmüş ağaçlarla kaplı. Bölge halkı üzgün ve kuşkulu. Yetkililer, “Sabotaj yok” dese de, yanan bölgenin madencilerin gözdesi olması şüpheleri gündemde tutuyor. Köylüler, “Kundaklama ihtimali göz ardı edilmesin” diyor.

Radikal'den İdris Emen, Güney Marmara Çevre Derneği’yle (GÜMÇED) beraber Kaz Dağları ’na gitti ve gözlemlerini anlattı: Yangının çıktığı bölgede, Balıkesir Orman Bölge Müdürlüğü’ne bağlı yangın söndürme ekipleri olası yeni bir yangın ihtimaline karşı tam beş gündür nöbet tutuyor. Çünkü, yanan ağaçların köklerinde ateş hâlâ köz olarak duruyor ve her an yeniden alevlenme ihtimali var. Yangına ilk müdahale eden ekipten Saadettin Ay, yaşadıklarını şöyle anlatıyor: “Rüzgâr çok şiddetli estiği için saatlerce müdahale edemedik. Çevre illerden takviye ekipler geldi. Biz bir yeri söndürürken yangın başka yere sıçrıyordu. Bir ara rüzgâr ters yöne doğru esince alevler üzerimize gelmeye başladı. Canımızı kurtarmak için yüksek tepelere kaçtık. Bu sefer de yangının tam ortasına düştük. Rüzgar yavaşlayınca yangın bölgesinden çıkıp güvenli bölgeye geçtik.”

‘10 bin ağaç katledildi’
Ay, felaket gecesi yaşadıklarını böyle anlatırken, köylülerin gündemindeyse yangının sabotaj olduğu ihtimali var. Yangın gecesi Tepeova Köyü’nün gençleri itfaiye ekiplerine yol göstermişler. Tepeova Köyü’nden Umut Kara da bu gençlerden biri. Kara, köyde dilden dile dolaşan ihtimali dile getiriyor. Yangında zeytin ağaçları yanan Kara, “Madenin bulunduğu yer yangın bölgesine çok yakın. Yaklaşık 100 ağacımız yandı. 20 bin lira zararımız var. Yetkililerden bu zararın devlet tarafından ödenmesini istiyoruz” diyor. Aynı talebi ağaçları yangında yanan bütün köylüler dile getiriyor.
GÜMÇED sözcüsü Nuri Özdemir ise bölgenin ilk ve tek maden ocağı olan bakır ve molipten maden ocağının inşaatı için 10 bin ağacın kesildiğini söylüyor. Yeni kurulacak maden ocaklarının Kaz Dağları ’ndaki ormanlık alanı tamamen yok edeceğini savunan Özdemir şöyle devam ediyor: “Maden inşaatı devam ediyor. Bitene kadar yaklaşık 25 bin ağaç daha kesileceğini tahmin ediyoruz. Burada onlarca madene izin verilmiş durumda. Her maden bu kadar ağaç keserse Kaz Dağları ’nda bir tek ağaç bile kalmaz.”

Yeni ağaç dikilecek mi?
Yangının başladığı Tepeova köyü kırsalında birtakım incelemede bulunan CHP komisyonu, sabotaj olup olmadığının ileride verilecek maden ruhsatlarıyla belli olacağını savundu. CHP Edremit İlçe Başkanı Yurt Yıldırım şöyle konuşuyor: “Edindiğimiz bilgilere göre bölgede altın , bakır gibi değerli madenlerin çıkartılması için 72 firmaya ruhsat verilmiş durumda. Ormanlar yeni maden ocaklarına yeni alanlar açmak için kundaklanmış olabilir. Devlet yetkililerinin ilerideki çalışmaları yangının ne sebeple çıktığını bize gösterecek. Eğer yanan ağaçlar yerine yeniden dikim yapılırsa o zaman yangın doğal sebeplerle çıkmış demektir. Fakat o alanlar boş bırakılırsa demek ki yangın kundaklama sonucu ortaya çıktı.”

