23 Aralık 2001 Pazar
Sözleşmeler işsizlikle eşanlamlı
İZMİR - BES İzmir Şubesi tarafından düzenlenen "Kamu Bankalarının Yeniden Yapılandırılması" adlı panelde, kamu bankalarının diğer özelleştirme uygulamalarında olduğu gibi ülke ekonomisini tamamen eline geçirmek isteyen uluslararası sermayenin politikaları nedeniyle tasfiye edilmek istendiğinin altı çizilerek, bankaların özelleştirilmesine ancak toplumundaki tüm emekçilerin ortak mücadelesi ile engel olunabilineceğine vurgu yapıldı. Atatürk Kültür Merkezi Tiyatro Salonu'nda yapılan panele kamu bankalarında çalışan emekçiler, şube müdürleri ve banka müfettişleri katılırken, KESK Genel Başkanı Sami Evren de mesaj gönderdi. Panelin açılış konuşmasını yapan BES İzmir Şube Başkanı Ramis Sağlam, İMF, DB politikalarının ülkeye yansımalarından kamu bankalarının da üzerlerine düşen payı aldığını belirterek, Arjantin'de yaşanan olayların bu politikaların varacağı noktayı en açık şekilde ortaya koyduğunu söyledi.
Bize başka türlü öğretmişlerdi oysa!
Birçok şeyin artık net olarak görüldüğünü, bu nedenle herşeyden önce bir eylem planının, bir mücadele hattının ortaya konulması gerektiğini söyleyerek konuşmasına başlayan Gazi Üniversitesi Öğretim Üyesi Aziz Konukman, krizden sonra Bankacılık Düzenleme Denetleme Kurulu'nun (BDDK) yaptığı açıklamaların yalan ve çarpıtılmış bilgilerden oluştuğunu aktardı. BDDK'nın kirizin derinleşmesinden kamu bankalarının sorumlu olduğu, bunun da banka sayısının fazlalığından kaynaklandığı yönündeki tesbitinin neo-liberal politikalar uygulamakla övünen bir ülke de edilebilecek en "enteresan" laflardan biri olduğuna dikkat çekerek, "Bize iktisat derslerinde tam tersini söylemişlerdi oysa; 'Rekabet için firma sayısının artması gerekir' demişlerdi! Diyelim ki banka sayısı fazla, bunu yaratan yine siyasi iktidarlar değil mi?" diye konuştu. BDDK'nın kamu bankalarıyla ilgili ortaya attığı "görev zararları" olgusunun da büyük bir yalan olduğunu söyleyen Konukman, Cumhurbaşkanlığı Yüksek Denetleme Kurulu ve Sayıştay 2000 raporlarındaki verilerin bu söylemin ne derece büyük bir yalan olduğunu ortaya koyduğunu vurguladı.
Sınıfsal yön gizleniyor
Bankaların sermayesinin düşük olduğu yönündeki söylemlerin de gerçekle ilgisinin olmadığını dile getiren Konukman; "Kriz başlamadan hemen önce Bankalar Birliği Raporunda bankaların sermayesinin yetersizliği diye birşey söz konusu bile edilmemiş. Bu, krizden sonra oluşan bir durum. Siyasi iktidar sermayeden vergi almak yerine yüksek faizli borç almayı tercih etmekle çok büyük bir sınıfsal tercih yapmıştı. Bu nedenle vergi gelirleri azaldı. Para basamadılar çünkü İMF engel oldu. Üçüncü yol borç almaktı, bunun alt yapısı oluşturuldu ve yüksek faizli iç ve dış borçlanmaya gidildi. Kamuya verilen para için yüksek faiz istenmesi, bize öğretilenlere göre abesle iştigaldi oysa. Böyle birşey devlete güvenmemekle eş anlamlıydı. Yapılan da bu oldu" dedi. Medyanın bilinçli bir şekilde kamuoyunu tek tek hırsızlara, talancılara yönlendirerek işin asıl önemli yönünü, sınıfsal yönünü gizlediğini aktaran Konukman, esas büyük hortumlamanın şu anda yasal dayanaklarla yapıldığını ve medyanın bunu gizlediğini söyledi. Türkiye ekonomisinin canlandığına dair en küçük bir belirti olmadığına değinen Konukman, Arjantin'de olanların her an biz dede olabileceğine dikkat çekerek; "Çok ciddi bir dönemdeyiz. Hepimizin çocuklarının geleceği ipotek altında" diye konuştu.
POAŞ, özelleştirmenin ne olduğunu anlatıyor
Konukman'dan sonra konuşan Petrol-İş Aliağa Şube Başkanı İskender Büyükçolak, bankacılık sektörünün üzerinde dolaşan özelleştirme ateşinin kendi işkollarında uzun zamandır yaşandığını aktararak, özellikle ülke açısından stratejik bir konumda olan petro-kimya sektöründeki özelleştirmelerin başlangıcı ve geldiği noktaları anlattı. Bu özelleştirmeler karşısında sendika olarak önemli sayılabilecek bir duruş sergilediklerini söyleyen Büyükçolak, "Tüm mücadelemize rağmen özellikle POAŞ'ın özelleştirilmesi noktasında başarılı olduğumuz söylenemez. Halka arz şeklindeki özelleştirmelere kesinlikle karşı koyamadık. PETKİM ve Tüpraş'taki halka arzların önünde duramadık." dedi. Petrol sektörünün en kritik ayağı olan dağıtım sektöründe çok büyük bir kuruluş durumundaki POAŞ'ın ülke ekonomisi açısından önemini ve özelleştirilmesi sürecini aktaran Büyükçolak, zincirin son ve en karlı halkası olan POAŞ'ın tam anlamıyla özel sektöre bırakıldığını, son halkaya sahip olanın da zincirin hepsine sahip olacağının herkesçe bilindiğini dile getirdi. POAŞ'ın özelleştirilmesinden sonra yaşanan işçi kıyımı ve sendikasızlaşmaya da değinen Büyükçolak, "POAŞ'ta özelleştirmeden sonra yüzde 80'leri bulan bir işsizleştirme gerçekleştirildi. Bu aynı zamanda sendikasızlaştırmakla eş anlamlıydı. POAŞ'ta ki işçi sayısı 1140'a düştü. Bu sayının sadece 575'i sendikalı. Bu ise şu an için POAŞ'ta yetkisiz bir sendika konumuna düştüğümüzü gösteriyor. Toplu sözleşme yaptık ama önümüzü göremiyoruz" diye konuştu. Özelleştirmelere karşı yaşanan örnek direnişler olduğunu, Eti Bor işletmelerinin, Yatağan işçilerinin, SEKA işçilerinin direnerek özelleştirmelerin önlenebileceğini gösterdiğini belirten Büyükçolak, "Herkes kendi üzerine düşen karı eritmeye çalıştı. Oysa ki özelleştirmeler karşısında sınıf bütünlüğü içinde hareket etmeliyiz" dedi.
İş mevzuatına kesinlikle geçmeyin!
