10 Eylül 2017 Pazar

Anadolu parsını en son görenler örgütü_(Pazar)

 10 Eylül 2017 06:00

Dersim aşığı Kemal Özer Tunceli Eminyetinde 'örgüt üyesi' şüphesi ile gözaltında. Özer’in üyesi olduğu örgütün adı bile ödlerini patlatır oysa..
Anadolu parsını en son görenler örgütü
Özer AKDEMİR
Gecenin bir vakti gelen telefondaki heyecanını bilirim ben Kemal Özer’in. “Hoca, sana birazdan göndereceğim fotolara bayılacaksın” diyen sesindeki muzip tını aramızdaki kadim bir şakadan kalmadır. O bana “Çok geziyorsun, kıskanıyorum seni” der, ben de ona.
Benim gezdiğim yerler onun gezdikleriyle kıyaslanamaz oysa. O Dersim’in, Munzur Vadisi’nin eşsiz güzelliklerini gezerdi karış karış. Ben memlekette ne kadar çevre sorunu olan yer, ekoloji mücadelesi alanı varsa oraları. Bu yüzdendir ki ona gezip gördüğüm yerlerin sadece güzelliklerini gösteren fotoğraflarını gönderirdim hep. Kaz Dağı’ndan bir ormanın uğultulu gölgeleri, Karadeniz’de bulutların vadiye pamuk gibi yayıldığı yeşil bir yayla, Ege’de derin bir kanyonun içinde nazlı nazlı akan suyun kıyısındaki antik kentin buluntuları, hâlâ ayakta kalmış 2 bin yıllık bir köprü ya da Samson Dağı’nın Kurşunlu Manastırı taraflarında hiç acele etmeden yürüyen bir kaplumbağanın fotoğrafı gibi.
Bu fotoğraflar işin reklam kısmıdır oysa. Kemal Özer fotoğrafların dışındaki görselleri de en iyi bilen gazetecilerdendir. Maden yaraları, yanmış ormanlar, suları kirlenmiş bir dere, yaralı bir hayvan, örselenmiş bir çiçek, talan edilmiş tarih, kirletilmiş gökyüzü...
Kemal’in gönderdiği fotoğraflarda ise güzellik ve hüzün iç içedir. Objektife meraklıca bakan bir yaban keçisinin daha geniş açıdan çekilmiş fotoğrafında hayvanın sarp kayalıklarda değil beton baraj gövdesinde dolaştığı görülecektir. Ya da bu barajın sularında yüzerek karşı kıyıdaki yaşam alanına ulaşmaya çalışan bir geyikle, iş makinelerinin gürültüsünden kaçacak yer arayan anne ayı ve iki küçük yavrusunun tedirginliği, korkusu, kederi yansır fotoğraflardan.
Yine de çoğu fotoğrafında henüz insan elince kirletilmemiş bir coğrafyanın güzelliklerini görürüz. Karlı buzlu doruklardan süzülüp gelen berrak suları, bu suların suladığı çimenliklerde yayılan keklikleri, ceylanları, karların içinde açan sümbülleri, kardelenleri, ya da güneşe tersten bakarak gülümseyen endemik ters laleleri doyumsuz bir özlemle seyredersiniz.
Bazı fotoğraflarında ise insan öyküleri gizlidir. Munzur Dağlarında yaylacı küçük bir çocuğun utangaç bakışı, parmağı ağzında şaşkın gülümseyişi, ya da yanındaki babanın çaresizliği, dertleri yüklenişi içinize işler. Çocuk her haliyle çocuktur fotoğrafta, baba yaşama tutunmaya çalışırken karşısına çıkan sorunlardan bezmiş, kavga yorgunu. Az ötede ise bir koyun sürüsü keyifli keyifli otlamaktadır.