Çoban ateşi ya da sigara
Çıkan yangında sabotaj ihtimalinin çok düşük olduğunu ve eline geçen bilgilere göre yangının dikkatsizlik sonucu çıktığını söyleyen Balıkesir Valisi Ahmet Turhan yangından sonra yaptığı açıklamada sabotaj ihtimalinin olmadığını söylemişti: ‘‘Bana verilen teknik bilgilere göre, yangın ya bir çoban ateşi ya bir sigaradan ortaya çıktı. Çok ciddi bir rüzgâr vardı. Sabotaj ihtimali çok çok zayıf. Hatta zayıf demiyoruz, yok diyoruz. Teknik uzmanların görüşü bu doğrultuda. Terör açısından bir şey söz konusu değil. Tarla açma açısından olacak bir bölge de değil.”
Balıkesir Orman Bölge Müdürü Recep Ateş ise açıklamasında yanan ağaçların kesilip yerine yeni fidanlar dikileceğini ifade etmişti.

İlk maden arama çalışmaları 2000 yılında başladı
Kaz Dağları ’nda ilk maden arama faaliyetleri 2000 yılının başında başladı. 36 farklı noktada 10 firma tarafından sesizce yürütülen arama faaliyetleri, 2007 yılında civar köylerin çeşmelerinden çamurlu su akmaya başlaması üzerine dikkat çekmeye başladı. Bunun üzerine bölge halkı, ‘Siyanürlü altın istemiyoruz’ sloganıyla bir eylem yaparak maden ocaklarına tepki gösterdi. Çevrecilerin tepkilerinden sonra gündemden düşen Kaz Dağları ’nda maden arama faaliyetlerine bir süre ara verildi. Daha sonraki dönemlerde ise Kaz Dağları ’nda maden arama faaliyetleri CHP tarafından TBMM ’ye taşındı. 2012 yılında ekolojik dengeye zarar verdiği ileri sürülen madenlerin bölgeye ne kadar zarar verdiğini araştırmak üzere CHP yazılı olarak soru önergesi verdi. 2012 yılı itibariyle çevre derneklerinin verdiği bilgilere göre 72 firma maden arama faaliyeti için ruhsat almış durumda.
 http://www.haberlink.com/haber.php?query=77118#.UFh0_66jhfw

14 Eylül 2012 Cuma

Altıncı şirket kaplıca suyunu 30 yıllığına kapattı

Altıncı şirket kaplıca suyunu 30 yıllığına kapattı

CHP Çanakkale Milletvekili Ali Sarıbaş’ın TBMM’ye taşıdığı Bardakçılar Dağ Kaplıcaları ile ilgili soru önergesi; bölgede faaliyet gösterecek altıncıların suya ne kadara ihtiyacı olduğunu gösterdi. Çan ilçesine bağlı Bardakçılar Köyü sınırları içerisinde yer alan Bardakçılar Dağ Kaplıcaları ile ilgili soru önergesine yanıt veren Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız; “5686 sayılı Jeotermal Kaynaklar ve Doğal Mineralli Sular Kanunu'na göre işletme ruhsat süresi 30 yıldır” dedi.
 
 
Çan ilçesine bağlı Bardakçılar Köyü sınırları içerisinde yer alan Bardakçılar Dağ Kaplıcaları ile ilgili soru önergesine Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız yanıt verdi. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan tarafından cevaplandırılmasını istediği konuyu TBMM’ye taşıyan CHP Çanakkale Milletvekili Ali Sarıbaş’ın sorularına yanıt veren Bakan Yıldız; “Maden Tetkik ve Arama Genel Müdürlüğü tarafından Çanakkale-Çan-Bardakçılar jeotermal alanında yapılan jeotermal kaynak arama ve geliştirme çalışmaları tamamlanmış ve söz konusu saha, 5686 sayılı Yasanın 16. ve Geçici 3. maddeleri İle Uygulama Yönetmeliğinin Geçici l. maddesinin 7. fıkrası hükümleri kapsamında Maden Tetkik ve Arama Genel Müdürlüğünce ihale edilerek İhalede en yüksek teklifi veren Kuzey Biga Madencilik San. Tic. A.Ş.'ye devredilmiştir” dedi. “Bu firma ihaleyi hangi koşullarda, kaç yıllığına ve kaç liraya almıştır?” sorusuna ise Bakan Yıldız; “Çanakkale ili Çan ilçesi Bardakçılar köyünde Maden Tetkik ve Arama Genel Müdürlüğü'nün uhdesinde bulunan sahanın ihale bedeli KDV hariç 375.000,00 (Üç yüz yetmiş beş bin) ABD S'ıdır. Anılan saha Maden Tetkik ve Arama Genel Müdürlüğü tarafından 04.10.2011 tarihinde Kuzey Biga Madencilik San. Tic. A.Ş.'ne devir edilmiştir. 5686 sayılı Jeotermal Kaynaklar ve Doğal Mineralli Sular Kanunu Uygulama Yönetmeliği'nin 9. maddesinin 2. fıkrası gereğince Çanakkale İl Özel İdaresi tarafından Kuzey Biga Madencilik San. Tic. A.Ş.'ne Jeotermal IR 17/17 numaralı jeotermal kaynak işletme ruhsatı düzenlenmiştir. 5686 sayılı Jeotermal Kaynaklar ve Doğal Mineralli Sular Kanunu'na göre işletme ruhsat süresi 30 yıldır” yanıtını verdi.
 
