19 Şubat 2024 Pazartesi

Bu toprağın bağrı nasıl soğur? (Pazartesi yazısı)

 

19 Şubat 2024 05:05



Tüm yazıları

Erzincan’a bağlı İliç ilçesinde Çöpler Altın Madeninin yığın liç sahasında 13 Şubat 2024 günü, saat 14.30 civarında meydana gelen heyelanda, resmi rakamlara gere 10 milyon tonun üzerinde kimyasal bulaşıklı toprak aşağıdaki vadiye aktı. Yine resmi rakamlara göre 9 işçi de kayan toprakla birlikte sürüklendi. Facianın üzerinden günler geçmiş olmasına rağmen kayıp 9 işçiden hiçbir iz bulunamadı.

9 İŞÇİ ELBİSTAN’DA 13 YILDIR TOPRAK ALTINDA

Aslında işçilere canlı ulaşmak bir yana cansız bedenlerine bile ulaşılmayacağı görüşü gün geçtikçe ağırlık kazanıyor. Afşin-Elbistan B Santraline kömür temin eden Çöllolar Kömür Ocağında 6 ve 10 Şubat 2011 yılında aynı şekilde oluşan heyelan sonrası toprak altında kalan işçilerin cesetleri bugün hâlâ o milyonlarca ton toprağın altında. Çöllolar’da olaydan bir süre sonra işçilerin cesetlerine ulaşma çalışmaları tamamen durduruldu. Toprak altındaki bu işçilere sembolik bir mezar taşı olarak düşünülerek açılan “Maden Şehitleri Anıtı”na işçilerden birisi dışında diğerlerinin adları yazıldı. Cenazesine ulaşılamayan işçilerden Muhsin Koşan’ın ailesi “Bize anıt değil oğlumuzun cesedini verin” diyerek oğullarının adının anıta yazılmasını kabul etmedi.

Bu son yaşanan faciadan sonra İliç’te de aynı şeyin olacağını düşünenler çoğunlukta. 10 milyon tonu aşan, içinde siyanür, sülfürik asit gibi kimyasal zehirlerin bulunduğu bu yığında canlı-cansız insan aramak, samanlıkta iğne aramaktan daha zor aslında. Çünkü samanlıkta iğne ararken en azından zehirlenme olasılığınız yok. Burada, zehirli toprakların üzerinde yapılıyor arama çalışmaları.

İliç’deki faciadan hemen sonra telefonla görüştüğüm İliçli Maden Yüksek Mühendisi Ali Bozkuş da 9 işçinin akıbeti ile ilgili sorduğum soruya acı bir şekilde bu saman örneğiyle yanıt verdi. “Patoz, buğday saplarını nasıl öğütür. Kireçtaşı dolu o toprak-kaya yığının altında kalan her şey de öyle olacaktır!”

‘BİZİM ÇALIK’ İŞİN İÇİNDEN SIYRILMAK İSTİYOR

İliç’deki altın madeninin sahibi olan Anagold firmasının büyük ortağı Kanadalı SSR Mining, tam üretime geçmeden hemen önce Çalık Holdingi yüzde 20 hisse ile ortak olarak aldıklarını “Ülkede ileride yapılacak stratejik yatırımlar için” ifadeleri ile açıklamıştı. Çalıklar, o zamanlar başbakan olan R. Tayyip Erdoğan’ın “bizim Çalık” diye bahsettiği, damadı Berat Albayrak’ın CEO’luğunu yaptığı bir sermaye grubu olarak AKP liderine “hısımlık” derecesinde yakındı.

İliç’deki faciadan sonra Çalıklar faciadaki sorumluluklarını “Operasyonel bir sorumluluğumuz yok. Sadece finansal yatırımcıyız” diyerek reddetti. Facianın ardından gözlerin çevrildiği Anagold firması için bir sorumluluk reddi de Kanada’dan geldi. Kanada’nın Ankara Büyükelçiliği x sosyal medya hesabından “Bazı medya kuruluşları göçüğün meydana geldiği madenin Kanada’ya ait olduğunu bildirdi. Bu doğru değildir. Erzincan’daki maden işletmesi Kanada’ya ait değildir” paylaşımı yaptı.

Ortada çok büyük bir doğa ve işçi katliamı olunca, haliyle kimse de sorumluluğu almak istemiyor. Oysa bu facianın geleceğini 11 yıl önce İliç’te yaptığımız Çepeçevre Yaşam programında, nerede ve nasıl olacağını da belirterek ortaya koymuştuk.

MADENİN FİKRİ TAKİBİNİ HİÇ BIRAKMADIK

Liç sahasındaki çatlakların bir süredir bilindiği, ancak buna rağmen madenin üretimine devam ettiği ortaya çıktı sonradan. Öyle ki, birçok taşeron firmanın çalıştığı işletmede bir taşeron firma liç sahasındaki işçilerini bu çatlaklar nedeniyle geri çekmiş, ana firma Anagold ise tehlikeye aldırmadan kamyonları ve işçileri bölgeye göndererek onların bu heyelanın altında kalmasının baş sorumlusu olmuştu.

İliç’e 2013 yılından sonra bir daha gidemesek de oradaki madenle ilgili her gelişmenin fikri takibini yaptık. Kapasite arttırmak isteyen madenin yok edeceği endemik türler ve nesli tükenme tehdidi altındaki canlıların, maden işletmesinde sülfürik asit borusundan dökülen asitle ayağı yanan Mehmet Can’ın can yakan öyküsünün, köylülere 130 biner lira karşılığı imzalatılan “Madene karşı herhangi bir dava açmayacağım” protokolünün haberleri ilk bizde çıktı.