Büyükçolak'ın ardından konuşan sendika avukatı Hasan Hüseyin Evin ise yeniden yapılandırma kavramının bütün özelleştirme uygulamalarının sihirli sözcüğü olduğunu dile getirerek, uluslararası sermayenin paylaşımı sağlayabilmek için işbirlikçisi siyasi iktidarlar eliyle yürürlüğe soktuğu MAİ, MİGA ve Uluslararası Tahkim gibi yasaların ne anlama geldiğini anlattı. Kamu Bankaları'nda çalışan emekçilere sözleşmeli personel olma dayatmasının yapıldığını bunun iş güvencesinin ortadan kalkması anlamına geldiğini belirten Evin, sözleşmelerin imzalanması durumunda tabi olunacak iş yasasının emekçilerin işten çıkarılabilmeleri için patronlara geniş olanaklar tanıdığını dile getirdi. Banka emekçilerinin 'Sözleşmeyi imzalamazsam başka kurullara gönderirler' gibi bir düşünceye kapılmamalarını isteyen Evin, "Gönderileceğiniz başka bir kurum yok çünkü. Başbakanlığın kurumların norm kadrolarıyla ilgili genelgesi açık." dedi. Evin, bir hukukçu olarak banka çalışanlarına kesinlikle sözleşmelere imza atarak iş mevzuatına geçmemelerini tavsiye etti. Panelin ikinci bölümü soru-yanıt şeklinde geçti. (Evrensel)
12 Aralık 2001 Çarşamba
"Emperyalistler 19113'ün rövanşını alıyor"
İZMİR - İMF'nin talimatları doğrultusunda diğer dört bankayla birlikte Tarişbank'ın TMSF'ye devredilmesi DİSK Bank-Sen üyesi banka çalışanları ve sendika yöneticilerinin katıldığı bir basın açıklamasıyla protesto edildi. Tarişbank Genel Müdürlük Binası önünde yapılan basın açıklamasına "İMF elini Tarişbank'tan çek" ve "Üretici-çalışan elele bankamıza sahip çıkmaya" yazan dövizlerle katılan banka çalışanlarına, DİSK Ege Bölge yöneticileri de destek verdiler. Eylemde konuşan DİSK Bank-Sen Yönetim Kurulu üyesi Turgay Gökal, Tariş ve Tarişbank'ın emperyalistlerin ve onların yerli işbirlikçilerinin soygununa karşı 1913'te kurulduğunu hatırlatarak, yürütülen politikalarla 1913'ün rövanşının alınmasının amaçlandığını dile getirdi. Tarişbank'ın geçmiş hükümetlerin de altında imzası bulunan politikaları nedeniyle büyük sermayedarlarda kredi batırdığını aktaran Gökal, bankanın çiftçide ve emekçide batmış parasının olmadığını söyledi. Gökal, "Tarişbank'la birlikte 120 bin Tariş ortağı birilerine peşkeş çekilmek istenmektedir. Tefecilik yasal boyutta yaşama geçirilecek, Ziraat Bankası'ndaki sübvansiyonların kaldırılmasındaki politikalarla, Tariş ortağı küçük köylünün toprağını ve ürününü ucuza kapatma politikaları tamamlanacaktır. Tarişbank'ın, Tariş ortakları ve emekçilerin elinden alınmasına izin vermeyeceğiz" diye konuştu. DİSK Merkez Yöneticisi Musa Çam'ın da bir konuşma yaptığı eylemde "İMF elini Tariş'ten çek", "İMF defol bu memleket bizim", "Başkent Ankara Washington değil" sloganları atılırken, kapatılan Emlak Bankası çalışanlarının gönderdiği destek masajları da okundu. (Evrensel)
16 Ekim 2001 Salı
"Kavga değil mücadele zamanı"
İZMİR - DİSK'e bağlı Genel-İş Sendikası, İzelman'da kurulan şubeler ve Genel-İş'ten ihraç edilen eski 3 No'lu Şube yöneticileriyle ilgili olan mahkeme kararları konusunda bir basın açıklaması yaptı. Sendikanın 4. Bölge Şubesi'nde yapılan basın açıklamasında konuşan DİSK Ege Bölge Başkanı Kani Beko, ülkenin savaşın eşiğine getirildiği, yüzbinlerce insanın açlık çektiği, krizin faturasının çalışanların üzerine yıkılmaya çalışıldığı bir ortamda, DİSK olarak işsizlik, yoksulluk ve yolsuzluğa karşı uzun bir yürüyüş başlattıklarını hatırlatarak, bu mücadelenin dışında koltuk kavgası için yapılan manevraların DİSK'in geleneğiyle bağdaşmadığını dile getirdi. Sendika mülkiyetinde iken satılan, ancak tapu işlemleri tamamlanmadığı için halen Genel-İş'in mülkiyetinde görülen eski binalarının DİSK ve Genel-İş'le hiçbir bağı olmayan kişilerce işgal edildiğini söyleyen Beko, sendikanın antentli kağıtlarını kullanarak İzelman işçileri üzerinde hesaplar yapan bu kişilerin, böylesine sorunlarla boğuşulan bir ortamda davranışlarının düşündürücü olduğunu aktardı. Beko, Genel-İş sendikasının 8.07.2001 tarihinde, divan başkanlığını DİSK Genel Başkanı Süleyman Çelebi'nin yaptığı Olağanüstü Genel Kurulu'nda, İzmir eski 3 No'lu Şube girişimci kurul üyelerini, sendika yöneticiliği ve üyelikten sürekli olarak kesin ihraç ettiğini hatırlatarak, "İşçi sınıfının iradesi, demokratik sendikal işleyiş ve tabanın sözü, kararı budur" dedi. Genel Kurul'da ihraç edilen eski 3 No'lu Şube girişimcilerine,"Yeni kurulan İzmir Genel-İş 1 Nolu ve 3 Nolu şube müteşebbis heyet için 'naylon şube' deyimini kullanan eski 3 nolu girişimci kurul üyeleri, size soruyorum; sizin atamanız yapıldığı zaman siz İzelman işçisi değildiniz. Genel Hizmetler işkolunda bir günlük iş hayatınız yoktu. Yasalara bile aykırı bir durumda sizlerin maaşlarını vererek atamalarınızı yaparken neden Genel-İş Genel Merkezi'ne tüzüğe aykırı karar veriyorsunuz demediniz?" diye seslenen Beko, eski 3 Nolu şube girişimcilerinin naylon şube dedikleri 1 ve 3 nolu şubelerin, İzelman işyerinin dağınıklığı ve sayıca fazla oluşu dikkate alınarak, daha iyi hizmet verebilmek amacıyla oluşturulduğunu sözlerine ekledi. 1 ve 3 nolu şubelerin en kısa zamanda sandıkları İzelman işçilerinin önüne koyacağını söyleyen Beko, bu şekilde işçilerin demokratik bir şekilde kendi yöneticilerini seçeceğini sözlerine ekledi. Çok sayıda İzelman işçisinin de katıldığı basın açıklaması "Yaşasın DİSK, yaşasın Genel-İş" sloganları ile sona erdi. (Evrensel)
26 Eylül 2001 Çarşamba
Tuna'nın Gorki'si: İstrati
Arap ezgileri...
Savruluş
Dikenlerin peşi sıra...