 
Tek tek yanıtladı
Önergede yer alan sorulara tek tek yanıt veren Yıldız sözlerine şu şekilde devam etti: “Şifalı kaplıca suları Jeotermal Kaynaklar kapsamında olup 13.06.2007 tarihinde yürürlüğe giren 5686 sayılı Jeotermal Kaynaklar ve Doğal Sular Kanunu ile belirlenecek jeotermal kaynakların ve doğal minareli sular ile jeotermal kökenli gazların aranması ve işletilmesi için ruhsat verilmesi, ruhsatın devredilmesi, faaliyetlerin, kaynağın ve çevrenin denetlenmesi, ruhsatın sona erdirilmesi, kaynak korunması, ruhsat alanının terk edilmesi ile ilgili işlemlerin yürütülmesinde yetki ve sorumluluklar il Özel İdarelerine bırakılmıştır. Çanakkale İl Özel İdaresi'nden alınan cevabi yazıda "Kuzey Biga Madencilik San. Tic. A.Ş.'nin 02.03.2012 tarihinde Çanakkale İl Özel İdaresi'ne verdiği dilekçesine istinaden 5686 sayılı Jeotermal Kaynaklar ve Doğal Mineralli Sular Kanunu'nun 4. ve 10. maddeleri uyarınca, 5686 sayılı kanundan doğan tüm hak ve vecibeleri, Çanakkale İl Özel İdaresinin 09.03.2012 tarihli olurları ile Alamos Eurasia Madencilik A.Ş adına devir edilmiştir.Çanakkale ili Çan ilçesi Bardakçılar köyünde bulunan Jeotermal İR 17/17 numaralı ruhsat sınırları içinde Bardakçılar Köy Tüzel Kişiliğine ait Jeotermal IR 17/02 nolu doğal çıkışlı işletme ruhsatı bulunmaktadır. İlgili mevzuat çerçevesinde ihale edilen Çanakkale-Çan-Bardakçılar jeotermal alanı için geçerli olan şartname ve sözleşme maddelerinde, jeotermal kaynak arama ruhsatlı alanın ihale edilmesi sonrasında ihaleyi alan işletmecinin kuyulardan yaptığı üretim nedeniyle Bardakçılar Köyü Tüzel Kişiliği adına nokta bazında doğal çıkışların kesilmesi veya debisinin azalması gibi durumlarda doğal çıkış haklarını korumak amacıyla, doğal çıkış haklarının yasal belgeleriyle belgelenmesi halinde hakların saklı olduğu belirtilerek sahadaki doğal çıkışa bağlı işletme sahiplerinin hakları koruma altına alınmıştır.” denilmektedir.

İşin uzmanından sabotaj iddiası

İşin uzmanından sabotaj iddiası

Kazdağlarında çıkan yangında resmi açıklamalara göre 500 hektar ormanlık ve tarım alanı yandı. 2009 yılında yine Kazdağlarında çıkan yangınla ilgili hazırladığı raporda, yangının sabotaj olduğunu ileri süren Orman Mühendisleri Odası Eski Genel Başkanı Salih Sönmezışık, bu son yangının da sabotaj sonucu çıkarıldığı görüşünde. Sönmezışık yangının çıktığı bölgedeki altın madenlerine dikkat çekerek, “Yangında boşaltılan köy madene karşı çıkan bir köydü. Bu çok manidar geliyor bana” dedi.
 