"STRATEJİK ORTAK"LIĞIN MEYVELERİ

Ne yazık ki kimse madendeki bu kazalara ve siyanür sızıntılarına kulak asmadı. Maden, bölgeye yayılarak çalışmalarına devam etti. En son, 2022 yılında madenin borularından siyanür sızdığının ve bu siyanürün suya ve toprağa karıştığının ortaya çıkmasının ardından “zamanın en büyük çevre cezası” propagandası arasında 16 milyon lira ceza kesilen ve bir süre kapatılan maden, cezayı ödedikten sonra tekrar açıldı. Bu süreçte madenin 7.3 milyon dolarlık vergi borcunun silindiği ortaya çıktı. Madenci şirket cezalandırılmak bir yana üstüne para bile alacak şekilde ödüllendirilmişti! ‘Hısım’lık bir kez daha işe yaramış, şirketin “stratejik ortaklığı” meyvesini vermeye devam etmişti...

Son olarak Çevre Bakanlığının, maden ocağının çevre izin ve lisans belgesini iptal ettiği bilgisi geldi. Facianın ardından telefonla görüştüğüm İliç’te yaşayan Jeoloji Yüksek Mühendisi Nusret Timurlenk, maden açık ocağının çok derine indiğini, şirketin bu nedenle açık ocaktan cevheri çıkarmanın maliyetinin artması nedeniyle çevredeki diğer maden rezervlerine yöneldiğini söylüyordu. Firma, İliç’in dört bir yanında maden arıyor ve sahasını bu alanlara doğru genişletmek istiyordu. Bu tür kriz anlarını fırsata çevirmekte ne kadar mahir olduğunu bildiğimiz şirketlerden birisi, bu büyük faciayı da fırsata çevirebilir mi soruları dolanıyor kafalarda. Yığın liç alanındaki milyonlarca ton kimyasal madde bulaşıklı toprağın bir kısmının açık ocağa göçtüğü biliniyor. Diğer kalan 50-60 milyon ton toprağı da açık ocağa boşaltıp büyük bir rehabilitasyon masrafından kurtulmak nasıl da işine gelir madenin!..

Öte yandan üretim lisansının iptali gibi bir durumda yapılan uluslararası anlaşmalar gereği Türkiye’den tazminat da talep edebilir. Nitekim Kaz Dağı’nda 300-400 bin ağacı katleden Alamos Gold, büyük tepkinin ardından üretim lisansı iptal edilince Türkiye’yi Uluslararası Tahkim’e şikayet ederek tazminat istemişti.

MADENİ KAPATMAK YETMEZ!

Göz göre göre doğamızı ve çalıştırdığı emekçileri katleden bu emperyalist maden tekellerini yaptıklarının hesabını vermeden ve topraklarımızı, sularımızı, havamızı, sosyal dokumuzu zehirleyerek bizden çaldıkları her kuruşa, katlettikleri doğanın iyileştirme çalışmalarında kullanılmak üzere el koymadan bırakmamak lazım. 

Ancak yetmez!

Bunlara bu yolları açan, ne istedilerse veren, yasaları değiştirip, vergilerini sıfırlayan, “stratejik ortak”ları AKP’nin bu işte parmağı olan her yöneticisini de bu doğa ve işçi kıyımından sorumlu tutup yargılamadan ne ölen işçi ailelerinin ne yaşamını yitiren her canlı için yüreği yanan bizlerin, ne de bu toprağın bağrı soğur!..

 https://www.evrensel.net/yazi/94338/bu-topragin-bagri-nasil-sogur

18 Şubat 2024 Pazar

Ayvacık Babadere’deki JES için bilirkişi “ÇED gerekli” dedi

 18 Şubat 2024 12:42



Ayvacık Babadere’de açılmak istenen jeotermal kuyusu ile ilgili “ÇED Gerekli Değildir"  kararına karşı açılan davada bilirkişi raporunda ÇED sürecinin işletilmesi gerektiği dile getirildi.


Fotoğraf: Kazdağı Doğal ve Kültürel Varlıkları Koruma Derneği


Özer AKDEMİR

Çanakkale İli Ayvacık İlçesi Babadere, Kocaköy, Tasağıl Köyleri arasında işletilmek istenen JES için açılması planlanan jeotermal kuyuları için Çanakkale Valiliği'nce "Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) Gerekli Değildir" kararının iptali istemiyle açılan davada bilirkişi raporu belli oldu. Bilirkişilerın alanın tarım, su, arkeolojik özelliklerine dikkat çektiği raporda ÇED Raporunun bilimsel ve teknik yönden yetersiz olduğu görüşünü mahkemeye sundu.

Ege ve Marmara Çevreci Belediyeler Birliği, Kazdağı Doğal ve Kültürel Varlıkları Koruma Derneği, TMMOB Ziraat mühendisleri Odası, Gülpınar Sürdürülebilir Yaşam Derneği gibi kurumla ve yörede yaşayan yurttaşların bireysel başvuruları ile ÇED Gerekli Değildir kararına karşı açılan davada Çanakkale 1. İdare Mahkemesi bilirkişi keyfi yapılmasına karar vermişti. Yapılan bilirkişi keşfi sonrası uzmanlar tarafından hazırlanan rapor geçtiğimiz günledir mahkemeye sunuldu.

