17 Haziran 2024 Pazartesi

Sıcak kafa (Pazartesi yazısı)

 

17 Haziran 2024 03:45



Fotoğraf: Özer Akdemir/Evrensel

Özer Akdemir


Tüm yazıları

Ülkemiz, “Mevsim normallerinin üzerinde seyreden” hava sıcaklıkları ile kelimenin tam anlamıyla yanıp kavruluyor. Bilim insanları, iklim değişikliğinin sonuçlarından birisi olarak tanımladıkları bu “aşırı iklim olayları”nın iklim değişikliğine yol açan ekolojik, ekonomik, toplumsal ve siyasal nedenler “Radikal bir biçimde değiştirilmez ise” önümüzdeki süreçte de artarak devam edeceğini öngörüyor. Yeni yapılan araştırmalar iklim değişikliğinin etkilerini en azından azaltabilmek ya da kontrol altında tutabilmek için şart koşulan küresel ısınmanın 1.5 derece ile sınırlı tutulması eşiğinin de çoktan aşıldığını gösteriyor. Endüstrileşme öncesindeki dönem olan 1850-1900 yılları arasındaki 13.50 derecelik ortalama sıcaklık, şubat 2023 ile ocak 2024 tarihleri arasındaki 12 aylık dönemde 1.52 derece üstüne çıktı. 
Kuşkusuz, 1.5 derece eşiğinin aşılması ve önümüzdeki çok uzak olmayan bir gelecekte 2 derece sınırının da aşılabileceği öngörülerinin en önemli nedenleri arasında küresel ısınmaya yol açan özellikle karbon salımının sınırlandırılamaması, durdurulamaması ve buna dair verilen sözlerin özellikle büyük kapitalist ülkeler tarafından tutulmaması...

Bu duruma ilişkin geçtiğimiz günlerde Dünya Bankası tarafından yayımlanan “karbon fiyatlandırılması durumu ve eğilimleri raporu” meseleye bakış açısının çarpıklığını ve kağıt üzerinde alınan kararlarla bu sorunun çözüm olasılığını olmadığını da ortaya koyuyor.

"RESMİN BÜTÜNÜ KAÇIRILIYOR"

Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi Enerji Ekonomisi ve Yönetimi Ana Bilim Dalında Öğretim Üyesi Doç. Dr. İzzet Arı Dünya Bankasının bu raporunu yorumladı. Arı, bir yanda emisyonları sıfırlamak için karbonun etkin fiyatlandırılmasının önemine dikkat çekip, geçtiğimiz yıl elde edilen 100 milyar doları aşan geliri “rekor” olarak tanımlarken, “Resmin bütünün kaçırıldığı”nı söylüyor. 
Arı, karbonun fiyatlandırılmasını, iklim değişikliği ile mücadelede Paris Anlaşması'nın belirlediği hedefe ulaşabilmek için olmazsa olmaz bir araç olarak tanımlıyor ve bugün 75 ülkede uygulandığı bilgisini veriyor. Arı, küresel emisyonların yaklaşık yüzde 76’sının hâlâ karbon fiyatlandırma politikaları kapsamında olmadığı ve “azaltım için en güçlü politika aracı” olarak tanımladığı karbonun fiyatlandırılması seviyesinin yetersiz kaldığı görüşünde. 104 milyar dolarlık karbon vergisi gelirini “rekor” sayılabilirse de, yaklaşık yarısının ne için kullanıldığının net olmadığına dikkat çekerek, “Bu gelirin fosil yakıt sübvansiyonlarında da kullanılabilmesi ihtimali, net faydası hakkında soru işareti doğuruyor” diyor.
Ne kadar garip değil mi? Küresel ısınmanın en önemli nedeni olarak gösterilen ve düşürülmesi için vergilendirilen karbon emisyonu için toplanan vergi fosil yakıt sübvansiyonlarında da kullanılabiliyormuş! Başına güneş geçmiş bir sistemin “sıcak kafa”sı! Tam da kapitalizme uygun bir durum!..

2003 yılından beri yayımlanan Dünya Bankası rapor serisinin karbon fiyatlandırma politikaları konusunda ilerleme kaydettiğini ileri süren Arı, karbon fiyatlandırma politikalarının, bundan 10 yıl önce küresel emisyonların sadece yüzde yedisini kapsarken bugün neredeyse dörtte birini (yüzde 24) kapsadığını aktarıyor. Arı, buna karşın küresel ısınmayı 2°C, hatta mümkünse 1.5°C ile sınırlandırma hedefi için bu oran dahi yeterli olmadığına da vurgu yapıyor.

"HEDEFTEN ÇOK UZAĞIZ AMA REKOR PARA TOPLADIK"

2021 yılında Glasgow’da düzenlenen 26. Taraflar Konferansında (COP26) karbon vergisi ve emisyon ticareti sisteminin 2030 yılına kadar küresel emisyonların yüzde 60'ını kapsayabileceği hedefini öne sürdüğünü hatırlatan Arı, azaltım politikalarının yetersizliği ve belirlenmiş politikaların da gerektiğince uygulanamamasının, bu orana ulaşmayı engellediğine işaret ediyor. Üç yıl önce işaret edilen hedefe erişilememesine rağmen Dünya Bankasının yeni raporunda iyimser bir tablo çizmeye çalıştığına dikkat çekerek, bunun en önemli dayanağı olarak 2023 yılı sonu itibarıyla karbon fiyatlandırma gelirlerinin ilk defa 104 milyar dolarlık rekor bir seviyeye ulaşmasının gösterildiğini ifade ediyor. 