Dersim’in baş eğmez vadilerinde, Munzur’un doruklarında epeyce ağır fotoğraf makinesi ve tripotu ile dolaşan bir gazetecinin zamana, yaşama tanıklığını okuruz haberlerinde onun. 50’li yaşların ortalarına gelen Kemal Özer’deki o coşku genç meslektaşlarına bile taş çıkartan cinstendir. Bu heyecan ben kendisini tanıdım tanıyalı hiç bitmedi, aksine her geçen gün daha da arttı, arttı...
Dersim’in Pülümür ilçesine bağlı Boğalı köyü Karagöz Deresi kıyısında ölü olarak bulunan Anadolu parsı cesedi Kemal Özer’in en büyük gazetecilik başarılarından birisidir. 1960’lardan bu yana görülmeyen, literatüre ‘nesli tükenen tür’ olarak geçen Anadolu parsının, Dersim coğrafyasında yaşadığının en önemli kanıtını sundu bizlere. 
Başka bir gün onun Munzur’un 3468 metre yükseklikteki Akbaba Dağlarına tırmanışının haberi, görüntüleri gelir önümüze. 2015 yılında keşfedilen buzulu 10 saatlik bir yolculuğu göze alarak görüntüleyen, buz gibi sularından içen, üzerinde televizyonu için anons yapan bir Kemal Özer vardır karşımızda.
Buzul çekimleri dönüşünün gecesi, yorgun argın arayıp dağın doruğunda, buzulun yanı başındaki duygularını, gördüklerini anlattığı telefonunu da unutamam Kemal’in. “Müthiş bir şeydi. Ayaklarımızın altında eriyip akan derenin sesini duyuyordum. Yerin, karın buzun altında gürül gürül akan bir dere…”
Tam bir Dersim aşığıdır Kemal Özer. Munzur’un karına buzuna, sularına hayrandır. Bütün hayvanlar dostudur onun. Ayısını kardeşi, kekliğini yoldaşı, geyiğini çocuğu gibi sever. Objektifiyle onları korkutmaktan çekine çekine görüntüler. Seyahat halinde çekim yaparken otomobili ‘dur dur’ diye çığlık çığlığa durdurup, yolun öbür tarafındaki tepede gördüğü ayıyı fotoğrafladıktan sonra “hey broo broo nasılsın looo” diye ayıyla sohbet girişimi de unutulmaz bir Kemal Özer klasiğidir.
Dersim aşığı, bilgesi, doğa dostu olduğu için birçok gazetecinin gitmeye cesaret edemediği, üşendiği yerlere hiç yüksünmeden koşarak gider Kemal Özer. Bu yüzden de kaçak avcıların kara listesindedir adı hep. Kimi zaman hakaret telefonları alır, kimi zaman kent merkezinde aleni tehdit edilir kaçak av haberleri nedeniyle. Buna rağmen Pembelik Barajının ortasında mahsur kalan ailenin dünyaya açılan sesidir, dostudur Kemal Özer. İliç’teki altın madeninin yarattığı doğa yıkımının birinci elden tanığıdır.
Şimdi bu yazı yazılırken Tunceli Emniyetinde hücrede tutuluyor. Bir haber için gittiği Ovacık ilçesinin dönüşünde jandarma tarafından gözaltına alınıp Tunceli Emniyetine teslim edilen Kemal’e “örgüt üyesi” suçlaması yapılıyor.