5 Ağustos 2001 Pazar
Hazin bir yol hikâyesi
Hazin bir yol hikâyesi
Özer Akdemir
Küçükkuyu'dan Assos (Behramkale)'a Mitoloji'de Işıklar Sahili adıyla geçen masmavi deniz ve zeytin ağaçlarının eşliğinde ulaşılır. Birçok mitolojik öykünün beşikliğini yapan İda Dağı'nın eteklerinde yer alan yöre, dünya üzerinde, uzaydan fotoğrafı en net şekilde çekilebilen ve havadaki oksijen yoğunluğu en fazla olan yerlerden biridir. Kuzey Ege'nin bâkir kalabilmiş tek yeri olmasının yanında, bölgenin bilinen en önemli antik yerleşimi olan Assos'la birlikte, Lamponei ve Gargara Antik Kentleri'nin kalıntılarının da bulunduğu yöre, 1991 yılında 1. Derece Doğal SİT Alanı ilan edilmişti. Antik kalıntıları nedeniyle turizm açısından taşıdığı önemle birlikte, henüz kirletilmemiş olağanüstü bir ekolojik yapıyı da bünyesinde barındıran bölge, Çanakkale-İzmir Karayolu'nun Ayvacık-Küçükkuyu kesiminin Assos sahilinden geçirilmesi doğrultusunda çalışmaları başlatılan karayolu nedeniyle tüm bu özelliklerini kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya.
Tarih yağmaya açılıyor
12 metre asfalt ve 20 metre genişlikte bir güzergâhta açılacak olan yolun, 40 metre istimlak genişliği bulunuyor. Resmi ağızlarca yol yapımı için en az 20 bin zeytin ağacının kesileceği söyleniyor. Yapımı süren yol, yörenin doğal SİT karakterini yok edeceği gibi, yapılaşmayı da artıracak. Yol güzergâhındaki zeytinliklerin bazı çevreler tarafından satın alınması buralardaki rant hesaplarının daha şimdiden başladığının bir göstergesi. Ülkenin birçok yerinde olduğu gibi Assos'ta da doğa ve tarih bir avuç para için yağmaya açılmak üzere. Standardı düşük olan mevcut Ayvacık-Küçükkuyu arasındaki 10 kilometrelik yolun iyileştirilmesi yerine, 31 kilometrelik yeni bir yol yapmak, üstelik yörenin antik özelliğini ve hassas ekolojik dengesini altüst etmek uğruna böyle bir işe kalkışmak, birtakım çıkar çevrelerine rant kapısı yaratmaya çalışmaktan başka ne ile açıklanabilir ki? Yol yapımına başlanması ile birlikte, 28 Temmuz 2000 tarihinde, Assos'un Kozlu köyünde "Assos Sahil Yolu ve Karayolu Politikasında Çevre" başlıklı bir panel yapılmıştı. TMMOB Mimarlar Odası Genel Başkanı Oktay Ekinci, Mimarlar Odası Balıkesir ve Çanakkale şube başkanları, Çanakkale Belediye Başkanı ve Altınoluk-Körfez Belediyeler Birliği Başkanı'nın konuşmacı olarak katıldığı panel de, yapılmak istenen yolun yörenin SİT dokusuna vereceği zararın yanında kanunlara da aykırı olarak gündeme getirildiği belirtiliyor, "Truva'dan Küçükkuyu'ya kadar bakir kalan tüm bölgenin sözde "kalkınma" adına, imar rantına teslim edileceği"nin altı çiziliyordu.
Kim takar yasaları
1992 tarihli Kıyı Kanunu'nun 1. maddesi; "Sahil Şeridi kıyı kenar çizgisinden itibaren kara yönünde yatay olarak en az 100 metre genişliğinde alandır. Sahil şeridinde yapılacak yapılar kıyı kenar çizgisine en fazla 50 metre olabilir. Taşıt yolları sahil şeridinin kara yönünde, yapı yaklaşma sınırı gerisinde kalan alanda düzenlenebilir" diyor. Yani yapımı süren yol kıyı kanunlarına tamamen aykırı bir şekilde yapılıyor. Yine 1995'te yürürlüğe giren "Zeytinciliğin Islahı ve Korunmasına Dair Yasa"da yer alan "Zeytinlik alanları daraltılamaz ve yok edilemez" hükmüne rağmen 31 kilometrelik uzunluk, 40 metre genişliğindeki bir alanda yeşil doku yok ediliyor, 20 bin zeytin ağacı kesilebiliyor. Yürürlükteki kanunlara da açıkça ters düşen, yörenin tarihi ve çevresel dokusunu tahrip edecek olan bu girişime Çanakkkale Koruma Kurulu tarafından geçtiğimiz günlerde izin verildi. Konuyla ilgili Kültür Bakanlığı Kültür Tabiat Varlıklarını Koruma Genel Müdürlüğü'ne ayrıntılı bir açıklama gönderen Mimarlar Odası Genel Merkezi, yol yapımının yasal ve teknik sakıncaları yanında mevzuata da aykırı yönlerinin bulunduğunun altı çizilerek, konunun bir kurul toplantısında yeniden görüşülmesini talep etti. Gözleri para ve ranttan başka bir şey görmeyen çevreler, binlerce yıllık antik kent dokusunu, yeşille denizin tüm güzelliğiyle buluştuğu Ege'nin bakir kalmış tek yöresini yok etmek istiyorlar. Bu hazin yol hikâyesinde yöre insanını ise, 12 yıldır topraklarına siyanür bulaştırmamak için mücadele eden Bergama köylülerininki gibi uzun soluklu bir mücadele bekliyor.
18 Temmuz 2001 Çarşamba
"Kendi tarlamızda köle olmayacağız"
17 Temmuz 2001 Salı
"Kendi tarlamızda köle olmayacağız"
İZMİR - Tarişbank'ın Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu'nun kararı ile 9 Temmuz 2001 tarihinde Tasaruf Mevduat Sigorta Fonu'na devredilmesine tepkiler sürüyor. Dün Tariş'e bağlı Çiğli İplik Fabrikası'nda toplanan binlerce işçi ve köylü, İMF ve Dünya Bankası dayatmaları nedeniyle Tarişbank'ın fona devredilerek tarımı bitirme politikalarını protesto ettiler. Sabahın erken saatlerinden itibaren Ege Bölgesi'nin hemen her yerinden gelen Tariş ortağı çiftçiler ve Tariş işçileri Çiğli İplik Fabrikası'nda toplandılar. Denizli, Manisa, Söke, Buldan, Akyazı, Eşme, Fethiye, Çanakkale ve İzmir'in çeşitli ilçelerinde otobüslerle Çiğli İplik Fabrikası'na gelen tütün, pamuk, incir ve diğer tarım üreticileri "Tarişbank halkındır. Bankamızı geri istiyoruz" dediler. 