100 milyar doların, iklim hedeflerine ulaşmak için kıstas alınabilecek özel bir referans değer olmadığını belirten Arı'nın bundan sonraki değerlendirmeleri de son derece ilginç; "Rapor, bu 104 milyar dolarlık gelirin yarısından fazlasının iklim ve doğa ile ilgili programları finanse etmek için kullanıldığına dikkat çekiyor. Geri kalan meblağın ise genele yayıldığı görülüyor. Gelirlerin ne için harcandığı takip edilemiyor. Dolayısıyla bu durum gelirin fosil yakıtların sübvansiyonunda da kullanabilmesi ihtimalini de akıllara getiriyor ve sistemin yaratacağı net fayda konusunda soru işareti yaratıyor."

FOSİL YAKIT SÜBVANSİYONLARI KARBON VERGİSİNİN 12 KATI! 

Fosil yakıtlara desteğin, karbon fiyatlandırma araçlarından 12 kat fazla olduğuna dikkat çeken Arı, “Fosil yakıt sübvansiyonları, 2022 yılında yaklaşık 1.3 trilyon dolar seviyesindeydi. Bu, karbon vergileri ve ETS’lerden elde edilen gelirden tam 12 kat fazla. Bu da kaçınılmaz olarak emisyon azaltım politikalarını zayıflatıyor" diyor. Karbon fiyatlandırma piyasalarındaki ilerlemenin sınırlı oluşu ve yaşanan gecikmelerin Dünya Bankası raporunda vurgulanmadığı, hatta örtbas edildiğini kaydeden Arı, Türkiye'nin, son 6-7 rapordur, ilerleme kaydeden ve karbon fiyatlandırmayı planlayan bir ülke olarak gösterilmesine karşın Türkiye'de hâlâ bir uygulamanın başlamamış olmasının eleştirilmediğini dile getiriyor.

Arı, DB raporu ile ilgili şu değerlendirmeleri yapıyor; “Karbonun fiyatlandırılması, emisyonları sıfırlamak için asla tek başına yeterli değildir. Ancak emisyon azaltımının daha etkin olabilmesi için bir gerekliliktir. 2023 yılında elde edilen 104 milyar dolarlık gelirin hangi projelerin finansmanında kullanıldığını göstermeksizin bir başarı ya da rekor olarak sunulmasından, gerçek bir ilerleme olarak söz edilemez. Gelecekte çok daha yüksek bir bedele tüm yerkürenin katlanması gerekebilir.”

Bir yandan karbon salımının azaltılması için vergi konulurken toplanan bu verginin karbon salımının birinci derecede sorumlusu olan fosil yakıt endüstrisine aktarılması!..

Küresel ısınmada, kapitalizmin sorunun tam da kendisi olduğunu görmeden çözüm noktasında ondan bir şey beklemek sorunu daha da büyütmekten başka bir işe yaramıyor!..

Netflix'te yayımlanan ve distopik bir geleceği konu edinen Türk dizisi “Sıcak Kafa”yı seyrediyoruz sanki. Tek farkımız sadece seyretmekle kalmıyoruz, o distopik geleceğin içinde yaşıyoruz. Kapitalizm distopyanın ta kendisi çünkü!..

 https://www.evrensel.net/yazi/95034/sicak-kafa

15 Haziran 2024 Cumartesi

Danıştay “Çevre Düzeni” planının iptalini onayladı | “Amasra Termik santrali tabutuna son çivi çakıldı!”

 

15 Haziran 2024 13:06



Danıştay Amasra Termik Santrali için yapılan Çevre Düzeni planının iptal kararını onayladı. Bartın Platformu bu kararla termik santralin tabutuna son çivinin çakıldığını açıkladı!


Fotoğraf: Bartın Platformu

 

Özer AKDEMİR

Danıştay İdari Dava Daireleri Genel Kurulu (DİDDK) Amasra Termik Santrali için yapılan Çevre Düzeni planının iptal kararını onayladı. Termik santrale karşı mücadele eden Bartın Platformu bu kararla termik santralin tabutuna son çivinin çakıldığını açıkladı!

Hattat Holding'in Amasra'da inşa etmek istediği termik santral, kül barajı, dolgu alanı ve rıhtımın önünü açmak için Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı (ÇŞİB) tarafından "Zonguldak-Bartın-Karabük Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı"nda değişiklik yapılmıştı. Plan değişikliği açılan dava sonrası Danıştay 6. Dairesi tarafından iptal edilmişti. Kararın temyiz edilmesinin ardından idari yargının en üst organı olan DİDDK'ya gelen dosya burada Danıştay kararının oynanması ile sonuçlandı.

HATTAT'IN OYALAMA TAKTİKLERİ İŞE YARAMADI

Termik santral mücadelesini yürüten Bartın Platformu yargı kararı ile ilgili yaptığı açıklamada Amasra Tarlaağzı ve Gömü köylerinin Çevre Düzeni Planı'nda ormancılık, tarım, balıkçılık, turizm alanı olarak ayrılan bölgenin plan değişikliği ile termik santralin kül barajı, dolgu alanı ve rıhtım yapılamak istendiğini aktardı. Şirketin bu değişiklikleri siyasi ve ekonomik ve hemşehrilik ilişkileriyle 2016 yılında yaptırdığın ifade edilen açıklamada, "Bu değişikliğin hukuka uygun olmadığını iddia etmiş ve Danıştay'da dava açmıştık. Danıştay 6. Dairesi de bizi haklı bulmuş ve bu değişiklik kararını iptal etmişti" denildi.