Kemal Özer, Dersim doğasının, yaban yaşamının, HES’lere, madenlere karşı direnen insanının habercisidir. Üyesi olduğu örgütün adını söylesek ödleri patlar; Anadolu parsını en son görenler örgütü...
https://www.evrensel.net/haber/331951/anadolu-parsini-en-son-gorenler-orgutu

9 Eylül 2017 Cumartesi

'Anadolu Parsı’nın yaşadığını kanıtlayan gazetecidir'

'Anadolu Parsı’nın yaşadığını kanıtlayan gazetecidir'

 09 Eylül 2017 05:47
Ekoloji örgütleri gazetemiz Dersim Muhabiri Kemal Özer’in gözaltına alınmasına tepki göstererek Özer'in serbest bırakılmasını istedi.
Özer AKDEMİR
İzmir
Ekoloji örgütleri gazetemiz Dersim Muhabiri Kemal Özer’in gözaltına alınmasına tepki gösterdi. Basın üzerinde her geçen gün artan baskılara dikkat çeken ekoloji örgütleri, “Özer, Anadolu Parsı’nın Dersim coğrafyasında yaşadığının en önemli kanıtını sunan gazetecidir” diyerek, “Kemal Özer bizim kalemimizdir, derhal serbest bırakılsın” mesajı verdi. 
EGEÇEP: KEMAL ÖZER GAZETECİDİR
Ege Çevre ve Kültür Platformu (EGEÇEP) Yürütme Kurulu tarafından yapılan açıklamada bir yılı aşkın bir zamandır OHAL’le yönetilen ülkemizde basın ve medya üzerinde uygulanan baskılara bir yenisinin daha eklenerek gazetemizin Dersim Muhabiri Kemal Özer’in gözaltına alınmasına yönelik üzüntü dile getirildi. EGEÇEP açıklamasında şöyle denildi; “Kemal Özer bir gazetecidir. Kendisini yıllardır Munzur Dağlarından, Dersim’den, İliç’ten yaptığı çevre haberleri ve doğa fotoğrafları ile tanıyoruz. Munzur Vadisi’nin barajlarla boğulmasına karşı yürütülen mücadelelerden Kemal Özer’in haberleriyle bilgimiz oldu. İliç’te yıllardır bölge ekosistemini altüst eden altın madeninin yarattığı çevre felaketini ve madenin yarattığı sosyo-ekonomik sorunları yine onun kaleminden çıkan haberlerle öğrendik.”  
‘DERSİM’İ KEMAL ÖZER’İN OBJEKTİFİ İLE TANIDIK’
Dersim coğrafyasının eşsiz güzelliğine Kemal Özer’in objektifinden yansıyan fotoğraflarla tanıklık ettiklerini ifade eden EGEÇEP açıklamasında, “Dersim yaban yaşamının, vaşaklarının, ayılarının, kutsal dağ keçilerinin, endemik bitkilerinin çevre sorunlarından ve insan kaynaklı kirlilikten nasıl kötü etkilendiği bilgisinden yine onun yazıları sayesinde haberimiz oldu. 1960’lardan bu yana görüntülenemeyen, nesli tükendiği sanılan Anadolu Parsı’nın Munzur kıyısındaki ölü yavrusunun fotoğraflarını da Kemal Özer çekmişti. Özer, Anadolu Parsı’nın Dersim coğrafyasında yaşadığının en önemli kanıtını sunan gazetecidir” denildi. Biz, ekoloji mücadelesinde sesimiz-soluğumuz, gözümüz kulağımız olan gazetecilerin günümüz baskı ortamında bir avuç kaldığını biliyoruz. Yaptığı çevre haberlerinin ardından tutuklanan Sözcü Gazetesi Muhabiri Gökmen Ulu ve diğer yaşamdan, demokrasiden, emekten yana haberleriyle tanıdığımız gazeteciler gibi Evrensel Gazetesi Muhabiri Kemal Özer’in de uydurma suçlamalarla gözaltına alınmasını kınıyoruz” denildi. 
GERÇEKLERİN ÖĞRENİLMESİNDEN DUYULAN KORKU’