BİLİRKİŞİ RAPORUNDAN MADDELER


Fotoğraf: Kazdağı Doğal ve Kültürel Varlıkları Koruma Derneği

11 adet jeotermal kuyusunun açılmasının planlandığı bölgenin toprak yapısını, tarımsal özelliklerini, arkeolojisini ve sosyal dokusunu inceleyen bilirkişilerin mahkemeye sunduğu raporda özetle şu görüşlere yer verildi;

  • Jeotermal sondaj endüstrisinin en önemli problemlerinden biri olan kaçak ve boru problemleri; sondaj operasyonunun tamamlanamayıp kuyunun terk edilmesine varan sorunlara yol açabilmektedir. Bu nedenle, söz konusu problemleri en aza indirecek sondaj sıvısı kimyasalları kullanılmaktadır. Bu kimyasallara yönelik bir bilgiye rastlanmamıştır.
  • Sondaj alanlarında oluşacak bitkisel toprak ile hafriyat kazısının birlikte geçici depolama alanında biriktirilmesi durumunda depolama yüksekliğinin yaklaşık 5 m olacağı ortaya çıkmaktadır. Bu durumda toprağın kayması, yağış ile taşınması vb. olumsuz durumlara sebebiyet verebileceğinden ve bu hesaplamalarında teorik olduğu düşünüldüğünde uygulamada daha fazla hafriyat toprağı çıkacağından göz önüne alındığında 275 m2 alanın yetersiz olduğu ve teknik olarak mümkün olmadığı.

TUZLA ÇAYININ DİBİNDE 6 KUYU AÇILMAK İSTENİYOR

  • Tarım ve Orman Bakanlığı 2. Bölge Müdürlüğünün görüş yazısında; “sondaj alanının Tuzla Deltasında bulunduğu ve Tuzla Çayına yakın mesafede de (6 adet sondaj) çalışma planlandığı tespit edildiği” belirtilmiştir. Ayrıca yapılan çalışmada Çanakkale ilinin Tuzla, Menderes, Kocabaş ve Kavak Çayı Deltaları, Gökçeada’nın Kuzey Kıyıları, Karabiga Kıyıları ve Bozcaada sahil zonu Hassas Denizel Alanlar olarak belirlendiği, bu amaçla belli bir koruma statüsü oluşturulması amacıyla Tarım ve Orman Bakanlığı 2. Bölge Genel Müdürlüğünce teklifte bulunulduğu belirtilmiştir. Ancak PTD incelendiğinde bu alanlara yönelik herhangi bir değerlendirme yapılmadığı ve bu durumdan hiç bahsedilmediği görülmüştür.
  • Keşif günü yapılan değerlendirmelerde, sahadaki boruların oldukça fazla korozyona uğradığı görülmüştür.
  • Proje alanının sınırı deniz olmasına rağmen herhangi bir değerlendirme yapılmadığı görülmüştür.
  • Proje alanı için kümülatif bir değerlendirmenin yapılmadığı görülmüştür.

TARIM BÜTÜNLÜĞÜ BOZULACAK

  • Tarımsal potansiyeli yüksek sulu mutlak tarım arazilerinin bütünlüğünün bozulacağı, her bir sondaj alanında 1500 m2 olmak üzere toplamda 15000 m2’lik bir alanın üzerinin 20 cm kalınlığında beton dökülmek suretiyle tarımsal niteliğinin bozulacağı da dikkate alındığında oluşacak etkilerin kabul edilebilir düzeyde olmadığı değerlendirilmektedir.
  • Dava konusu alan ve projenin etki alanında 26/01/1939 tarihli ve 3573 sayılı Zeytinciliğin Islahı ve Yabanilerinin Aşılattırılması Hakkında Kanunda belirtilen alanlar bulunmaktadır.

BÖLGEDE YOĞUN ARKEOLOJİK KALINTILAR VAR

  1. Flora ve fauna elemanları için ortaya çıkabilecek riskler, bu risklerin olası etkileri ve alınması gereken önlemler ile önleyici/azaltıcı tedbirlere de gerçekçi ve uygulanabilir düzeyde yer verilmemiştir. Fauna çalışmalarının, fauna konusunda uzman bir araştırmacı tarafından yapılmadığı; flora ve fauna elemanları için ortaya çıkabilecek riskler, bu risklerin olası etkileri ve alınması gereken önlemler ile önleyici/azaltıcı tedbirlere de gerçekçi ve uygulanabilir düzeyde yer verilmediği görülmüş ve bu yukarıda zikredilen maddeler PTD Raporunda gözlenen önemli eksiklikler olarak tespit edilmiştir.
  2. Bu kadar yoğun arkeolojik buluntunun bulunduğu alanın arasında kalan alanlarda yüzeyde de görülemese de toprak altında arkeolojik kültür varlığı olma olasılığı yüksektir.

ÇED SÜRECİ İŞLETİLMELİ

102 sayfalık kapsamlı bilirkişi raporunun Sonuç ve Kanat bölümünde; ÇED Raporunun içeriğinin eksik ve yetersiz olduğu, bu eksikliklerin Çevre ve İnsan Sağlığına Olumsuz Etkilerinin inşaat ve işletme sürecinde yaşanması muhtemel olaylar olduğu değerlendirildiğinde bilimsel ve teknik yönden yeterli olmadığı belirtilerek projenin genel olarak ekosistemi ve çevrede bulunan yerleşim yerlerini ne ölçüde etkileyeceğinin belirlenmesi için ÇED sürecinin işletilmesi gerektiği dile getirildi.