BU KARAR NE ANLAMA GELİYOR?

Hattat Holding'in bir yandan bu kararı temyiz ederken öte taraftan mücadeleyi zayıflatmak için "termik santral yapımından vazgeçtim. Ben sadece kömür çıkaracağım" söylemlerini ortaya attığına dikkat çekilen açıklamada firmanın oyalama taktiğini karşı mücadelenin bırakılmadığı ifade edildi. Açıklamada mahkeme kararının ne anlama geldiği şu maddeler halinde sıraladı:

"Bu karar;

Mekânsal planlamanın Anayasası olan 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı'na göre; Amasra Tarlaağzı ve Gömü köylerinde termik santral, kül barajı, dolgu alanı ve rıhtım yapılamayacağı anlamına geliyor.

Hattat ve işbirlikçilerinin termik rüyasının bittiği anlamına geliyor.

Tarlaağzı Balıkçı Barınağı'nın kurtulduğu anlamına geliyor.

Bartın-Amasra halkının termik santral kabusunun, termikçinin yalanlarına meze olmaktan çıkıp, gerçek anlamda bittiği anlamına geliyor.

Kısacası termik santralin tabutuna son çivinin de çakıldığı anlamına geliyor."

Platform açıklamasında yıllardır mücadele sürecinin içinde yer alan Bartın-Amasra halkına teşekkür etti.

 

 https://www.evrensel.net/haber/521071/danistay-cevre-duzeni-planinin-iptalini-onayladi-amasra-termik-santrali-tabutuna-son-civi-cakildi

14 Haziran 2024 Cuma

Uludağ (T)Alan Başkanlığı yasası çıktıktan sonra neler oldu? | ÇEPEÇEVRE YAŞAM

 

14 Haziran 2024 17:28


Çepeçevre Yaşam geçtiğimiz sezonda yaptığımız programların fikri takibini sürdürüyor. Bu hafta, Uludağ Alan Başkanlığı kurulurken yayımlanan programımız eşliğinde sonraki sürece göz atıyoruz.

Fotoğraf: Özer Akdemir/Evrensel


Özer AKDEMİR

Çepeçevre Yaşam yaz döneminde, geçtiğimiz sezonda yaptığımız programların fikri takibini sürdürüyor. Bu hafta adeta “Talan başkanlığı” halinde kurulan, Uludağ Alan Başkanlığına yeniden eğiliyoruz.

Bursalıların “Talan Başkanlığı” diye adlandırdıkları Uludağ Alan Başkanlığı Kanunu 26 Ocak 2023 günü Resmi Gazete'de yayınlanarak yürürlüğe girdi. Hemen akabinde de Bursalı yaşam savunucularının “Uludağ’ın ticarethaneye çevirecekler” söylemlerini haklı çıkaran bir gelişme yaşandı. 7 Şubat tarihli Resmi Gazete’de yayınlanan yönetmelikle Uludağ Alan Başkanlığı olarak belirlenen sınırlar içerisinde sunulacak hizmetlerin ve yapılacak başvuruların tarifeleri belirlendi. Neredeyse her türlü başvuru ve işlemden para talep edilen yönetmelik değişikliğinde 1 dakikalık bir reklam filmi çekiminin saniyesi için 40.773,98 tl, dakikası için ise 2.446.380 tl ücret belirlendi!

Alan Başkanlığı Yasası ile ilgili tartışmalar sürerken ve yasa henüz TBMM’den geçmemişken Uludağ’a giderek Bursa Su Kolektifinden Caner Gökbayrak ile Çepeçevre Yaşam Programı için Alan Başkanlığı meselesini konuşmuştuk.

Konunun fikri takibini sürdürerek Uludağ’daki son duruma dair Gökbayrak’a, 12 Ocak 2023 tarihinde yayınlanan Çepeçevre Yaşam programından günümüze kadar yaşanan gelişmeleri sorduk.

DAHA ÖNCE YAŞAMADIKLARI TALANI YAPMAK İSTİYORLAR

Uludağ Alan Başkanlığı Yasası projesi özetle ne idi ve yasa ne zaman yürürlüğe girdi?

Milli Parklar, kanunla korunan, kanunla insan etkinliklerinin sınırlandırıldığı kendi doğallığına bırakılan alanlardır. Milli Parklar Kanunumuz güçlü bir koruma sağlamaktadır.

Bursa'da milli park mücadelesi açılan davalar 1990'lı yıllarda başladı. Milli Parklar içinde kanuna aykırı yapılaşmalar çoğunlukla geçmişte dava açılmayan projelerdir. AKP vandallığının Uludağ Milli Parkı'nı Davos yapma hayaliyle Uludağ'da planlanan onlarca yapılaşma projesi, Bursa Barosu ve Akademik Odalar aracılığıyla açılan davalarla iptal edildi. Şimdi, (T)Alan Başkanlığı aracılığıyla daha önce yapamadıklarını ve daha fazlasını yapmak istiyorlar.