Karadeniz İsyandadır Platformu da Kemal Özer’in gözaltına alınmasını gerçeklerin halk tarafından öğrenilmesinden duyulan korkuya bağladı. Doğa talanından nemalanan sermayedarlar işledikleri suçları belgeleyenlere saldırdığını kaydeden Karadeniz İsyandadır Platformu Kemal Özer’in gözaltına alınması ile ilgili şu değerlendirmelerde bulundu: “Yandaş olmayan, halka gerçekleri sunmaya çalışan bir gazeteci daha hukuksuz yollarla esir tutulmakta.  Kemal Özer, insan yaşamına, yaşam alanlarına saygısı olmadığı kadar hayvan haklarına da saygısı olmayan düzenin kaçak avlanmaya müsamahasını haberleştirdiği için bir süredir tehdit edildiğini öğrendik, şaşırmadık. Kemal Özer’in ifadesi bile alınmadan, keyfi uzatılan gözaltı süreleriyle esir tutulması, yaşam düşmanlarının gerçekleri halkın öğrenmesinden ne kadar korktuğunun göstergesidir.” 
‘DOĞA VE YAŞAM DÜŞMANLARI YENİLECEK’
Ülkenin dört bir yanında yaşamı ve doğayı talana açarak yandaş kayıran, karşısında duranı terörist ya da “alman ajanı” ilan eden iktidarın korku politikasının bir ayağın da sorgusuz sualsiz keyfi gözaltılar ve gazeteci tutuklamaları olduğunu belirten Karadeniz İsyandadır Platformu, “Doğa ve yaşam alanları haberleri ile halka gerçekleri sunan Kemal Özer başta olmak üzere düzenin çarkına su taşımadığı için tutuklu ya da gözaltında olan tüm gazetecilere gönülden dayanışma duygularımızı iletiriz. Doğa ve Yaşam düşmanları yenilecek, özgür basın kazanacak” dedi.
AYÇEP: KEMAL ÖZER YOL ARKADAŞIMIZDIR
Gazetemize konuşan Aydın Çevre Platformu (AYÇEP) Başkanı Mehmet Vergili ise  Çevgre mücadelesi verenlerin düşman ilan edilidğini söyledi. “Bu hükümet çevrenin, doğanın korunması mücadelesi verenleri, birinci derece düşmanları gibi görüyorlar” diyen Vergili şunları söyledi: “Ülkenin dört bir tarafından çevre katliamları, doğa talanı sürüp gidiyor. Doğayı korumaya çalışanların yanı sıra, bunların haberlerini yapan bir avuç kalmış gazetecileri de düşman belliyorlar. Demek ki korktukları, çekindikleri bir şeyler var. Kemal Özer ne yapmış ki onu gözaltına alıyorlar. Dersim’deki kurdun, kuşun sesini duyurmak dışında ne yapmış Kemal Özer? Biz de Aydın Çevre Platformu olarak Kemal Özer’in yanındayız. Bir an önce serbest bırakılmasını istiyoruz.”
‘ORMAN YANGILARINI DUYURMAK İÇİN ÖZVERİ İLE ÇALIŞTI’
Dersim Dernekler Federasyonu (DEDEF) Eş Sözcüsü Hasan Şen ise şunları söyledi: “Bizim değer verdiğimiz, Munzur sevdalısı, Dersim sevdalısı, yıllardır bu işe emek vermiş bir basın emekçisidir Kemal Özer. Biz Dersim’deki birçok gelişmeyi kendisinden haber alıyoruz. Aynı zamanda Dersim’in tüm güzelliklerini büyük bir özveriyle gezerek ortaya çıkaran, onu kamuoyuna tanıtan bir arkadaşımız. Esasında  Dersim’de bu orman yangınları döneminde habercilik anlamında Kemal Özer’in büyük bir özverisi vardı. Bunun keyfi bir gözaltı olduğunu düşünüyoruz. Biz bunu kabul etmiyoruz. İnsanın en doğal haklarından birisi haber alma hakkıdır. Kendi inancı ve ve kürürüne sahip çıkan onla yatan onla kalkan birini, gözaltına almak, sorgulamak aslında Dersim’i cezalandırmaktır.”