40 dereceyi aşan sıcağa rağmen İplik Fabrikası içindeki alanı dolduran yaklaşık 3000 işçi ve köylü, İMF, DB ve hükümet uygulamalarını protesto ettiler. Tariş ortağı çiftçilerin yanısıra Tek Gıda İş, Bank-Sen ve 64 gündür direnişte olan Sümerbank işçilerinin de katıldığı eylemde "Köylü Milletin efendisidir. Efendiye uzanan eller kırılsın", "Tarişbank bizimdir bizim kalacak", "Türk tarımı peşkeş çekilemez", "İMF ve DB çifçinin cebinden eline çek", Tarişbank patron bankası değildir", "Üretici bankasını soymamıştır soydurmayacak", "Üreticinin prim alacaklarını mezarda mı ödeyeceksiniz" dövizleri taşındı. Tariş Genel Müdürü Ayhan Özer yaptığı konuşmada, 1913 yılında kurulan Tariş'in 88 yıl sonra yeni bir döneme gerdiğinin altını çizerek, 120 bin üreticinin gerçek bankası olan Tarişbank'ın, yeniden üreticilerin olması için sonuna kadar mücadele edileceğini söyledi. Dedesi Tarişbank'ın kurucu ortaklarından olan Halil Posacı' da Cumhuriyet'ten önce bir grup çiftçi tarafından büyük zorluklarla kurulan Tarişbank'ın İMF dayatmaları sonucu fona devredilmesiyle büyük bir acının yaşandığını belirterek, o zaman emperyalistlere karşı kurulan bankanın şimdi yine emperyalistlerin oyunlarıyla yokedilmeye çalışıldığını aktardı. Posacı, "Ege Bölgesi'nin, çiftçilerin, KOBİ'lerin, işçilerin bu bankaya ihtiyaçları var. Bankanın yokedilmesi demek tüm bu kesimlerinde sonunu demektir. Bankayı yeniden kazanana kadar mücadeleye devam etmeliyiz" diye konuştu. Pamuk Birliği Başkanı Mehmet Bakaroğlu'da yaptığı konuşmada, üreticilere yapılan haksızlığı protesto etmek için burada toplanıldığını belirterek, binlerce kişinin katıldığı bu eylemin bir başlangıç olduğunu, Ağustos'un başında İzmir'de onbinlerce çiftçi ve işçinin katılacağı bir miting düzenleneceğini belirtti. Tariş'in Ege Bölgesi'nin vazgeçilmez bir unsuru olduğunu dile getiren Bakaroğlu, İMF-DB ve onların her dediğini yapmak için çırpınan hükümetin tarımı yoketmek için ellerinden geleni yaptıklarını söyledi. Bakaroğlu, "İMF'den gelecek para için herşeyi ipotek altına almak isteyenler, 'incir, üzüm, zeytin ve pamuk rekolte beyannamelerinizi İMF'ye bildireceksiniz' diye bize yazı gönderdiler. Satıldık ama satıldığımızın daha tam farkında değiliz. Bizi kendi tarlamızda köle olarak çalıştıracaklar. Bunu kabul etmeyeceğiz, sonuna kadar direneceğiz" dedi. Konuşmalar sırasında sık sık "Çiftçi-işçi elele yürüyelim meclise", "Kahrolsun İMF", "İMF defol", "Tarişbank bizimdir bizim olacak", "Çiftçiye uzanan eller kırılsın" sloganları atılırken, 64 gündür direnişte olan Sümerbank işçileri disiplinleri ve attıkları sloganlarla eylemi canlandıran unsurlar oldular. (Evrensel)
10 Temmuz 2001 Salı
TÜPRAŞ DOSYASI - SIRA GELDİ EN BÜYÜĞÜNE!
23 Haziran 2001 Cumartesi
Bergama Köylerin'de Şenlik var!
İZMİR - 1 yılı aşkın bir süredir siyanürcü şirket Eurogold'a (Normandy) karşı topraklarını, sularını, geleceklerini korumak için mücadele veren Bergama Köylüleri yeni bir hukuk zaferi kazandılar. Bergama Köylüleri, İzmir 1. İdare Mahkemesi'nin bakanlıklarca madenin çalışması için verilen izinleri iptal etmesini önceki gün büyük bir şenlik yaparak kutladılar.

Danıştay'ca madenin çalışmasının durdurulması doğrultusunda verilen kesin karardan sonra, Başbakan'lıkça TÜBİTAK'a hazırlattırılan, madeni aklayıcı karar ardından yeni bir manevra yapan Eurogold, eksikliklerin tamamlandığını, madenin çevre ve insan yaşamı için risk taşımadığını ileri sürerek ilgili bakanlıklardan üretim için izin almıştı. Kesinleşmiş mahkeme kararları, ilgili bilim çevrelerinin uyarıları ve Bergama köylülerinin hemen her yöntemi deneyerek yaptıkları eylemleri görmezden gelen yetkilileri arkasına alan şirket geçtiğimiz günlerde üretime başlamıştı. Madenin çalışmasını protesto etmek için yürüyüşler, İzmir-Çanakkale Karayolu'nun trafiğe kapatılmasıve gösteriler düzenleyen Bergama köylüleri, hukuk alanındaki mücadelelerinden de vazgeçmemişlerdi.

İzimr İl İdare Mahkemesi tarafından önceki gün açıklanan karar da, her ne kadar Başbakanlıkça TÜBİTAK'a hazırlattırılan raporda, tesiste alınan tedbirlerin risk faktörünü ortadan kaldırıldığının belirtilmesine rağmen, ilgili bilim çevrelerinin ve mahkemece oluşturulan bilirkişi raprunun aksi yönde olduğu vurgulanarak, madenin çalışması için verilen izinlerin hukukyla bağlaşmadığının altı çiziliyor. Anayasa'nın 138. maddesinde yeralan, yasama, yürütme organları ile idarenin mahkeme kararlarına uymak zorunluluğuna atıfta bulunularak,"...madenin, doğrudan veya çevrenin bozulması ile dolaylı olarak ile dolaylı olarak insan yaşamını etkileyeceği kesin olan siyanür liçi yöntemle işletilmesine izin verilmesi yolundaki işlem, kamu yararına uygunluk bulunmadığı gerekçesiyle iptal edilmiştir" denilmekte. Gerekçeli kararda mahkemece atanan bilir kişinin raporunda yeralan, siyanürle altın çıkarımının çevre ve insan sağlığı üzerindeki olumsuz etkileri, bölgenin deprem kuşağında olması nedeniyle atık havuzundaki zehirin toprağa ve yeraltı sularına karışması olasılığının yüksekliği ve diğer riskler de ayrıntılı bir şekilde aktarıldı.
Mahkemenin madenin çalışma iznini iptal etmesinin ardından dün akın akın Bergama'nın Narlıca Köyü'ne çevre köylerden ve İzmir'den gelenler davullar, zurnalar ve halaylarla şenlik yaptılar. EMEP Genel Başkan Yardımcısı Abdullah Varlı, İzmir İl Başkanı Cabbar Demirci, il ve ilçe yöneticileri'nin de katıldığı şenlikte, DİDF temsilcisi Ali Gültekin, BES İzmir Şube Başkanı Ramis Sağlam, BES Şube Hukuk sekreteri, Greenpeace gibi kurumlarda hazır bulundular. Köy Muhtarlarının konuşmalarıyla başlayan şenlikte muhtarlar, 11 yılı aşkın bir süredir yaptıkları mücadele sonucu zafer kazandıklarını, bu zaferde payı olan herkese teşekkür ettiklerini söylediler. Muhtarlar, maden sahasından inşaat sırasında kesilen ağaçların yerine dikilerek, alanın milli park ilan edilmesini istediler.