Bursa Su Kolektifi olarak 2022 sonu ve 2023'te ulusal boyuta yaydığımız mücadelemiz aracılığıyla halkların ve muhalefet partilerinin karşı duruşuna rağmen Uludağ Alan Başkanlığı Kanunu 26 Ocak 2023 günü Resmi Gazete'de yayınlanarak yürürlüğe girdi.

Böylelikle Uludağ Milli Parkı'ndan içinde Uludağ'ı Milli Park yapan endemik çiçeklerin en yoğun bulunduğu 2100 hektar alan Milli Parklar Müdürlüğü'nden alınarak (T)Alan Başkanlığı'nın yönetimine devredildi.

ANAYASA MAHKEMESİNE AÇILAN DAVA SÜRÜYOR

Günümüzde mücadele süreci ne aşamada?

Mücadele aşamasında Bursa Su Kolektifi olarak TBMM'ye giderek görüşmelerimiz sonuç verdi. Anayasa Mahkemesi'nde dava açma yeterliliğine sahip CHP idi. Davayı açacak olan o tarihte CHP milletvekili olan Anayasa Profesörü İbrahim Kaboğlu'na davaya eklenmesi için bir tür hukuksal uygulama olan Amicus Curiae yaklaşımını kullandık. Uludağ Milli Parkı ve Alan Başkanlığı adı altında yapılmak istenen talanı Gelibolu ve Kapadokya örnekleri üzerinden anlatan detaylı bir davaya katkı raporunu dava dosyasına eklenmesini sağladık. Anayasa Mahkemesi incelemesi günümüzde de sürmektedir.

YENİ KAYNAK SULARININ KİRAYA VERİLMESİ VE ALTIN MADENİ ŞÜPHESİ

Alan başkanlığı yasası çıktıktan sonra ne gibi gelişmeler oldu?

Uludağ Alan Başkanlığı Kanunu bizim talan olarak vurguladığımız durumun ilk adımıydı. İkinci asıl vurgun 15 Temmuz 2023 günü Resmi Gazete'de yayınlanan Uludağ Alan Başkanlığı denetimine bırakılan 2100 hektar alanın milli park sınırları dışına çıkartan Cumhurbaşkanı Kararı ile uygulamaya alındı. Böylelikle Uludağ Milli Park sınırları yaklaşık 11 bin hektara düşürüldü.

Cumhurbaşkanı Kararı için Mimarlar Odası Bursa Şubesi'ne yaptığımız talep olumlu karşılık buldu ve oda tarafından dava açıldı. Dava henüz sonuçlanmadı.

(T)Alan Başkanlığı'na devredilen 2100 hektar alan içinde %2'sinden bile az yalnızca 32 hektar alana kanuna aykırı oteller yapılmasına izin verilerek birinci derece zarar verilmişti. Geri kalan %98'i Uludağ'ı Milli Park yapan yalnızca Uludağ'da yaşayan 35 endemik tür bitkinin en çok görüldüğü yayılım alanıydı. Dolayısıyla hem kanun hem de Cumhurbaşkanlığı Kararı, Milli Parklar Kanununu ezerek ona muhalefet ederek çıkartıldı. (T)Alan Başkanlığına bırakılan alanın neden bu kadar büyük tutulduğu bilinmiyor. Yeni tesisler için betonlaşmalarla birlikte milli parkı kuraklığa sürükleme pahasına olsa da yeni kaynak sularının kiraya verilmesi, daha önce işletilen vorfram ve daha önce girişimlerde bulunulan altın madenleri için olacağını düşünüyoruz. Ayrıca yeni personel alımları yapıyorlar. Kapadokya Alan Başkanlığı uygulamaya alındığında milli parktan devredilen personele mobing yaparak istifaya zorlandıklarını da biliyoruz.




Fotoğraf: Özer Akdemir/Evrensel

ALAN BAŞKANLIĞINDAN RANTA DÖNÜK BİRÇOK TALEP VAR

Bölgede gözle görülür ne gibi değişiklikle oldu?

(T)Alan Başkanlığı göreve geldiği günden bu güne yaklaşık 1,5 yıllık süreçte gözle görünür büyük yeni yapılaşmalara henüz başlamadılar. Bütün kanunlardan bağımsız hareket ettikleri için neleri planladıklarını bilmiyoruz. Biz bunlar ancak gözle görünür olduğunda farkına varacağız. Alan Başkanlığı sayfasında yayınlanan komisyon toplantı kararları detaylı olarak yer almadığı için yalnızca gündemi görebiliyoruz. Gündemlere gelen konular otel işletmeci şirketlerin daha önce yaptıramadığı rant merkezli taleplerini istekleri gibi gündeme aldırdıklarını görüyoruz. Gündemde yeni su kaynak ve ishale hattı talepleri, ağaç kesilme talepleri, orman ve endemik dokuyu yok ederek yeni kayak pistleri açılması, kayak pistlerinin düzenleme adı altında genişletilmesi, kayak pistlerine yaya girişinin kapatılması, sundurma talebi adı altında tesislerin alanlarının genişletilmesi gibi detayını bilmediğimiz maddeler yer alıyor. (T)Alan Başkanlığı 7 Şubat'ta Resmi Gazetede yayınlanan ücret tarifesiyle bir kez daha medyanın gündemine girdi. Tarifede dudak uçurtan fiyatlar sosyal medyada alay konusu oldu.