“DAVA SONUCUNUN DA LEHİMİZE OLACAĞINI UMUYORUZ”

Bilirkişi raporunu değerlendiren Kazdağı Doğal ve Kültürel Varlıklarını Koruma Derneği Başkanı Süheyla Doğan, bölgede JES faaliyetlerinin her geçen gün artmasından duydukları tedirginliği ifade ederek, “Bölgede ciddi bir tehdit oluşturuyor JES’ler. Tuzla ve civarında tarım ürünlerinde verim düşüklükleri, hastalıklar var. Tuzla çayında balık ölümleri görüldü. Bilirkişi raporunun lehimize gelmesine sevinçliyiz. Kararın da lehimize olacağını umuyoruz” dedi.

https://www.evrensel.net/haber/510993/ayvacik-babaderedeki-jes-icin-bilirkisi-ced-gerekli-dedi

17 Şubat 2024 Cumartesi

Gökçer Tahincioğlu | Yüzleşme- ökçer Tahincioğlu | Yüzleşme (t24)

 



ABD elçisinden İliç'e uzanan yol: ÇED raporundaki itiraflar

Set çöküyor, toprak kayıyor, madenler işçilere mezar oluyor ama cümleler hiç değişmiyor: "Tehlike yoktur, sızma olmamıştır, ülkemiz için yararlıdır, karşı çıkanlar bellidir…"

Bergama direnişinin yavaş yavaş sönümlendiği zamanlar…

Toprağını, köyünü kurtarmak için yola çıkan, sivil itaatsizlik eylemleriyle bütün ülkenin sempatisini kazanan Bergama köylülerinin neredeyse hain ilan edildiği, Alman vakıflarının parasıyla sokağa çıktıklarının gündeme getirildiği dönemler…

Ve bir yandan, Bergama'daki altın madeninin en güçlü PR faaliyetlerini yürüttüğü yıllar…

Ege Ordu Komutanı'ndan DGM Savcısı'na, yerel idarecilerden gazetecilere kadar uzanan ziyaretçiler, altın madenine davet ediliyor ve madenden başkalaşmış bir biçimde çıkıyorlardı.

Her ne hikmetse, hepsi altın madeninin ulusal bir mesele olduğu söylemiyle ayrılıyordu madenden.

Bergamalılar kullanılıyorlardı! Alman vakıfları, direnişi örgütlüyordu!

Erzincan'ın İliç ilçesinde Anagold şirketine ait Çöpler Altın Madeni'nin bulunduğu alanda, 13 Şubat saat 13.00 sıralarında toprak kayması meydana geldi.

* * *

Nasıl bugün bir anda insanlar benzer hezeyanlarla linç ediliyorsa, o dönemde de aynısı yaşandı.

Altın madenini gezen DGM Savcısı, sonradan beraatle sonuçlanan Alman Vakıfları Davası'nı açtı.

Hak savunucuları, ajanlık suçlamasıyla karşı karşıya kaldı.

 

Dönemin Başbakanı Bülent Ecevit'in bile inandırıldığı, "Lozan'ın süresi 2023'te bitiyor, Bor madenini çıkartacağız" tezine benzer tez şuydu:

"Bergama'da çıkartılacak altın, Türkiye'nin kaderini değiştirebilecek boyutta. Bu nedenle Almanya altının çıkartılmasını istemiyor. Alman vakıfları bu yüzden devreye sokuldu."

Sene 2024…

Bergama ve çevresinde artık altın çıkartılmayan bölge kalmadı. Hedef yeni bölgeler, yeni madenler haline geldi.

* * *

Bergama Altın Madeni'nin patronları açısından her şey yolunda giderken, Danıştay'dan, çevresel etki nedeniyle yürütmeyi durdurma ve iptal kararları geldi.

Ülke öyle bir etki halindeydi ki yürütmeyi durdurma ve iptal kararlarını geçersiz kılmak için Bakanlar Kurulu prensip kararı bile aldı.

Almanya'ya karşı ulusal kurtuluş mücadelesi veriliyormuş gibi bir atmosfer oluşturulmuştu. Kimsenin gözü ne ajanlıkla suçlananlar hakkındaki beraat kararını ne de Bergamalılar'ın direnişini görüyordu.

* * *

Bir başka sorun imarla ilgiliydi.

Danıştay'ın 2004'te verdiği iptal kararıyla Çevre Bakanlığı izni iptal edilince maden mühürlendi. Madeni işleten konsorsiyum yine faaliyetteydi. Durmaksızın önlerine çıkartılan engellerden şikâyet ediyordu. Ve derken apar topar imar planı hazırlandı, hızla gerekli izinler verildi. Şaşırtıcı bu hızın nedenini Evrensel Gazetesi'nden Özer Akdemir açığa çıkarttı.

Halen hak ettiği kadar konuşulmayan değerdeki habere göre, ulusal bağımsızlık mücadelesi gibi gösterilen sürece ABD de dahil olmuştu.

Dönemin ABD Büyükelçisi Eric Edelman, imar planlarının bir an önce hazırlanmasını istemiş, bu konuda bir mektup yazmış, hükümete ve İzmir Valiliği'ne gönderilen mektuptan sonra gerekli tüm işlemler yapılmıştı.

Edelman'ın mektubunda, Eurogold, Normandy ve Nevmont'un işlettiği altın madeninde kaç Türk işçinin çalıştığı bile yazıyordu.

Maden yeniden çalışmaya başlamıştı.

Almanya'nın sözde ajanlarını linç edenler, ABD elçisinin mektubuyla açılan maden için ağızlarını bile açmamıştı

* * *

Bergama'dan İliç'e uzanan yolu, görevde olduğu dönemde bu madenin soruşturulması talimatını veren, sonrasında başına gelmedik kalmayan eski Erzincan Başsavcısı İlhan Cihaner, Birgün gazetesindeki dünkü yazısında net biçimde özetledi:

…bu süreç Altın madenlerinde "vahşi madencilik/sömürge madenciliği" diye tanımlanan pratiği ortaya çıkardı. Çok basit bir şablonları var: önce ilgili kamu kurumları çalışmaz, hantal, zarar eden ve düzeltilemez olarak gösteriliyor. İtiraz eden meslek kuruluşları hain ilan ediliyor. Bunun için medya ve "popüler uzmanlar" kullanılıp raporlar yazılıp sempozyumlar düzenleniyor. Sermaye ve özel sektör kutsallaştırılıyor. Mevzuat değişiklikleri yapılıyor. Sonra aynı mekanizmalar falanca yerde "100 milyarlarca dolarlık altının" atıl vaziyette beklediğini, çıkarılırsa nasıl zenginleşeceğimizi propaganda ediyorlar. Yöre halkının istihdam edileceğini, çevreye zerre zararının olmayacağı anlatılıyor. Yörenin gazetecileri, bürokratları ödül gezilere götürülüyor. Güçlü siyasi figürler ortak ediliyor. Daha fizibilite aşamasında yeni konutlar inşa edilip, camilere, spor kulüplerine bağışlar yapılıyor. Böylece yerel itirazlar minimize ediliyor. İtiraz edenler davalarla yıldırılıyor, yok sayılıp meczuplaştırılıyor. Gerekirse rüşvetler veriliyor. Yetersiz kalınan yerde "güvenlik kuvvetleri" ve yargı devreye giriyor, tabiiki sermayenin yanında! İliç, emekçi ve eko-kırımına da aynen bu şablon hatta "suç yolu" (İnter Crimis) getirdi bizi.

* * *

Erzincan İliç'teki Anagold Madencilik'in 2010'dan bu yana altın üretimi yaptığı Çöpler Madeni'nde daha önce atık depolama alanındaki set çöktü.

Hep bir ağızdan toprağa, suya zehirli kimyasalların karışmadığını haykırdı yetkililer.

Kapasite defalarca artırıldı madende. Uyarılara ve risklere rağmen… Son kapasite arttırımı ile ilgili ÇED raporuna da bakanlık, madende yaşananlara rağmen onay verdi.

* * *

ÇED raporu da ilginç… Misal, "riskler" sıralanırken, heyelan ihtimalinin bulunmadığı şu ifadelerle belirtiliyor:

  • - Toprak kayması riski genellikle kayaların çok çatlaklı olduğu, sıvılaşmaya hazır yüzeysel topraklar, killer ve siltlerin bulunduğu yerlerde daha yüksektir. Çalışma alanı düşük miktarda yağış aldığından ve yüzeyde bitki örtüsü az masif kireçtaşı ve mermer kütleleri bulunduğundan heyelan potansiyeli taşımamaktadır.

Ancak raporun bir başka bölümünde, erozyon riski şöyle anlatılıyor:

  • - Çalışma alanı erozyon riski olan alanlar arasına girmektedir. Erozyon açısından 2. dereceden 4. dereceye (çok yüksek) değişen erozyona tabiidir.

* * *

Madenlerin Türkiye genelinde tarım ve hayvancılığı nasıl öldürdüğü, köylüleri nasıl buralarda çalışmaya mecbur bıraktığı daha önce Konya'da, Soma'daki maden kazalarından sonra gündeme geldi.

İliç'te de benzer bir tablonun olduğu, ÇED raporunda şöyle ifade ediliyor:

  • - Mevcut ve inşa edilen projeler sonucu proje sahası ve çevresinde arazi kullanım amacı ve türleri değişime uğrayacaktır. Bu değişim en yoğun olarak Çöpler Köyü civarında olacaktır. Projede olacak genişleme sonucu Çöpler köyü sınırları içindeki alanın yaklaşık yüzde 74,9'u maden arazisine çevrilecektir. Bu miktarda bir değişim oldukça önemli kabul edilebilir. Arazi kullanımındaki planlanan bu değişim sonucu tarım ve hayvancılık için kullanılabilecek alan önemli ölçüde azalacaktır. Bu azalma proje ömrü olan 10+3 yıl boyunca en fazla olacaktır. Maden kapatma ve rehabilitasyonu sonucu maden tarafından kullanılan arazilerin bir kısmı tekrar genel kullanıma uygun hale gelecektir.
  •  
  • - Bu nedenle bazı önlemler alınacaktır. Bunlar, işletme sürecinde köy için değişik iş ve gelir kaynakları yaratılarak, köyün hayvancılık ve tarıma gelir kaynağı olarak bağımlılığı azaltılacaktır. Yeni gelir kaynakları madencilik, madene çeşitli konularda hizmet (bakım, onarım, lojistik destek, malzeme temin vs.) ve küçük çaplı üretim olarak sıralanabilir. Maden tarafından düzenlenecek olan eğitim programları ile Çöpler köyü sakinlerine değişik zanaatlar (halıcılık, tahta ve metal işleri vs.) kazandırılabilecek, oluşturulan kooperatifler üzerinden hizmet ve mal alımı yapılarak ticaret kapasitesi arttırılacaktır.

* * *

Raporun bir başka bölümünde ise arıcılığın nasıl teşvik edildiği, modern tarım ve hayvancılık yöntemlerinin nasıl öğretildiği sıralana sıralana bitirilemiyor.

Türkiye'nin garipliği, bir köylünün, tarım ve hayvancılığın olumsuz etkilendiği iddiasıyla açtığı davayı ise ÇED raporundaki ifadelere rağmen Danıştay reddetmiş. Kazadan kısa süre önce Anayasa Mahkemesi, Danıştay'ın bu kararı için "hak ihlali" kararı vermiş.

Çelişkiler yumağı…

* * *

İşçiler tonlarca ton toprağın altında kaldı. Siyasetçiler kürsüden biraz ağlayıp, biraz bağırıp önlerine bakacaklar.

Ve sonra diğer madenlerin nasıl zararsız olduğu, karşı çıkanların hain ve gerizekalı oldukları, Türkiye'nin nasıl zenginleştiği anlatılacak. Karşı tezler hiç dinlenmeden. Alternatif yöntemler hiç araştırılmadan.

ÇED raporunda, daha önce çöken atık depolama setini insanın aklına getiren bir ifade daha var. Risk bölümünde anlatılıyor:

  • - Atık depolama tesisinde depolanacak malzemeden önlem alınmaz ise meydana gelecek sızma, yeraltı suyu kalitesini olumsuz etkileyecektir.