Bergama Köylülerinin avukatı Senih Özay'da, mahkemenin bu kararına siyasi iktidarın uyması gerektiğinin altını çizerek, "Aksi anayasal suçtur, cezası idam gerektirir" dedi. Özay, madenin bir ay içerisinde faaliyetlerini tamamen durdurması gerektiğini belirtti. Bergüama Çevre Yürütme Kurulu Başkanı Oktay Konyar, siyasi iktidarın cumhuriyetin bütün kazanımlarına saydırırken, Bergama kayasına çattığını hatırlatarak, "Rehavet yok. Mücadelemiz daha bitmedi. Eurogold, emperyalizm ülkeden kovulana kadar eve girmeyeceğiz" dedi. Öte yandan EMEP Genel Başkanı Levent Tüzel Bergama Köylülerine gönderdiği mesajda, Bergama Köylüleri'nin Eurogold'a karşı mücadelede yaktığı meşalenin, demokrasi ve ülkenin geleceğini düşünen aydınların, işçi ve emekçilerin elinde yanmaya devam ettiğini belirterek, "Bergama köylüsünün toprağının elinden alınması gibi Sümerbank işçisinin de işini elinden almak istiyorlar... Bir yanda işçi emekçiler, diğer yanda ülkeyi yağmalamaya çalışanlar. Ülkemizin yeşil dolarlarla işgal edilmesine karşı bütün işçi ve emekçiler, aydınlar, köylüler, öğrenciler tüm halk olarak sürdürdüğümüz mücadeleyi birleştirerek büyüteceğiz. Bu Kurtuluş Savaşından zaferle çıkacağız" dedi.
Köylülerin görüşleri de şöyle:
Gündüz Kıra: (80 yaşında, Narlıca Köyünden): 11 senedir mücadele ediyoruz. Biz direnişimizle sadece hakkımızı istedik, kimseye bir kötülük yapmadık. Biz kendi toprağımızı koruyoruz, yaşamak istiyoruz.
Rasim Keskin (73 yaşında Tepeköylü): Siyanür istemiyoruz. Bizim kimseye zararımız yok, zararı olanları temizliyoruz.
Veli Balta (Pınarköy): Topraklarına, vatanına sahip çıkanlara saygı duymak gerekir. Bu şirket buradan gidecek, mahkeme kararı öyle diyor.
Ali Gültekin (DİDF üyesi): Burada gördüğüm coşkuyu Avrupa'da görmek çok güç. 1 yıllık mücadelenin taçlandığı bir gün bugün.
Fatma Sezer (Çamköy): Türkiye'de mahkemeler, şyargıçlar varmış. İnşallah hükümette vardır. Bu kararada uymazlarsa yazıklar olsun deriz.) tarafından önceki gün açıklanan karar
16 Haziran 2001 Cumartesi
Dostluk-Barış, iyi de... Önce iş, önce ekmek...
Aliağa Belediye Başkanı Hakkı Ülkü son aylarda gerek yerel radyo ve gazeteler, gerekse ilçenin çeşitli yerlerine astırdığı duyurularla "Kandırıldım" diye feryat ediyor. Bu dönemle 3. kez belediye başkanlığını yürüten Ülkü, 1999 yılında belediyede çalışan işçiler adına Genel İş Sendikası'yla imzaladığı toplu sözleşme nedeniyle "Kandırıldığını" söylüyor. Tam seçimler arefesinde belediye ile sendika arasında yapılan bir dizi toplu sözleşme görüşmesinin ardından bağıtlanan metni, seçimler bitip yeniden başkan olduktan hemen sonra, "Böyle sözleşme olmaz. Okumadan imzaladım. Şu şu maddeleri yeniden gözden geçirelim" diye tartışmaya açmak istiyor. İşçilerin ve sendikanın kazanılmış hakların pazarlığına yanaşmaması üzerine de, tam bir "burun sürtüp, intikam alma" güdüsüyle "icraatlarına" başlıyor. Radyolara, gazetelere demeçler verip sendikayı karalıyor, toplu sözleşmenin belediyeyi yıkıma götürdüğünü iddia ediyor, bu metni "okumadan imzaladığını" söylüyor ve kandırıldığından yakınıyor. Yıllarca belediye başkanlığı yapmış, bir dizi toplu sözleşmeyi gerçekleştirilmiş birisi olarak Hakkı Ülkü'nün nasıl kandırıldığı ve metni kimlerin ona okutmadan imzalattığı insanların aklına ilk anda gelen sorular arasında. Ülkü, burada belediyedeki yardımcılarına topu atmak istese de, kendisi de dahil kimseyi inandıramıyor. Bu ve benzeri sözlerle Aliağa halkının kafasını karıştırmak, belediye işçileri ve sendikayı halkın gözünde yıpratmak istiyor. Ülkü'nün en son icraatı da, aylardır zeminini hazırlamaya çalıştığı ve artık "zamanı geldi" diye düşündüğü, belediye işçilerini ücretsiz izne çıkarmak oldu. Bunu yaparken de işçilerin aylardır belediyede biriken kişi başına 1.5 milyar liralık alacağını koz olarak öne sürdü. İşçilere, "Eğer izne çıkarsanız bu alacaklarınızın bir kısmını öderiz" diyor. Peki, neydi Hakkı Ülkü'nün seçim arefesinde bağıtlandıktan sonra, "okumadan imzaladım, kandırıldım" diye feryat ettiği toplu sözleşme maddeleri? İşçinin işten çıkarılması durumunda ödenecek olan 40 haftalık kıdem tazminatı ve 2. yıl zammı olan enflasyon artı 12 puan. Bugün için 15 yıllık bir işçinin yiyecek, yakacak, çocuk yardımı v.s ile giydirilmiş ücretinin 300 milyon olduğu Aliağa Belediyesi'nde, 224 işçinin aldığı (Tabii belediye başkanı insafa gelip maaş ve ikramiyelerde kesinti yapmadan verirse), yapılan araştırmalara göre açlık sınırının hemen üstünde, yoksulluk sınırının ise yarısından daha az bu para beledeyiyi batırıyor! Hemen her konuşmasında "Sosyal Demokratlığını" hatırlatmak gereği duyan, Türk-Yunan Dostluk Derneği etkinliklerinden, Gündem 21 çalışmaları için ABD ve Japonya'ya yaptığı gezilere kadar bir sürü "sosyal" uğraşla haşır neşir olan Ülkü, her nedense söz konusu işçi ücretleri olunca, sosyalliği de demokratlığı da birden bire unutuyor. İşçiler haklarını istediğinde "Para yok" denen Aliağa Belediyesi'nde, işçilerin ve sendikacıların anlattığı, nerelere ne kadar harcama yapıldığını, bütçe görüşmeleri sırasında evlere şenlik çıkarılan gelir gider hesaplarını anlatmaya kalksak akşam olmasa da, Ülkü'nün, sevgili yazarımız B. Habora'nın "Hanedan" köşesinde konu mankenliği yapması neredeyse garanti. Geçen sene Türk-Yunan Dostluk ve Barış Şenlikleri nedeniyle Midilli Adası'na izinsiz gittiği için hakkında dava açılan, bu günlerde de yine Türk-Yunan Dostluk Derneği Ege Şubesi'nin açılması için harıl harıl çalışan "Sosyal Demokrat" Ülkü, aylardır alacaklarını alamayan, evinde günlerdir sıcak yemek pişmeyen belediye işçilerinin "Dostluk, Barış, iyi de, biz açız. Önce iş, önce ekmek..." çığlıklarını ne zaman duyacak hep birlikte göreceğiz. Bugün, ücretsiz izin dayatmasına karşı iş bırakan Aliağa Belediyesi işçileri "Önce iş, önce ekmek" çığlıklarını Ülkü'nün kulağına daha yükses sesle haykırmaya başladılar bile... (Evrensel)
15 Haziran 2001 Cuma
"Aliağa Hakkı Ülkü'nün çiftliği değil"
ALİAĞA - Ekonomik krizleri gerekçe göztererek 66 işçiyi 15 günlüğüne ücretsiz izne çıkarmak isteyen Aliağa Belediye Başkanı Hakkı Ülkü'yü protesto ederek Belediye binası önünde bekleyen işçiler, bugün bütün belediye birimlerinde üretimi durdurarak, iş başı yapmayacaklar. Yaklaşık 6 aydır ekonomik krizler ve işçi ücretleri nedeniyle belediyenin zarar ettiği gibi gerekçelerle, işçilerin ikramiye, prim v.s alacaklarını ödemeyen, maaşların da da yarısını keserek veren Aliağa Belediye Başkanı Hakkı Ülkü, dün yayınladığı bir duyuruyla yine aynı gerekçeleri göstererek, 66 işçiyi 15 günlüğüne ücretsiz izne ayıracağını açıkladı. Toplam 224 işçinin çalıştığı Aliağa Belediyesi'nde, işçileri üç gruba ayıran Belediye Başkanı Ülkü, 15-29 Haziran tarihleri arasında ücretsiz izne çıkmalarını istediği 66 işçinin isim listesini de duyuruya ekledi. Duyuru da 15-29 Haziran da izne çıkarılacak 1. grup işçilerden sonra, 30-14 Temmuz da 2. grup ve 15-29 Temmuzda da 3. grup olarak ücretsiz izne çıkarılmaların devam edeceği belritildi. Belediyede çalışan her bir işçinin toplam 1.5 milyar lira alacaklarının bulunduğunu, ikramiyelerinin ödenmediğini, geçen ayki maaşlarının yarısının kesildiğini, tüm bunlar yetmezmiş gibi bir de ücretsiz izin dayatmasıyla karşılaştıklarını söyleyen belediye işçileri, bu dayatmaları kabul etmeyeceklerini belirttiler.