AYILARIN YAŞAM ALANI TEHDİT ALTINDA

Gelişmeler yaban yaşamını nasıl etkiliyor?

Son aylarda hala milli park sınırları içinde yer alan Sarıalan bölgesinde ayların güvenlik sorunu oluşturduğu, Milli Parklar Müdürlüğü'nün gerekeni yapmadığı yönünde haberler servis edilmeye başladı. Sarıalan'da orman içine inşa edilen kütük evlere açılan dava kazanıldığı halde mahkeme zamanında yürütmeyi durdurma vermediği için inşası tamamlandı ve bir şekilde yasallaştırıldı. Oysa ayı inleri Sarıalanda geçmişte de vardı. Buradaki amaç Sarıalan'ın da Alan Başkanlığı içine alınması için kamuoyu oluşturmaktır. Uludağ Alan Başkanlığı Kanunu'nda Cumhurbaşkanı'nın dilediği zaman sınırları genişletme yetkisini kullanarak Sarıala'ın da (T)Alan Başkanlığı sınırları içine alınması için zemin hazırlandığı anlaşılmaktadır.



11 Haziran 2024 Salı

Salihli ovası bir kabusu daha savuşturdu!

 

 11 Haziran 2024 12:29


Salihli’de 6 adet JES sondaj kuyusuna ilişkin proje Manisa 2'nci İdare Mahkemesi tarafından iptal edildi.



Fotoğraf: Özer Akdemir/EVRENSEL


Özer AKDEMİR
Manisa

Manisa’nın Salihli ilçesi Durasıllı, Beylikli ve Yeşilova Mahallelerinde AKJEO isimli şirket tarafından yapılmak istenen 6 adet JES sondaj kuyusuna ilişkin proje Manisa 2. İdare Mahkemesi tarafından iptal edildi. Manisa 2. İdare Mahkemesi geçtiğimiz nisan ayında yürütmesini durdurduğu projeye verilen “ÇED Gerekli Değildir” kararını esastan görüşerek ret kararı verdi.


Fotoğraf: Özer Akdemir/EVRENSEL

YURTTAŞLARIN DAVA GEREKÇELERİ

Şirketin Salihli Ovasındaki verimli tarım arazilerinin ortasında açmak istediği 6 JES kuyusuna Manisa Valililiği tarafından verilen “ÇED Gerekli Değildir” kararına karşı Salihli Çevre Derneği ve 6 yurttaş dava açmıştı. Davacılar Salihli ovasının verimli tarım arazilerine sahip olduğu, ilin tamamına yakınının tarımla uğraştığı, tüm su ihtiyacının Gediz havzasının yer altı sularından karşılandığı, JES'ler için en az 2 bin metre yer altına inildiği, bu kadar derinden kaynak çıkarılırken beraberinde atıkların da çıktığı, çıkan atıkların toprağı kirleteceği ve tarıma zarar vereceği, projenin çevresel etki değerlendirmesine tabi tutulması gerektiği gibi gerekçelerle projenin ÇED Gerekli Değildir kararının iptalini istiyordu. Dava sürecinde yapılan bilirkişi keşfi sonrası hazırlanan raporda da benzer görüşler ortaya konunca mahkeme Nisan 2024 tarihinde projenin yürütmesini durdurmuştu.

MAHKEME KARARINI HANGİ GEREKÇELERE DAYANDIRDI?

Geçtiğimiz günlerde davayı esastan görüşen mahkeme dosyada bulunan bilgi ve belgeler ile bilirkişi raporunu birlikte değerlendirerek kararını verdi. Mahkeme heyeti oy birliği ile aldığı kararın gerekçesini şu maddelere dayandırdı;


Sondajlar için yer seçimi, kuyu teçhiz planları, jeotermal akışkanın kimyasal özellikleri, akış testleri ve çevresel etkileri, sistemden salınacak gazların etkileri ve önlenmesi gibi konuların yeterli düzeyde açıklanmadığı, yüzey ve yeraltı suları ile tarımsal toprakların kirletilme potansiyeli mevcut olduğu PTD raporu ve eklerinde söz konusu etkinliğin çevresel etkilerinin ve bu etkilerin en aza indirilmesi konularının jeolojik ve hidrojeolojik yönlerden yeterli olmadığı mevcut işletme şeklinin doğaya, toprağa veya tarıma yönelik olumsuz etkilere neden olacağı PTD raporunda söz konusu sondaj işleminde kesilebilecek jeolojik birimler hakkında yeterli jeolojik ve jeofizik veri olmadığından, sondajlar sırasında yüzey ve yeraltı suları ile tarım alanları için önemli riskler oluşabileceği test sularının yönetimiyle ilgili mühendislik olarak uygulanabilir bir yöntemin sunulmadığı, sondaj çamuru havuzlarının kapasitesinin olası riskler için düşük bulunduğu

SALİHLİ HALKININ HAKLILIĞI BİR KEZ DAHA KANITLANDI

Karara ilişkin değerlendirmelerde bulunan Salihli Çevre Derneği adına davanın avukatı Yıldıray Çıvgın mahkeme kararının Salihli halkının çevre konusunda, jeotermal elektrik santrali konusunda haklılığını bir kez daha kanıtladığını söyledi. 

 https://www.evrensel.net/haber/520717/salihli-ovasi-bir-kabusu-daha-savusturdu?utm_source=whatsapp

10 Haziran 2024 Pazartesi

Ayvalık’ta prina fabrikasının çevre izin lisans iptal edildi: “Artık bahçelerimiz prina değil çiçek kokacak”

 

10 Haziran 2024 15:13


Balıkesir Ayvalık’ta yıllardır koku ve çevre kirliliği kaynaklarından olan Doğuş Prina Fabrikasının çevre izin ve lisans iptal edildi. Ayvalıklılar “Artık bahçelerimiz prina değil çiçek kokacak” dedi.