Son Düzenlenme Tarihi: 09 Eylül 2017 05:54

7 Eylül 2017 Perşembe

Fırtına İnisiyatifi: Vatan haini değil yaşam savunucusuyuz!

Fırtına İnisiyatifi, Yeşil Yol projesine karşı çıkan yurttaşları 'PKK'li', 'vatan haini' gibi yansıtmaya çalışan gazete haberine tepki gösterdi.
07 Eylül 2017
Özer AKDEMİR
İzmir
Fırtına İnisiyatifi Karadeniz'de Yeşil Yol projesine karşı çıkanları "PKK'li", "vatan haini" gibi yansıtan gazete haberlerine tepki gösterdi. İnisiyatif yaptığı yazılı açıklamada, "sözde habercilik kisvesi altında doğa mücadelesine saldırma ve iç içe yaşayan bölge insanlarının birlikteliğine yapılan bu çapsız ve şuursuz saldırıyı kınıyoruz" denildi. 
YEŞİL YOLA KARŞI ÇIKANLARA ALGI OPERASYONU
İnisiyatif açıklamasında, geçtiğimiz günlerde camlihemsinhaber.com adlı bir internet sitesinde "Çamlıhemşin'de Deşifre Olunca Maçka'da Saldırdılar" başlığıyla yer alan, Jandarma İstihbarat yetkilileri ve raporuna dayandırıldığı iddia edilen yazıda özetle “PKK'nın Yeşil Yol karşıtlığını kullanarak, bölgede bir planı devreye sokmak istediği, Yeşil Yol karşıtlarını destekliyor gibi gözüküp bazı yaylarda kamp yaptığı" gibi iddiaların yer aldığı belirtildi. Haberin ulusal basında çeşitli gazete ve internet sitelerinde yer aldığının aktarıldığı açıklamada şöyle denildi:
"Haberin yayınlanış biçimi ve dili, Yeşil Yol'u istemeyip, bu amaçla anayasal, demokratik, barışçıl haklarını kullanan, doğal hayata saygı gösterilmesini talep edenlerin, 'hain planın' parçası ve PKK'li olduğu yönünde çok yanlış ve tehlikeli bir izlenim yaratmaktadır. Doğa ve yaşam savunucuları ile PKK arasında böylesi bir bağ kurmak suretiyle, belli bir maksatla kaleme alındığı anlaşılan, sonuçları da ciddi olabilecek tehlikeli bir algı yaratılmaya çalışılmıştır." 
TEHLİKELİ GERGİNLİKLERE YOL AÇABİLİR
Haberden etkilenen insanların doğayı savunan, Yeşil Yol projesinin iptali için anayasal ve meşru haklarını kullanan kişilerle, PKK'yi özdeşleştirebileceği uyarısında bulunulan açıklamada, "Yeşil Yol projesinin doğaya vereceği zarar Danıştay kararları ile de sabitken projeyi istemeyenlerin bu şekilde ağır bir töhmet altına sokulması kabul edilemez. Böylesi bir durumda; özellikle Çamlıhemşin gibi küçük bir yerde, birlikte yaşayan Yeşil Yol savunucuları ile karşıtları arasında tehlikeli bir gerginliğe, kutuplaşmaya neden olabilir" denildi.
KÖTÜ NİYETTEN ÖTE ANLAMI YOK
"Yaşam savunucuları yöresini, coğrafyasını, ülkesini, gezegeni yıkımdan kurtarma çabası dışında başka bir amacı olmayan insanlardır" denilen açıklamada, şu görüşlere yer verildi:
"Doğa koruma mücadelesinde her türlü siyasi ve ekonomik rantı reddederler. Doğal denge içinde huzur, esenlik ve yaşamın devamı için doğada ve insanlar arasında barış arzu ederler. Durum böyle iken yaşam savunucuları ile PKK arasında bir bağ ya da işbirliği yahut da 'kullanılma' gibi iddialar, kötü niyetten öte bir anlam taşımaz"
YAYLALARI RANTA AÇMAK İSTİYORLAR
Yeşil Yol'u istemeyen bir grup Çamlıhemşinli aktivist olarak kendilerinin, projenin meralara, ormanlık alanlara, yaylacılık faaliyetlerine zarar vereceğini ifade ettikleri bilgisine yer verilen açıklamada, "Yaylaların, kadimden beri kullanıcıları olan yöre insanın elinden azar azar alınacağını, hazırlanan planlarda da yaylaların mera alanının yayla çevresi ile sınırlandırıldığını, 2000 metrede orman bulunmazken öteden beri mera alanlarının, orman olarak planlara işlendiğini resmi belgelerle gösterdik. Yaylacıların şimdiden işgalci sayıldıklarını, sözde mera alanlarını işgal ettiklerinden bahisle ceza mahkemelerinde yargılandıklarını bizzat yaşadık. Fırtına vadisinin hem milli park, hem de doğal sit alanı olduğunu, koruma amaçlı imar planlarının 17 yıldan bu yana yapılmadığını söyledik. Israrla bölgenin plansız bırakılması nedeni ile özellikle Ayderin kaçak yapılaşmasına yol açıldığı, önceleri bir yayla iken şimdi kaçak bir kente dönüştüğüne hepimiz şahidiz. Kontrolsüz ve plansız bir turizm anlayışı nedeni ile Ayder gibi, Uzungöl gibi ülkenin prestij alanlarının “rezil” edildiğini söyledik… Ve Yeşil Yol ile 2000 mt. ve üzerinde inşa edilecek yolla, sözde yayla turizmi gerekçesi ile diğer kadim, ender nitelikte ve güzelliklere sahip yaylaların da birer Ayder, Uzungöl’e döneceğini söyledik" denildi. 
AYDER'DEN KATBEKAT REZİ OLUR!
Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın "Allah'ın bize verdiği Ayder bambaşka ama biz Ayder'i kirlettik, rezil ettik" sözlerine vurgu yapılan açıklamada, "Doğrudur. Biz de aynı beyanı tekrar ediyor ve devamını ekliyoruz: Eğer Yeşil Yol yapılır da, 2 bin metreden 1200 km’lik bir otoyol çalışmaya başlarsa tüm Karadeniz, ama özellikle Fırtına Vadisi ve Yaylaları; Ayder’ den katbekat rezil olur! Yazık olur! İsraf olur!"
YAŞAM SAVUNUCULARININ PKK İLE HİÇBİR BAĞI YOKTUR