* * *

Set çöküyor, toprak kayıyor, madenler işçilere mezar oluyor ama cümleler hiç değişmiyor.

"Tehlike yoktur, sızma olmamıştır, ülkemiz için yararlıdır, karşı çıkanlar bellidir…"

https://t24.com.tr/yazarlar/gokcer-tahincioglu-yuzlesme/abd-elcisinden-ilic-e-uzanan-yol-ced-raporundaki-itiraflar,43572


İliç'te bir çeşme var… Altından zehir üstünden zaman akar! (Umur Talu) T24

 



Tabii akıl sizin, fikir sizin, vicdan sizin, kalem sizin, oy sizin. Çeşmenin altından su mu yoksa zehir mi aksın… Başlık sizin, karar sizin!

Öldürüyorlar…

Yok ediyorlar…

Kulak asmıyorlar…

Gizliyorlar…

Tekmeliyorlar…

Yağmalıyorlar!

Ne yasama denetimi var, ne yargı denetimi. Anayasa Mahkemesi'nin iki itirazı bile "Buyruk düzeni ağaları"nın sinirine dokunuyor.

Çünkü kuyruklar buyruklara tapmalı; buyruk kuyruklardan milyonlarca kuyruk yapmalı! Çünkü uyruk, kuyruk demek… Kuyruk ise buyruk marabası, tebaası, kölesi, rehinesi, esiri!

Meclis'te araştırılsın diyorsun, mesela katliamdan hemen önce Soma için. Hayır diyorlar!

Meclis'te araştırılsın diyorsun, mesela büyük yıkımdan hemen önce deprem için. Hayır diyorlar! Depremin kayıp çocukları için araştırma isteğini bile reddediyorlar.

Yargıya başvuruyorsun, bu altın madeni çevreye, insana, bölgeye zehir saçıyor ve tehlikeli diye. Hayır diyorlar, "Delil yok. Kamu adına soruşturmaya da gerek yok."

Fotoğraf: Özer Akdemir/Evrensel

Halkın oyu, sermayenin zehri

Bir ara "buyruk-kuyruk" başbakanlık da yapan, bir önceki seçimde İstanbul'u daha da istila edebilmek için belediye başkanı adayı olan "Bin" Bey; Erzincan İliç'teki madenin avukatı.

Onun tahminlerine ve ahkâmlarına bakarsan, aslında bu madendeki çökmenin, siyanür kusmuğunun da aslı astarı olmayabilir! Bozguncular var çünkü!

Bu madenin insana ve çevreye düşmanlığına dair şikayetlere, tespitlere karşı bir gün yanına "buyruk-kuyruk şakşakçıları" almış fetva vermiş:

"Hemşerilerim her söylenene kulak asmasın. Karşı çıkanlar bozgunculuk yapıyor. Hayat standardını kaybetmenin alemi yok. Teknoloji artık bunların emniyet tedbirlerini almaya yeterli. Çevre korumak adına algı operasyonu başka bir oyun."

Çevre ve insan katliamından sonra da avukat B. koşturdu patronları savunmaya. İşçiler kayıpken zerre ayıp bile yüklenmedi. Hayat standardı bir yana, hayatlar kaybedilmişken bunların âleminde, ne günah korkusu, ne insani bir utanç! Hemşerilerinin kulaklarına bile siyanür ve ölümün kokusu sızmışken, utanmadılar. Teknolojiymiş, algı operasyonuymuş, oyunmuş, bozgunculukmuş… Zehre zehir kattılar!

Sevgili, Sayın AKP'li seçmen. İster Erzincan'da ister İstanbul'da.

İşte önceki İstanbul adayı böyle. Adeta patronların, yabancı şirketlerin, siyanürün, zehrin, ölümlerin, kârların, vergi kıyaklarının temsilcisi!

Şimdiki İstanbul adayı da, depremde yıkılan binlerce konutun kaçağına, göçeğine, hırsızlık ve arsızlıklara imar aflarının imzacısı; bu katliam madeninin kapasite artışını, siyanürün tam gaz basılışını da onaylayan Kurumsal "kuyruk-buyruk" yetkilisi!

Bu ne demek, biliyoruz değil mi?

Bu sadece aklınıza hakaret değil, vicdanlarınıza da küfür kıyamet.

Bilhassa ey mütevazı hayatların sahipleri, yoksullukların bile şükür duaları… Sizin elinizdeki oyları patron, yerli yabancı şirket menfaatleri için sermaye yaparken, sermayenin vatandaş ve işçi katliamlarını da sizin oylarınızla örtmek, kollamak, savunmak bu!

Her söylediklerini hayat ve ölüm yalanlıyor; yetmiyor, "Oyunuzu vermezseniz Hatay böyle garip kalır" diye, deprem acısıyla, zehir tozuyla, kamulaştırma gasplarının hızıyla boğulmuş kente nefret bıraktıktan birkaç gün sonra bunu sanki muhalefet söylemiş gibi yapabiliyorlar! Ona da alkış, buna da alkış, aklınıza, kalbinize sığıyor mu?

Çürümüş bir iktidar ülkenin aklını da vicdanını da çürüttü.

2 yılda simit 1 liradan 10'a çıkmış, bunu hesaplayabiliyoruz.

Buna hayret edebilen, susam susam isyan edebilen açlığımız da tokluğumuz da; aynı sürede, bu cehenneme dönmüş cennet ülkede sıvasız hanelerden kaç işçinin böyle böyle katledildiğini, binlerce kişiyi yavaş yavaş öldüren meslek hastalıklarının nasıl bedenleri esir aldığını, kaç umutsuz gencin kendini yok ettiğini, kaç kadının ve genç kızın bu otoriter şiddet kültüründe kurban edildiğini, ülke topraklarının ve kaynaklarının ne kadarının peşkeş çekildiğini hesaplamakta da, hesabını sormakta da çok zorlanıyor!