Fotoğraf: Ayvalık Tabiat Platformu

 

Özer Akdemir
Balıkesir

Balıkesir Ayvalık ve çevresinde yıllardır çok ciddi bir koku sorunu ve çevre kirliliği kaynaklarından olan Doğuş Prina Fabrikasının çevre izin ve lisans belgesi mahkeme tarafından iptal edildi. Balıkesir 1. İdare Mahkemesi kararını firmanın çevreye zarar verdiğini ortaya koyan bilirkişi raporuna dayandırdı.

PRİNA ATIKLARI YOLA VE DEREYE AKMIŞTI


Fotoğraf: Ayvalık Tabiat Platformu

İzmir Çanakkale yolu Ayvalık sapağında bulunan prina fabrikasında 15/12/2020 tarihinde pirina havuzunun istinat duvarının patlaması ve yıkılması sonucunda pirina malzemelerinin Çanakkale - İzmir karayoluna akmış, atık sular Nikita Deresine tahliye edilmişti. Yaşananları “çevre katliamı” olarak niteleyen Ayvalık belediyesinin firmanın çevre izin lisansı iptali için açtığı davada Firmanın kamu zararına neden olduğu, evrakta sahtecilik yapılarak isletmenin ÇED kapsam dışı bırakıldığı, şirket bacasından çıkan dumanın kötü kokuya neden olduğu, atıksıların doğaya bırakıldığı, çevreye kasten zarar verildiği, işletmenin birinci derece sit alanında bulunduğu iddialarıyla isletmenin hava emisyon ve tehlikesiz atık geri kazanım konulu çevre izin ve lisans belgesinin iptalini istedi.

YEREL MAHKEMENİN DAVAYI REDDETMESİ İSİTİNAFTAN DÖNMÜŞTÜ

Dava Balıkesir 1. İdare Mahkemesi tarafından reddedilince dosya İstinaf Mahkemesi’ne taşınmıştı. İstinaf Mahkemesi olan Bursa Bölge İdare Mahkemesi 3. İdare Dava Dairesi uzman bilirkişilerin mahallinde keşif yaparak şikayetleri incelemesi gerektiği yönünde yerel mahkemenin kararını bozmuştu. Yeniden görülen davada yapılan bilirkişi keşfinde “Nikita deresine ve isletmenin olduğu bölgeye tasması sonucunda atığın toksik özelliği nedeniyle dere ve etki çevresinde çevre kirliliğinin gerçekleştiği kanaatine varılmıştır." İfadelerini yer verilmişti.  

ÇEVREYE ZARARI AÇIKÇA TESPİT EDİLDİĞİNDEN…

Bilirkişi raporunu hükme esas alınabilecek nitelikte bulan mahkeme oy birliği ile “bilirkişi raporunda belirtildiği üzere müdahil isletme faaliyetlerinin çevreye zararına ilişkin tespitin açıkça ortaya koyulduğu görüldüğünden, belirtilen mevzuat hükmü gereği müdahil şirket adına düzenlenen çevre ve izin belgesinin iptali gerektiği” sonucuna vardı.

Ayvalık Tabiat Platformu mahkeme kararını “Bahçelerimiz pirina değil, çiçek koksun diye mücadele ettik, başardık!” açıklaması ile duyurdu.

 https://www.evrensel.net/haber/520646/ayvalikta-prina-fabrikasinin-cevre-izin-lisans-iptal-edildi-artik-bahcelerimiz-prina-degil-cicek-kokacak?a=4fb

Maden Yalnız Efe’nin bahçesine dayandı

 

10 Haziran 2024 13:33


Efemçuru Altın Madeni’nde üretim arttırmak için kaçak sondaj yapan TÜPRAG Metal Madencilik, altın madenine karşı tek başına direnen “Yalnız Efe”nin bahçesine dayandı.



Fotoğraf: Özer Akdemir/Evrensel


Özer AKDEMİR
İzmir

Kanadalı altın tekeli Eldorado Gold’un Türkiye’deki uzantısı TÜPRAG Metal Madencilik, 14 yıldır işlettiği Efemçukuru Altın Madeni’nde üretimi artırmak için sondaj çalışmalarını sürdürüyor. Efemçukuru-Kavacık köyleri arasındaki doğal sit alanında kaçak sondaj yaptıkları ortaya çıkan şirket şimdi de yıllardır altın madenine karşı tek başına direnen “Yalnız Efe” lakaplı Ahmet Karaçam’ın bahçesine dayandı.

TEK BAŞINA MADENE DİRENİYOR

Köyde altın madenine arazilerini astronomik tekliflere rağmen satmayan ve arazisi için Bakanlar Kurulunca verilen acele kamulaştırma kararına karşı dava açıp kazanan keçi çobanı Ahmet Karaçam mücadelesini tek başına sürdürüyor. Yoksul bir köylü olmasına rağmen madene karşı yıllardır direnişini sürdüren Efemçukuru’nun Yalnız Efesi, arazisinin yanı başında başlayan maden sondajlarının durdurulması için Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğüne dilekçe verdi.