Karadeniz’e özgü henüz ranta dayalı bozulmalara maruz kalmamış geride kalan yaylaların da Yeşil Yol ile yayla vasfı dışında bir başka şeye dönüşeceğini dile getiren Fırtına İnisiyatifi, "Biz yaşam savunucuları, ekolojist ve doğaseverler coğrafyamız, ülkemiz için hep iyi şeyler istedik. Bu çabamız dünde böyle idi, bugün de böyle, yarın da böyle olacak. Biz, yaşam savunucuları ile PKK arasında hiçbir bağ yoktur. Olmayan bir bağı, zoraki kurmaya çalışan zihniyet; ekoloji mücadelesine çamur atmak suretiyle, vadinin talanını maddi/siyasi ranta çevirme peşindedir. Bu gayretkeşliğin, küçük bir ilçede felakete neden olabilecek tehlikeli gerginliklere yol açabileceği hususunda da yetkilileri uyarıyoruz" dedi.

'Vize kömür değil, Ihlamur kokmalı'

  Özer AKDEMİR
 07 Eylül 2017 13:36
Trakya'nın ilk 'Sakin Şehir' (Cittaslow) unvanını taşıyan ilçesi Vize'ye kömür ocağı açılmak isteniyor.
Trakya'da geçtiğimiz gün kömür ocağı projesine verilen ÇED Gerekli Değildir kararına karşı açılan davanın bilirkişi incelemesinde Vize'nin güzelliklerine dikkat çekilerek linyit ocaklarının yaratacağı tehlikeler dile getirildi.
'Vize kömür değil, Ihlamur kokmalı'
Trakya Platformu Yürütme Kurulu Üyesi Göksal Çidem, Ihlamur kokulu  Vize'nin bugünlerde sakinliğinde oldukça uzak olduğunu belirterek,  keşif ve bilirkişi incelemesi hakkında bilgiler paylaştı. Çidem, geçtiğimiz yıl Kırklareli Valiliği Çevre Ve Şehircilik İl Müdürlüğünün Pınarhisar, Vize ve Lüleburgaz ilçelerine bağlı 11 köyün arazisini kapsayan bölgede, 295 Adet Noktada 150-850 m. derinlikte Linyit Kömürü Madeni Arama Amaçlı Sondaj Çalışması ile ilgili  ÇED Gerekli Değildir Kararı verildiğini hatırlattı. denildi. bu karara karşı 7 köy muhtarı tarafından dava açıldığını, Edirne İdare Mahkemesi'nin ÇED Gerekli Değildir Kararının  hukuka uygunluk bulmayarak iptal ettiğini dile getiren Çidem, Danıştayın bozmasının ardından Edirne İdare Mahkemesince keşif ve bilirkişi incelemesi kararı verildiğini ifade etti.