‘Acaba madenciler…’
Kazdağlarındaki altın işletmeciliği ve termik santrallere karşı mücadele eden Çanakkale Çevre Platformu Sözcüsü Hicri Nalbant, yangınla ilgili sabotaj iddialarına ‘Kesin kanıtlar olmadan bir şey söylemek zor’ diye yaklaşırken, geçenlerde yaşadıkları bir olayı da şu şekilde aktarıyor: “Geçenlerde burada Kızılelma köyü Çamyurt Altın İşletmesi ÇED’i görüşülüyordu. İşlemler tamamlanırken, bölgede maden alanında bir orman yangını çıktı. Kısa sürede söndürüldü ama insanın aklına bunlar da geliyor. İnsan ‘Sabotaj var mıdır, varsa kim yapmıştır’ diye düşünüyor. Bu bölgede köylüler maden için ormandan ağaç kesimine karşı direniyorlar. Acaba madenciler işlerini kolaylaştırmak için böyle bir yola mı başvuruyorlar diye düşünüyor insan”
 
 
Kazdağlarında çıkan yangında resmi açıklamalara göre 500 hektar ormanlık ve tarım alanı yandı. 2009 yılında yine Kazdağlarında çıkan yangınla ilgili hazırladığı raporda, yangının sabotaj olduğunu ileri süren Orman Mühendisleri Odası Eski Genel Başkanı Salih Sönmezışık, bu son yangının da sabotaj sonucu çıkarıldığı görüşünde. Sönmezışık yangının çıktığı bölgedeki altın madenlerine dikkat çekerek, “Yangında boşaltılan köy madene karşı çıkan bir köydü. Bu çok manidar geliyor bana” dedi.
 
Korktuğum şey iki günde gerçek oldu
Kazdağlarında Havran’a bağlı Kalabak ve Tepeoba köyü yakınlarında çıkan orman yangını iki günde söndürülebildi. Karaçam, fıstık çamı gibi orman ağaçlarının yanı sıra zeytinlikler, üzüm bağları ve meyve bahçelerinin de bulunduğu bölgede yaklaşık 500 hektar alan zarar gördü. Salih Sönmezışık bu alanın 500 hektarın çok daha üzerinde olabileceğini söylüyor. Yangından iki gün önce yanan yerleri dolaştığını aktaran Sönmezışık o an aklına gelen düşüncenin iki gün sonra gerçekleşmesinin acısını yaşadığını dile getirdi. Sönmezışık, “Kazdağlarında yeni açılan maden işletmelerini görüntülemek, eski bildiğim ocakların son durumunu da tespit etmek için kendi aracımla 2 gün süren bir inceleme gezisine çıktım. Havranı dolaşıp, Kalkım’a doğru ilerlerken (9 Eylül günü) Tepeoba madenine uğrayıp o vahşi doğa kıyımını yeniden görüntüledim ve abdala malum olur örneği kendi kendime ‘Çok yakında buralarda bir orman yangını çıkar’ dedim. Korktuğum şeyin çok kısa bir sürede gerçekleşmesinin üzüntüsü içindeyim” dedi.
 
Kesinlikle sabotaj!
Yanan bölgenin altın madenlerine ve yapımı sonrası binlerce yarasanın mağaralarını yok eden Havran Barajına yakın olduğuna işaret eden Sönmezışık, Yangının kaza sonucu çıktığına inanmadığını belirterek “Bu kesinlikle sabotaj” dedi. Sönmezışık, sabotaj görüşünü destekleyen verileri şöyle sıraladı: “Öncelikle yangının akşamüstü çıkması ilginç. Sabotaj olan bütün yangınlar akşamüzeri çıkar ki sabaha kadar müdahale edilemesin diye. Yine yangının rüzgarlı bir güne denk getirilmesi de düşündürücü. Üstelik yangının Thebe antik kentine ve yerleşim yerlerine yakın konumda çıkarılması da manidar. Boşaltılan Tepeoba köyü madene karşı mücadele eden bir köydü. Bu da çok anlamlı geliyor bana” Yangınla ilgili Orman İdaresindeki eski meslektaşlarını arayarak bilgi edinmek istediğini dile getiren Sönmezışık, kendisine bilgi vermekten kaçınıldığını aktardı. Bölgedeki birkaç köylü ile görüşebildiğini belirten Sönmezışık, köylülerin yangının 3-4 farklı yerden aynı anda çıktığını anlattıklarını kaydetti.
 