Adalet talep etmek yerine atalete mahkûm olmakta beis görmüyor.

Erzincan'ın İliç ilçesinde Anagold şirketine ait Çöpler Altın Madeni'nin bulunduğu alanda, 13 Şubat saat 13.00 sıralarında toprak kayması meydana geldi.

Karar senin

Başlığın orijinali "İliç'te bir çeşme var… Altından su üstünden zaman akar"mış. 19'uncu yüzyılda "Toprağı çok verimli olduğu için her çeşit tarım ürünü yetişir" diye kayıtlara geçmiş. Ne bilsin 19, bunların 21'ini!

2022'de maden hakkındaki bir suç duyurunda daha adı şikayetçi olarak geçen Ali Bozkuş'un şiirini ise, aslında önemli bir tarihin yıldönümü olan 16 Mayıs 2013'te Evrensel'de Özer Akdemir'in yaptığı, yazdığı ve yıllar boyu peşini bırakmadığı insan ve çevre kokulu röportajdan aktarayım:

Siyanürle öleceksin
Benim değil karar senin
Sessiz sessiz gideceksin
Benim değil karar senin

Siyanürü bilemezsin
Baksan bile göremezsin
Genç kardeşim ölemezsin
Benim değil karar senin

Gel kardeşim etme zulüm
Bak şimdiden soldu gülüm
Onun adı sessiz ölüm
Benim değil karar senin

Şaban Yılmaz, Abdurrahman Şahin, Hüseyin Kara, Mehmet Kazar, Fahrettin Keklik, Adnan Keklik, Uğur Yıldız, Kenan Öz ve Ramazan Çimen… 11 yıl sonra kara toprak ve kâra siyanür altında kaldılar ya, bu şiiri görmüş, okumuş muydu? Onlar ve yakınları emeğini de canını da aynı anda rehin alanların yüzünü, yüzsüzlüğünü görmüşler miydi?

Toprakları, kıyıları, ormanları ve insanları; emeği, umudu, haysiyeti; canı cananı sömürgeleştirdiler!

"Halkın, milletin güvenlik kuvvetleri"ni, yani sıvasız hanelerin üniformalı yoksul çocuklarını da; uyananın, itiraz edenin, protesto edenin, uyaranın üzerine sürüp yalanın, talanın, yağmanın, kâr yığmanın, şirketlerin özel koruması haline getirdiler! Sadece o kuvvetleri değil; sözde "kuvvetler ayrılığı"nın bütün kuvvetlerini de "Buyruk-Kuyruk Düzeni"nin muhafızı kılıyorlar.

Tabii akıl sizin, fikir sizin, vicdan sizin, kalem sizin, oy sizin. Çeşmenin altından su mu yoksa zehir mi aksın… Başlık sizin, karar sizin! Üstünden, üstünüzden zaman akıyor çünkü.

 https://t24.com.tr/yazarlar/umur-talu/ilic-te-bir-cesme-var-altindan-zehir-ustunden-zaman-akar,43571

16 Şubat 2024 Cuma

İliç felaketini 11 yıl önceden haber vermiştik!

 

16 Şubat 2024 15:40



2013 yılında İliç’ten Hayat Televizyon için yaptığımız Çepeçevre Yaşam programında geçtiğimiz günlerde göçen pasa yığınlarındaki akmayı tespit etmiştik.

Fotoğraf: Mehmet Yalçıner/AA


Özer AKDEMİR

Erzincan’a bağlı İliç ilçesinde meydana gelen altın madeni faciası riskine bölgede tam 11 yıl önce yaptığımız Çepeçevre Yaşam programında dikkat çekmiştik. O dönem TMMMOB Yönetim Kurulu üyesi olan Metalürji Yüksek Mühendisi Cemalettin Küçük, siyanürlü altın işletmesini karşıdan gören bir tepeden yaptığımız çekimlerde pasa yığınlarında o günlerde bile görülen kaymalara işaret ederek, bunun ileride çok büyük bir felaketle sonuçlanabileceği uyarısında bulunmuştu.

“FIRAT’IN SİYANÜRLE İMTİHANI”

İliç’te yaklaşık 15 yıldır faaliyette bulunan altın işletmesinin yarattığı tehlike 13 Şubat günü madenin siyanür bulaşıklı pasalarının vadiye akması sonrası bir kez daha gündeme geldi. Daha önce de siyanür sızıntısı, sülfirik asit taşıyan tanker kazası gibi olaylarla gündeme gelen madende bu son yaşanan olayın aslında “geliyorum diyen bir felaket” olduğu 11 yıl önce yaptığımız Çepeçevre yaşam programı görüntüleri ile ortaya çıktı. İliç seyahatinden dönüşte yaptığımız ve “Fırat’ın siyanürle imtihanı” adını verdiğimiz programda altın madeninin yol açtığı sorunlar ve riskleri eli almıştık. 