Sadece işçiye gelince para yok
Belediye başkanının "Belediyede para yok" demesinin gerçeği yansıtmadığını aktaran işçiler, "Para yok da kendisi ABD'ye, Japonya'ya, Yunanistan'a nasıl gidiyor? İlgili ilgisiz yerlere, sosyal tesislere gelince milyarları aktaran belediye, işçinin hakkını ödemeye gelince mi para bulamıyor?" diye konuştular. Belediye işçilerinin örgütlü olduğu Genel-İş 5 Nolu Şube Başkanı Murat Hançer, işçi ücretleri dışında herşeye para bulabilen belediye başkanının işçi düşmanı tavırlarını kınadığını belirterek, "Ağzını her açtığında sosyal demokratlıktan dem vuran Belediye Başkanı, işçinin aylardır içerde biriken alacaklarını vermiyor, maaşını yarım veriyor, şimdi de ücretsiz izne çıkararak çalışmasını, ekmeğini kazanmasını önlemeye çalışıyor. İşini-ekmeğini elinden almak isteyenlere karşı Aliağa işçisinin kararlı mücadelesi devam edecektir. Burası Hakkı Ülkü'nün çiftliği değil" dedi. Belediyenin önünde bekleyişlerini sürdüren işçiler, Belediye başkanı Ülkü'nün 1999'da seçimlere denk gelen toplu sözleşmeyi imzaladıktan ve seçimleri tekrar kazandıktan sonra, "Ben bu sözleşmeyi okumadan imzaladım. Beni kandırdılar" türünden konuşmalar yaptığını ve sözleşmeyi budamaya çalıştığını aktararak, Ülkü'nün çok dediği işçi ücretlerinden 15 yıllık bir işçinin giydirilmiş maaşının 300 milyon lira olduğunu belirttiler. Bu ücretin açlık sınırıyla aynı, yoksulluk sınırının yarısından bile daha az olduğunu dile getiren işçiler, "Biz çoluğumuzla-çocuğumuzla insancı yaşamak istiyoruz. Ükü ise bizim ekmeğimizi çalmaya uğraşıyor" dediler.
PETKİM işçileri desetek verdi
Aileleriyle birlikte Belediye Binasının önündeki Demokrasi Meydanı'nda "İş ekmek yoksa barışta yok", "Sadaka değil hakkımızı istiyoruz", "Direne direne kazanacağız" sloganlarıyla Ülkü'yü protesto eden Belediye işçilerine Petrol-İş Aliağa Şubesi Başkanı İskender Büyükçolak, Yönetim Kurulu üyeleri, işyeri temsilcileri ve PETKİM işçileri de destek verdiler. Belediye Başkanı Ülkü'nün işçi düşmanı tavırları, yarım maaş, ikremiyelerin ödenmemesi ve son olarak ücretsiz izin gibi hak gasplar ve dayatmaları sona erene kadar eylemlerine devam edeceklerini vöurgulayan Genel-İş 5 Nolu Şube Yönetim Kurulu üyesi Şükrü Barut, "Belediye başkanı bize 'eğer ücretsiz izne çıkmayı kabul ederseniz içerdeki alacaklarınızı veririm' diyor. Bizim paramızla biimle pazarlık yapmaya çalışıyor. Hani belediye de para yoktu." diye konuştu. Barut, Hakkı Ülkü'nün belediyeyi zararda göstermek için gelirleri kısıp giderleri şişirdiğini de sözlerine ekledi. Ücretsiz izne ayrılmaya zorlanan belediye işçileri gazetemize şunları söylediler:
Mahir Özenç: (Genel İş 5 Nolu şube Yönetim Kurulu üyesi. 8 yıllık belediye işçisi): Bize izne çıkırsak içerdeki alacaklarımızı ödeyeceklerini söylüyorlar. Biz de bunu kabul etmiyoruz. Maaşlarımız ve ikramiyelerimiz sürekli kesilerek veriliyordu. Biz hakkımızı istiyoruz ve alacağız da.
İmam Kaya: (23 yıllık işçi): Bize sürekli baskı yapıyorlar, sendikadan ayrılmamız için. Maaşlarımız, diğer haklarımız ödenmiyor. Benim oğlum üniversitede okuyor, ona para gönderemiyorum. Bankalara, kredi kartlarına 1.5 milyar lira borcum birikti. Belediye başkanı iki yüzlü davranıyor. İnsanlara gerçekleri anlatmıyor.
Ali Gültekin: (20 yıllık belediye işçisi): Bir seneden beri maaşlarımızı doğru dürüst alamıyoruz. Benim kızım var dersaneye giden, onun dersane parasını ödeyemiyorum artık. Bir aydan beri borç borç borç... Bir aydan beri benim evimde yemek pişmiyor parasızlıktan. Durumumuz çok perişan. İçerde 1.5 milyar paramız var, vermiyorlar. Para yok da ABD'ye, Japonya'ya neyle gidiliyor. Bir sürü etkinlikler düzenleniyon, bunlara para nereden bulunuyor? Ben CHP'liyim ama bu adam yüzünden CHP'den de istifa edeceğim.