"KİRLENMEYE YOL AÇIYOR"

Karaçam’ın avukatı Arif Ali Cangı tarafından verilen dilekçede, sondaj faaliyetleri nedeniyle Karaçam’ın taşınmazının da bulunduğu alanda toprak, yer altı suyu ve çevrenin geri dönüşü olmayacak şekilde kirlenmesine yol açıldığı dile getirildi.

Dilekçede, “Zaman geçirilmeden gereken inceleme ve denetimin yapılmasını, müvekkilin taşınmazında ve çevrede ciddi kirlenmeye yol açan faaliyetlerin durdurulmasını, yasal yaptırımların uygulanmasını, başvurumuz üzerine yapılan işlemler ile sondaj faaliyetine ilişkin çevresel etki değerlendirme izni olup olmadığı konusunda tarafımıza bilgi verilmesini talep ediyoruz” denildi.


"SON DEREMİZİ DE KURUTACAKLAR"

Karaçam'ın oğlu Celal Karaçam da “Sondaja karşı çıktım. ‘Tapulu arazimiz, karışamazsınız’ diyorlar. Bizim arazinin etrafını delik deşik ettiler. Bizim orada cevizimiz, zeytinimiz, ekip biçtiğimiz bahçemiz var. Bu sondajlar nedeniyle su kuyusu da kuruyacak. Köyün etrafındaki birçok dere kurudu. Tek kalan Karapınar deresini de kurutacaklar” dedi.

Sondaj sırasında kimyasal maddeler de kullandığını; yağ, mazot gibi atıkların etrafı kirlettiğini söyleyen Karaçam, “Sondajda çalışanların bir kısmı bizim köylüler. Kimse ses çıkaramıyor. ‘İşten çıkarırım’ diye tehdit ediliyorlar” diye ekledi. 

 https://www.evrensel.net/haber/520635/maden-yalniz-efenin-bahcesine-dayandi?a=8e3a0

Marmara Denizi de Karadeniz de hasta! (Pazartesi yazısı)

 

 10 Haziran 2024 04:26




Fotoğraf: DHA

      

 Özer Akdemir


Tüm yazıları

Yaz aylarının başlaması ile birlikte sıcaklıklar da hissedilir derecede arttı. Meteorolojinin verdiği bilgiye göre son bir haftadır hava sıcaklığı, mevsim normallerinin 3-10 derece üzerinde seyrediyor. Önümüzdeki hafta da “Cezayir sıcakları”nın hüküm süreceği söyleniyor. Sıcaklık, kuraklık, susuzluk ve son dönemlerde müsilaj tehlikesi...

MÜSİLAJ TEHLİKESİNE KARŞI NE YAPILDI?

Ülkemizde, küresel ısınmanın yanı sıra evsel, deniz taşımacılığı ve sanayi kirliliğinin en yoğun olarak gözlemlediği denizlerden birisi kuşkusuz Marmara Denizi. Müsilaj tehdidinin iyice kendini gösterdiği denizin, bu tehditle yeniden yüzleşmemesi için şu ana kadar atılan somut hiçbir adım yok desek yalan olmaz. Bu durum haliyle Marmara Denizi’nin birçok yönden bir sorun yumağı olmasına ve gideren ölü bir deniz haline gelmesi yolunda hızla ilerlediğini gösteriyor.

MARMARA DENİZİ GÜNÜ

Son üç yıldır 8 Haziran tarihi Marmara Denizi Günü olarak kutlanıyor. Oysa tüm araştırmalar Marmara Denizi’nin çok yoğun bir şekilde kirlilik baskısı ile karşı karşıya olduğunu ortaya koyuyor.

Marmara Denizi 1980’lerden bu yana artan insan kaynaklı baskılar nedeniyle belirgin şekilde zarar görüyor. Denizi çevreleyen yedi ilin en az 25 milyonluk nüfusu ve özellikle İzmit Körfezi’nde yoğunlaşan sanayi; kentsel ve endüstriyel kirlilik yaratıyor. İzmit’in yanı sıra Gemlik, Bandırma ve Tekirdağ’daki limanlar da gemicilik kaynaklı kirliliğe sebep oluyor.

Marmara Denizi kentsel ve endüstriyel kirliliğin yanı sıra aşırı avcılık ve iklim değişikliği baskısı altında. Bu nedenle deniz ekosistemi son 50 yılda telafisi mümkün olmayacak şekilde bozuldu. Bilim insanlarına göre Marmara Denizi “hasta” ve ekosistemi, eski haline döndürülemeyecek şekilde zarar görmüş durumda.

BÜYÜK AVCI BALIKLARI ARTIK YOK!

Büyük avcı balıklarının Marmara Denizi’nden kaybolması, sistemin bu türleri barındıramayacak hale geldiğine işaret ediyor. Yapılan araştırmalara göre bugün Marmara’daki balıkçılığın yüzde 90’ını yalnızca 11 tür oluşturuyor. Bu türlerin başında, av verimi her geçen yıl azalan hamsi geliyor. 