11 yıl önce yayınladığımız Çepeçevre Yaşam programımız:

30 MART 2013 GÜNÜ İLİÇ’TE MADEN ALANINI ÇEKMİŞTİK

Altın madenine karşı ilçede düzenlenen bir panele katılmak için gittiğimiz İliç’te panelin yapılacağı günün sabahında maden sahasına da gitmiştik. TMMOB Yönetim Kurulu üyesi Cemalettin Küçük ve İliç Çevre Platformu yöneticilerdi ile gittiğimiz alan maden işletmelerini tam karşıdan gören bir konumdaydı. 30 Mart 20134 tarihinde Sabah saat 06.30 gibi gittiğimiz bölgede bu saatte bile havada acı badem kokusu gibi hissedilen hidrojen siyanür kokusunun olduğunu belirten Küçük, bölgede çok fazla durmanın yaşamımızı tehlikeye atmak anlamına geleceği uyarısında bulunmuştu. Maden işletmelerinin eğimli bir tepenin yamacında, Fırat nehrinin ana kolu olan karasu nehrine 300-400 metre uzaklıkta olmasının yol açtığı risklere dikkat çeken Küçük, madenin siyanürlü çözeltilerle altının ayrıştırıldığı yığın liçi bölgesindeki kaymaya dikkat çekmişti. Maden işletmesinin henüz çalışmaya başlamasından üç yıl geçmiş olmasına rağmen cevherin yığılıp üzerine siyanür ve sülfirik asit püskürtüldüğü alanda görülen kaymalara işaret eden Küçük, öğleden sonraki panelde bu kaymayı aktararak ileriki yıllarda pasaların daha da yükselmesi ile milyonlarca tonluk pasanın Fırat nehrine akacağını dile getirmişti.

PANELDE NELER KONUŞULDU

Panelde ülkenin dört bir yanındaki altın madeni işletmelerinin yol açtığı çevre ve sağlık sorunlarına dikkat çekilmiş, toplantıda söz alan İliçler de milletvekilinden, belediye başkanına, kaymakamından ilçedeki bütün bürokratların ve kurum temsilcilerinin maden yanlısı tutumlarından yakınarak, madene karşı seslerini kuvvetli bir şekilde çıkaramadıklarını söylemişlerdi.

13 YIL ÖNCE İLİÇ’LİLERİN SÖYLEDİKLERİ

Programda İlçe halkının ve esnafları ile de söyleşiler yapılmış, madenle ilgili görüşleri alınmıştı. Konuşulan yurttaşlar AKP’nin madenin ortağı olduğunu belirtirken, arıcılık yapan bir köylü ise arılarının yarıdan fazlasının bu maden işletmesinin kullandığı siyanür nedeniyle öldüğünü anlatmıştı. Bir başka köylü de Erzincan tulumunun en önemli girdisi olan küçük baş hayvancılığın maden nedeniyle bitme noktasına geldiğini,, maden sahasının tam da bu hayvanların otladığı meraların üzerine kurulduğunu ve süt üretiminin neredeyse bitme noktasına geldiğini ifade etmişlerdi.

ABD’YE İKNA GEZİSİNE GÖTÜRÜLEN MHP’Lİ ESNAFIN ANLATTIKLARI

Programın en dikkat çeken söyleşilerinden birisi ise madenin faaliyete geçmesinden hemen önce ABD’ye kafililer halinde götürülenlerin içinde yer alan bir esnafın anlattıkları oldu. Maden işletmesine halkı ikna etmek için o dönemlerde ilçedeki bütün siyasi partilerden temsilciler, köy muhtarları, dernek başkanları, belediye ve diğer kurum yöneticilerinin aralarında olduğu onlarca kişi ABD’deki altın madeni işletmesine inceleme gezisi adı altında götürülmüştü. Bu geziye katılanlardan o zamanlar MHP ilçe yönetiminde olan Süleyman Durgun kameralarımıza şunları söylemişti; “Götürüldüğümüz madenler yerleşim yerlerine çok uzaktaydı. Yerleşim yerine yakın olan yerlerde ise kimse yaşamıyordu. Yerleşim yerlerinin neden bu kadar ısız olduğunu sorduğumda beni geçiştirdiler. Geziden döndükten iki gün sonra şirketin halkla ilişikler müdürü bize teyit amacıyla bir kâğıt imzalatmaya çalıştı. ABD’ye gittiğimize dair bir kâğıttı. Kâğıtta, siyanürle ayrıştırma yapılan madenleri gördüğümüz ve siyanürün doğaya, hayvanlara ve insanlara herhangi bir zarar vermediği yazıyordu. Siyanür konusunda bir bilgim olmadığı için kâğıdı imzalamayı reddettim. Zaten geziden döndükten sonra tuhaf şeyler oldu. Burada söz sahibi olan, arazi sahibi insanlar madende işe alındı. Madene karşı çıkan siyasiler madenden taraf oldu. Hatta kaymakam bile muhtarlarla toplantı düzenleyip maden konusunda olumlu bir algı yaratmaya çalıştı.”

 https://www.evrensel.net/haber/510895/ilic-felaketini-11-yil-onceden-haber-vermistik

15 Şubat 2024 Perşembe

Erzincan İliç maden faciası: 'Geliyorum' diyen işçi ve doğa katliamı | ÇEPEÇEVRE YAŞAM

 


"Geliyorum" diyen işçi ve doğa katliamı Erzincan İliç'te meydana gelen maden faciasını ve Bergama'daki altın madenine karşı verilen mücadeleden bugüne nasıl gelindiğini konuklarımızla konuşuyoruz 🕘

@Ozer_Akdemir

'in sunumuyla #ÇepeçevreYaşam 21.00'de Evrensel'de




14 Şubat 2024 Çarşamba

Erzincan İliç'teki maden faciası | Zeliş Irmak ile Evresel'de

 


Evrensel 'de

ile İliç'te meydana gelen facianın sebeplerini, bu noktaya gelinmesinde kimlerin sorumluluğu olduğunu, bölgedeki ekolojik yıkımın olası boyutlarını ve yapılması gerekenleri konuştuk

https://www.youtube.com/live/PAZnu9EHjL8?si=yluqSR7syTuLh9Q8

Yüzyıllar boyu sürecek kirlilik kaynakları: Maden atıkları

  @ozer_akdemir atık havuzlarının, pasa yığınlarının, “cehennem çukurları” denilen açık ocakların büyük riskler taşıdığını vurguladığı yazı...