Çetin Çelik-Çoşkun Alev: (PETKİM işçileri): Arkadaşlara destek için geldik. Bu ülkede her şeye para bulunuyor, işçinin hakkını vermeye gelince bulunmuyor. İşçiye para yok diyorlar, diğer yandan kendi yandaşlarına ihalelerle milyarları akıtıyorlar. Türkiye'nin düzeni bu işte. (Evrensel)
14 Haziran 2001 Perşembe
DUSAŞ: Sağlıkta özelleştirme bataklığına bir örnek
İZMİR - Sağlık'ta özelleştirme uygulamalarının geldiği boyut ve sonuçları, son olarak İzmir DUSAŞ Özel Tıp Merkezi belgelerine, İzmir DGM tarafından elkonulması ve gözaltına alınan 16 kişiden 7 sinin tutuklanmasıyla bir kez daha gözler önüne serildi. Basında "Beyaz önlük operasyonu" olarak adlandırılan DUSAŞ Özel Tıp Merkezi'nde ortaya çıkarılan yolsuzluk olayı, SSK'nın bazı sağlık hizmetlerini anlaşmayla özel sağlık merkezlerine yönlendirmesi ile ortaya çıkan yolsuzluk ve bir dizi diğer kirli ilişkinin ilki de değil. Daha önce Ankara Özel Has Polikliniği'nde bir benzeri yaşanan ve SSK'nın poliklinikle anlaşmasını iptal etmesiyle sonuçlanan bu uygulama, DUSAŞ örneğinde basına yansıtıldığı biçimiyle, "şirket sahiplerinin aynı binada hizmet veren bazı gözlükçülerle girdiği yolsuzluk ve sahtecilik" temelindeki kirli ilişkilerin çok ötesinde, yıllardır SSK'da uygulanan politikaların ve sağlıkta özelleştirme batağının ulaştığı boyutları göstermesi açısından da önemli.
Kaynak kime yok?
DUSAŞ gibi sadece ayakta tedavi hizmeti veren bir özel sağlık merkezine İzmir Tabip Odası'nın belirlemelerine göre aylık 800 milyon-1 milyar TL. arasında bir para akışı sağlanırken, "Kaynak yok" gerekçesiyle bir türlü hizmete sokulmayan ve 400-500 yataklı olması planlanan SSK Buca Hastanesi'nin en az üç kez hizmete açılabileceği belirtiliyor. SSK Buca Hastanesi'nin hizmete girmesi için gerekli olan 5-6 trilyon lira, 2000 yılı rakamlarına göre SSK'nın İzmir'de dışardan aldığı sağlık hizmetleri için ödenen 18.4 trilyon liranın 1/3'ü kadar! Türkiye nüfusunun %50'sine, bünyesindeki 7000 hekimle hizmet vermeye çalışan SSK hakkında, -hekim, araç-gereç ve özellikle yardımcı sağlık personelindeki açıklarına hiçbir olumlu çözüm getirmeyen siyasi iktidarların bilinçli politikaları nedeniyle- kamuoyunun gözünde hiçte haketmediği bir aleyhte önyargı oluştu. Yine "Serbest piyasacı-Yeni Dünya düzencisi" siyasi iktidarlar tarafından SSK'nın bu sorunları, gerek kurumun altyapısının iyileştirilmesi, gerekse insan gücü bakımından geliştirilmesi yerine, önce yataklı tedavi hizmetleri, daha sonra da ayakta tanı ve tedavi hizmetlerinin özel sağlık sektörlerinden satın alınması ile sorunların üzerine daha beter bir sorun da eklenerek "çözüme kavuşturuldu". SSK'nın kendi ürettiği sağlık hizmetine oranla, satın alınan yataklı tedavi hizmetlerinin 4 misli, ayakta tanı ve tedavi hizmetlerinin 3 misli daha pahalı olduğu İzmir Tabib Odası tarafından yapılan çeşitli incelemelerde ortaya çıkarken, bu politikaların SSK'nın kaynaklarının tüketilmesine ve sağlık harcamalarının artmasına yolaçacağı, SSK yönetimine ve kamuoyuna duyurulmasına rağmen uygulama aynen devam ettirilmiştir. Bununla da kalınmamış, gerek SSK üst yönetimi, gerekse SSK'nın İzmir yönetimi sağlık hizmetlerinin özel sağlık sektörlerinden satın alınmasını özendirmek için her türlü gayreti de gösterdiler.
DUSAŞ her yönüyle kollandı
DUSAŞ örneğini mercek altına alırsak; 1- DUSAŞ ile yapılan ilk sözleşme 1 yıllık iken, hekimlerin ve hastane yönetimlerinin sürekli yakınmalarına, bunları yazılı ve sözlü olarak iletmelerine rağmen sözleşme, SSK tarihinde hiç rastlanmadık biçimde ilk bir yılın sonunda 3 yıllık uzatılmıştır. 2- DUSAŞ sözleşmesinde, faturaların 30 gün içinde ödenmesi, aksi halde güncel oranlar üzerinden faiz cezası ödeneceği maddesi konmuştur. Aynı SSK üniversite hastanelerine "para yok" gerekçesiyle aylarca ödeme yapmamış, bunun sonucu olarak üniversite klinikleri SSK hastası kabul etmemektedir. 3- Kamu hastanelerinin faturalarının incelenmesi için her branştan uzmanların oluşturduğu fatura kontrol komisyonları mevcutken, DUSAŞ faturaları bu komisyonun incelemelerinden ayrı tutulmuştur. 4- SSK dispanserleri ile hastaneler arasındaki sevk zinciri DUSAŞ örneğinde bozulmuş, SSK İzmir yönetiminin özendirmesi sonucu, birinci basamak sağlık hizmetleri atlanarak İzmir'in her yerinden bu özel sağlık merkezine başvurular yapılabilmiştir. Basındaki adıyla "Beyaz önlük operasyonu" altı kişinin tutuklanması ve SSK ile DUSAŞ arasındaki sözleşmenin iptali ile şimdilik durulmuş görünse de, SSK yönetimleri ve siyasi otoritelerin politikaları bu türden olaylarının ilerde de yaşanmasını neredeyse kaçınılmaz hale getirn yanlışları bünyesinde barındırmaktadır. Özelleştirilen bireysel sigortacılık hizmetleri bu nokta da örnek olarak verilebilir.
Çözüm: Sağlıkta özelleştirmeler durdurulsun
SSK'da yaşanan tüm bu sorunlar ve DUSAŞ'ta ortaya çıkanlarla ilgili dün İzmir Tabip Odası'nda, Yönetim Kurulu üyesi Dr. Mete Güzelant tarafından yapılan basın açıklamasında çözüm önerileri olarak; SSK'nın insan gücü ve altyapı olarak eksikliklerinin giderilmesi, sağlıkta özelleştirme politikalarına son verilmesi, SSK'nın personel açığının kapatılarak, çalışanların ekonomik ve özlük haklarının geliştirilmesi önerilerek, birinci basamak sağlık hizmetlerindeki yatırımların tasarruf genelgesi v.s gerekçelerle engellenmesinden vazgeçilmesi istendi. (Evrensel)
13 Haziran 2001 Çarşamba
Emlak Bankası çalışanları: "IMF'ye boyun eğmeyeceğiz"
12 Haziran 2001 Salı
Yazarlardan Sümerbank işçilerine destek
11 Haziran 2001 Pazartesi
Yazarlardan Sümerbank işçilerine destek
İZMİR - Türkiye Yazarlar Sendikası (TYS) İzmir Temsilciliği direnişteki Sümerbank işçilerini ziyaret etti. TYS İzmir Temsilciliğinden Metin Erten, Asım Gönen ve Zübeyde Seven Turan'ın katıldığı ziyarette konuşan Asım Gönen, "Hastane kuyruklarında, iş kuyruklarında, akşamleyin çocuğuna ekmek götürememenin sıkıntısıyla yaşayan insanlarımız nüfusumuzun yüzde seksenbeşini meydana getiriyor. Ama bu coğrafya yüz milyon insanı Avrupa standartlarında besleme olanağına sahip. Bizim zorumuza giden bu. Çağın insanı olacaksak sorun nereden geliyor, sorunun çözümü nedir bunu bilmek zorundayız" dedi. Direnişlerinden dolayı Sümerbank işçilerini kutlayan TYS üyeleri daha sonra şiirlerinden örnekler okudular.