İstanbul Üniversitesi Deniz Bilimleri ve İşletmeciliği Enstitüsünden Prof. Dr. Nazlı Demirel bu konuyu araştıran bilim insanlarından birisi. Marmara Denizi’nin, yüz ölçümü anlamında diğer denizlerimizden çok daha küçük olmasına karşın balıkçılık anlamında verimli olduğunu belirten Demirel, 2000’li yılların sonuna kadar Türkiye balıkçılığındaki payının, Akdeniz ve Ege’den yüksek seyrettiğini aktarıyor.

Marmara Denizi ekosisteminin, temelde insan kaynaklı çevresel etkiler yüzünden, son 30 yılda önemli değişim ve dönüşümler geçirdiğini belirten Demirel kendisinin de içinde yer aldığı bir grup bilim insanı tarafından 2023 yılında yayımlanan bir çalışmaya göre Marmara Denizi ekosisteminin dirençliliğinin, son 30 yılda insan kaynaklı rahatsızlıklara karşı hiç olmadığı kadar kırılgan olduğuna dikkat çekiyor.

EKOSİSTEMİN DENGE EŞİĞİ AŞILDI

Yine 2023 yılında yayımlanan bir başka araştırmada son 35 yılda Marmara Denizi’nde yaşanan değişimlere kapsamlı bir şekilde bakmaya çalıştıklarını dile getiren Demirel, “Bugün geldiğimiz noktada, Marmara’nın 40-50 yıl önceki eski haline dönebilmesi mümkün görünmüyor. Bu nedenle de gözlenen değişiklikleri, ekosistemin denge eşiğinin aşıldığı ‘Doğrusal olmayan ekolojik rejim kayması’ olarak tanımlıyoruz” diyor.

Marmara Denizi’nde kaybolan türler arasında büyük, avcı türlerin bulunmasının ekosistemin dengesinin giderek bozulduğuna yönelik önemli bir gösterge olduğunu ifade eden Demirel, “Besin zincirinin üst basamaklarında ne kadar tür varsa, sistemin de o türleri besleyebilecek kapasitede olduğunu söyleyebiliriz. Marmara, iki tane dar boğaz ile daha büyük denizlere bağlanan ve su sirkülasyonu sınırlı olan, küçük bir deniz. Açık bir deniz olmadığı için tüm bu olumsuzluklar karşısında kendini hızlıca yenileyebilecek kapasitesi yok. Nitekim 2000’li yılların ortasından itibaren Marmara Denizi’nde balıkçılık kaynaklarının veriminde de ciddi bir düşüş yaşandı. Bugün Marmara’da, 48’i balık ve 16’sı kabuklu tür olmak üzere 64 türün avcılığı yapılıyor. Ancak avcılığı yapılan tür sayısı yıldan yıla azalıyor. Nitekim son yıllarda Marmara’daki toplam balıkçılığın yüzde 90’ını yalnızca 11 tür oluşturuyor (hamsi, istavritler, sardalya, palamut, lüfer, mezgit, tekir, kefal ve derin su pembe karidesi). Balıkçılığımızın en önemli türü olan hamsinin her geçen yıl av verimi giderek azalıyor. Çalışmalarımız şunu gösteriyor: Sardalya hariç tüm stoklar üzerinde aşırı avcılık baskısı var.”

Demirel, etkisini giderek arttıran iklim değişikliğinin tüm sorunları büyüttüğüne dikkat çekerken küresel ısınmayı sınırlandırma mücadelesinde 1.5°C eşiğinin oldukça önemli olduğunun altını çiziyor. Oysa yeni yapılan araştırmalarda bu eşik çoktan aşıldı!..

DÜNYA MARMARA DENİZİ’NDEN DERSLER ÇIKARMALI

Akdeniz’deki yabancı istilacı türler üzerine çeşitli bilimsel çalışmalar yürüten Deniz Biyoloğu Dr. Aylin Ulman ise Marmara Denizi’nin geldiği durumun dünyanın dersler çıkarmak için inceleyebileceği önemli bir örnek olduğunu söylüyor:

“Bugün birçok balık türü için geri dönülemeyecek, toparlanmalarına imkan vermeyecek bir noktadayız çünkü Marmara’nın ekosistemi tamamen değişti. Bugün deniz tamamen hasta; ne Karadeniz ne de Marmara, artık sağlıklı değil. Bir denizdeki tür sayısı arttıkça, direnci de artıyor. Ancak denizdeki biyoçeşitliliğin yüzde 80'ini yok ettiğinizde bu mümkün değil.' Karadeniz ve Marmara Denizi arasında çok yakın bir ilişki var; birinde yaşanan durum ne yazık ki diğerini de etkiliyor. Bu anlamda Marmara Denizi, küçük kararların ne gibi sonuçlara yol açabileceğini göstermesi açısından tüm dünya için önemli bir örnek diyebilirim.”

Marmara Denizi ve Karadeniz'in geri dönüşü olmayan bir hastalığın pençesinde olduğunu söylüyor bilim insanları. Veriler ölü denizler olmaya bir adımları kaldığını gösteriyor. Doğanın kendini iyileştirmesini beklemek, bunun için de onu hasta eden ne varsa durdurmak ve hatta yok etmekten başka şansımız yok gibi!..

 https://www.evrensel.net/yazi/94997/marmara-denizi-de-karadeniz-de-hasta

Yüzyıllar boyu sürecek kirlilik kaynakları: Maden atıkları

  @ozer_akdemir atık havuzlarının, pasa yığınlarının, “cehennem çukurları” denilen açık ocakların büyük riskler taşıdığını vurguladığı yazı...