 
‘Acaba madenciler…’
Kazdağlarındaki altın işletmeciliği ve termik santrallere karşı mücadele eden Çanakkale Çevre Platformu Sözcüsü Hicri Nalbant, yangınla ilgili sabotaj iddialarına ‘Kesin kanıtlar olmadan bir şey söylemek zor’ diye yaklaşırken, geçenlerde yaşadıkları bir olayı da şu şekilde aktarıyor: “Geçenlerde burada Kızılelma köyü Çamyurt Altın İşletmesi ÇED’i görüşülüyordu. İşlemler tamamlanırken, bölgede maden alanında bir orman yangını çıktı. Kısa sürede söndürüldü ama insanın aklına bunlar da geliyor. İnsan ‘Sabotaj var mıdır, varsa kim yapmıştır’ diye düşünüyor. Bu bölgede köylüler maden için ormandan ağaç kesimine karşı direniyorlar. Acaba madenciler işlerini kolaylaştırmak için böyle bir yola mı başvuruyorlar diye düşünüyor insan” Altın madenciliğine karşı hukuki sürecin devam ettiğini kaydeden Nalbant, kesinleşen 4 altın madeni ÇED raporu ile ilgili davaları açtıklarını belirtti. Nalbant, madencilerin köylüleri para ya da iş vaadi ile kandırmaya devam ettiklerini de sözlerine ekledi.
 
Özer Akdemir(İzmir –Evrensel)

Direniş çevre katliamını önledi

  • Direniş çevre katliamını önledi
  • İzmir Menemen’de bulunan Savranoğlu Deri Fabrikası, çevreye verdiği zararlar nedeniyle mühürlendi. Kötü çalışma koşullarına karşı Deri-İş Sendikasında örgütlenerek sendikalaşma hakkını kullanmak isteyen Savranoğlu Deri işçileri, 1 yılı aşkın süren direnişleri boyunca patronlarının çevreye verdiği zarara da dikkat çekmişti.
    Sendikalaşma mücadelesi verilen Savranoğlu Deri’de, fabrikanın verimli tarım arazilerine kontrolsüz bir şekilde kirli sularını deşarj etmesiyle ilgili, Deri-İş Sendikası, EGEÇEP ve ÇHD gibi kurumlar tarafından dava açılmıştı. Mahkemenin kurumların talebini haklı bulmasının ardından dava açan kurumların ısrarı üzerine belediye meclisi fabrikanın tüm makinelerini mühürledi.
    Çevreyi zehirlemesinin yanı sıra ruhsatsız ve kaçak bina gibi birçok hukuksuzluğu bulunduğu belirtilen Savranoğlu Fabrikası, işçi sağlığı ve iş güvenliği kuralları bakımından da sabıkalı bulundu. İşçilerin sendikalaşma haklarına işçi kıyımı ile yanıt veren fabrika patronu, bu kararlı direniş sonrası fabrikasının kapısına kilit vurulması gerçeği ile yüzleşmek durumunda kaldı.
    ORTAK EMEK VE ÇEVRE MÜCADELESİ
    1 yılı aşkın bir süre fabrika önünde direniş çadırında gece gündüz kararlı bir direniş sergileyen Deri-İş Sendikasının İzmir Şube Başkanı Makum Alagöz, fabrikanın kapatılma kararının gecikmiş bir karar olduğunu söyledi. Alagöz, Menemen halkının zehirlenmesinin önlenmesinin önemli bir kazanım olduğunu söyledi. “Direnişin en başından beri sadece işçilerin çalışma koşulları için ve sendika hakkı için değil, Menemen’in zehirlenmesine karşıda mücadele ettik. Direnişin ilk haftasında kitle örgütleri ile birlikte yaptığımız halk toplantısına katılan EGEÇEP yürütmesinden Ertuğrul Barka Hoca konuşmasında ilk defa işçilerin hak mücadelesi ile çevre mücadelesi bir arada yürüyor diyerek duyduğu heyecanı dile getirmişti. EGEÇEP, Sedir, Ekoloji Derneği vb. çevre örgütleri SES, TTB ve ilgili kurulların yaptığı incelemeler ve mahkeme tespitiyle Savranoğlu Deri fabrikasını her gün 900 tonluk zehirli atığı arıtma kullanmadan yerleşim yerinin çok yakınında ve Menemen ovasına akan dereye deşarj ettiği tespit edildi” diye konuşan Alagöz, işçilerin sendika için verdiği mücadelenin Menemen halkının zehirlenmesine engel olduğunu dile getirdi.
    Fabrikanın yeniden başka isimle ve yeni izinlerle çalıştırılıp çalıştırılamayacağı ile ilgili soruya Alagöz, “Sürekli takipçisi olacağız. Yıllardır Menemen halkının zehirlenilmesine göz yumulmasının da sorumlularını rahat bırakmayacağız” diye yanıt verdi. (İzmir/EVRENSEL)
     http://www.evrensel.net/news.php?id=35832

Bu da maden yangını_Cumhuriyet 13.09.2012

 
 Cumhuriyet 13.09.2012