Sümerbank işçilerinden belediye işçilerine ziyaret
Öte yandan Sümerbank işçileri de Bornova Belediyesi'ne bağlı Tamirhaneler Şantiyesi'ni ziyaret ederek direnişleri ile ilgili bilgi verdiler. Saat 12.00 sularında şantiyeye gelen Sümerbank işçileri'nden Kemal Kasar işyerinin çay ocağında bulunan belediye işçilerine, fabrikaların özelleştirme adı altında İTO'ya peşkeş çekildiğini, işlerinden ekmeklerinden olduklarını ve ülke kaynaklarının yağmalandığını anlattı. Özelleştirmeyi kansere benzeten Kasar, işçilerin de ülkeyi satanlar kadar cesaretli olmaları gerektiğini söyledi. Bunun için direnmekten başka çarelerinin kalmadığını ve 28 gündür işyerini terketmeme eylemi yaptıklarını anlatan Kasar, direnişin başarıyla sonuçlanması için bütün işçilerin desteklemesi gerektiğini belirterek belediye işçilerini kendileriyle dayanışmaya davet etti. Kasar'ın konuşmasını coşkuyla alkışlayan belediye işçileri, Sümerbank işçilerine çeşitli sorular sorarak direniş hakkında bilgi aldılar. Belediye işçileri de özelikle özelleştirmeden, taşeronlaştırmadan büyük zarar gördüklerini, halen yüksek miktarda alacaklarının belediye tarafından ödenmedigini belirterek, medyanın yalan haberlerle aldıkları ücretler hakında komuoyunu yanıltığını söylediler. Tamirhaneler işyeri temsilcisi Alim Dilek Sümerbank işçilerini perşembe günü yapılacak temsilciler toplantısına davet etti ve Sümerbank direnişinin kendileri açısından örnek alınması gerektiğini söyledi.
Bu arada tatile girmeden önceki son toplantısını dün yapan İl Genel Meclisi'nden Özelleştirme İdaresi Kurulu'nun isteği olan Sümerbank'ın İzmir Ticaret Odası'na devrine ilişkin karar çıkmadı. (Evrensel)
6 Haziran 2001 Çarşamba
Bergama'da deprem tehlikesi
Siyanürlü altın madenine karşı verilen mücadele ile gündeme gelen Bergama'da, art arda yaşanan küçük sarsıntılar deprem tehlikesi ile gündemde.
Özer Akdemir
Bergama'da üst üste yaşanan küçük şiddetli depremler, siyanürlü madendeki zehir dolu atık havuzu akıllara getiriyor. 22 Eylül 1939'da 9 şiddetindeki büyük depremle yerle bir olan bölgede, bu kez depreme bağlı çevre felaketi endişesi hakim.
Bergama'da art arda yaşanan depremleri, Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Merkezi "Ege Bölgesi'nin olağan depremsel hareketleri" olarak yorumluyor.
1. derece deprem kuşağında
Birinci derecede deprem kuşağında olan Bergama ve yöresindeki bu sarsıntıların "olağan" sayılması, bölgede daha önce irili ufaklı çok sayıda deprem yaşanmış olması. Hatta, İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) Maden Fakültesi yayınları arasında çıkan "Türkiye Büyük Depremleri Makro-Sismik Rehberi" adlı kitapta, 1939 depreminde siyanürlü madenin yakınında kurulu olduğu Ovacık Köyü'nün yerle bir olduğu ve bunun üzerine yerinin değiştirildiği belirtiliyor.
2 milyon tonluk zehir barajı
Bergama'da 4 Haziran ve sonrasında yaşanan küçük şiddetli depremler, Ovacık-Narlıdere-Çamköy'ün ortasında, uluslararası Eurogold (Normandy) Şirketi tarafından siyanürlü yöntemle altın çıkarılmak istenmesine karşı Bergama köylülerinin 11 yıllık mücadelesinin haklılığını ve karşı karşı olunan tehlikenin büyüklüğünü de ortaya koyuyor. Çünkü, hemen burunlarının dibinde tonlarca zehir içeren dev bir siyanür havuzu var.
Eurogold'un "DSİ tarafından onaylanan baraj depremlere dayanıklı olacaktır" diye aktardığı, içinde siyanür, kurşun, arsenik gibi zehirlerin de bulunduğu atıkların depolanacağı havuz, konunun uzmanı bilim çevreleri tarafından hazırlanan çalışmalarda hiç de şirketin dediği kadar güvenli görünmüyor.
Tehlikenin boyutları
İnşaat Mühendisleri Odası İzmir Şubesi tarafından hazırlanan raporda atık havuzuyla ilgili şu ifadelere yer veriliyor: "Çalışmaların yeraldığı Bakırçay Havzası Ege Bölgesi'nde 1. derece deprem kuşağının üzerinde bulunmaktadır. Siyanür ihtiva eden atık çamurunun toplandığı, 50 cm kalınlığındaki 70 hektarlık büyük bir alanı kaplayan kil çanak, hem çamurun yüklenmesi halinde düşey deformasyonlara, hem de depremin etkisi halinde kırılmalara maruz kalacaktır".
Barajın yapıldığı zemin alüvyal, yani geçirgen yapıda olduğu için, doğal zemin üzerine 1.5 metre kalınlığında kil tabakası örtülecek. İnşaat mühendisleri bölgenin 1. derece deprem kuşağı üzerinde olduğunun da altını çizerek, bu kil tabakanın tonlarca yüke dayanamayarak kırılacağını vurguluyor.
Bergama merkezine 10 km. uzakta, Ovacık, Narlıca, Çamköy'ün tam ortasında olan bu atık barajı, herhangi bir nedenle kırılır, zehir toprağa ve suya karışırsa yaşanacak felaketin boyutları, en küçük bir yer sarsıntısında bile Bergamalıların yüreklerini ağzına getirmeye yetiyor.
Oysa, tüm bu tehlikelerin farkında olması ve bunun önlemini alması gereken Bergama Kaymakamı Ali Şanlıer ise, 4 Haziranda yaşanan depremlerle ilgili "Bölgemizin deprem kuşağında olması nedeniyle depremle yaşamaya alışacağız" demekle yetiniyor.
Yüzyıllar boyu sürecek kirlilik kaynakları: Maden atıkları
@ozer_akdemir atık havuzlarının, pasa yığınlarının, “cehennem çukurları” denilen açık ocakların büyük riskler taşıdığını vurguladığı yazı...
-
13 Aralık 2020 14:35 Çiçekbaba Dağı günümüzde ülkemizdeki binlerce dağın kaderini paylaşıyor. Çiçekbaba da Kazdağları, Bolkarlar, Istranca...
-
Efes Antik Kenti, Galata Kulesi gibi belediyelerin elindeki kültür varlıklarının gelirlerine el koyan AKP iktidarı, şimdi de Efes Selçuk B...
-
@ozer_akdemir atık havuzlarının, pasa yığınlarının, “cehennem çukurları” denilen açık ocakların büyük riskler taşıdığını vurguladığı yazı...