TÜM TRAKYA OLUMSUZ ETKİLENECEK

Keşif ve Bilirkişi incelemesi öncesinde Köy Muhtarlıklarınca alınan Karar gereği Prof. Dr. Doğanay Tolunay’ın uzman olarak dinlenilmesi ve Tolunay tarafından hazırlanan raporun dava dosyasında yer alması talebinin mahkeme heyetine sunulduğunu kaydeden Çidem, bilirkişi incelemelerinde şu konulara dikkat çekildiğini ifade etti;

·                                 Proje alanı ile ilgili hiçbir kurumdan görüş alınmamıştır. Ayrıca proje alanının önemli bir kısmı şahıslara ait tarım arazileridir.
·                                 Tarım, orman ve mera alanlarını, arıcılık ve hayvancılığı, yerüstü ve yer altı sularını, flora ve faunayı etkileyecek, hava kalitesini bozacak dava konusu proje için gerekli izinler ve görüşler alınmadan PTD hazırlanmıştır.
·                                 Zaten sondaj yapıldıysa yeni sondaj yapılmasına neden gerek duyulmuştur? Sondaj yapılan ve rezervi zaten bilinen bir alanda yeniden sondaj gerçekleştirmek kamu kaynaklarının ve milli servetin boşuna harcanması değil midir?
·                                 Proje alanında kalan 11 köy bu durumdan olumsuz olarak etkilenecek, şahıslara ait arazilerin “kamulaştırılması” gündeme gelecek, belki de 11 köy tamamen taşınmak zorunda kalacaktır.
·                                 Proje alanının tamamen tarım ve orman alanı olmasına rağmen projenin olası etkileri doğru şekilde değerlendirilememiş, flora ve fauna envanteri yapılamamıştır.
·                                 Ergene Yer altı Sularını Besleme alanı ruhsat sahası içinde kalmasına rağmen yer altı su kalitesinin etkilenip etkilenmeyeceği incelenmemiş, arıcılık ve hayvancılık gibi faaliyetlere etkisine hiç değinilmemiş, üst ölçekteki planlarda alınan kararlara uyulmamıştır.
·                                 11 köyün geleceğini ilgilendiren, mutlak korunması gereken I. ve II. sınıf tarım alanlarının bulunduğu bir alanda başlayacak sondaj faaliyeti, termik santral kurulması ve bu termik santralin baca gazları ile Ergene Ovasının kirlenmesi, yer altı su seviyelerinin azalmasına yol açabilecek ve tüm Trakya ile tarımsal üretimi olumsuz etkileyecek bir sürecin ilk adımıdır.”
Çidem, "Trakya Platformu ve Kırklareli Kent Konseyi Çevre Meclisi olarak bölgemizde yaşanan ve yaşanacak olan her türlü faaliyeti yakından takip etmeye, Bölge halkını bilgilendirmeye, davalara müdahil olmaya, bölgede yaşayanlara  her şart ve koşulda bilimsel ve hukuksal destek vermeye devam edeceğiz" dedi. (HABER MERKEZİ)

Son Düzenlenme Tarihi: 07 Eylül 2017 16:10

Tehlikeli atıkların depolandığı Gölyüzü'de yangın çıktı

Tehlikeli atıkların depolandığı Gölyüzü'de yangın çıktı
  
 07 Eylül 2017 12:08
Aliağa’da demir çelik ve santrallerin atık ve cüruflarının depolandığı Kozbeyli Gölyüzü mevkiinde yangın çıktı. 
Özer AKDEMİR
İzmir
Aliağa Foça arasındaki demir çelik, termik santral, kağıt ve gübre tesislerinin atık ve cüruflarının depolandığı Kozbeyli Gölyüzü mevkiinde yangın çıktı. Milyonlarca ton "tehlikeli atık" sınıfından cürufun depolandığı alanda İzmir'in kuzey ormanları yer alıyor. Bölge aynı zamanda su havzasının ve birinci sınıf tarım arazilerinin olduğu bir yer. Yangının çıktığı tesisle ilgili ocak ayında yaptığımız haberde tesisin yaratacağı risklere dikkat çekmiştik. 
AYLAR ÖNCEKİ HABERİMİZDE UYARMIŞTIK
 
İzmir Büyükşehir Belediyesi İtfaiye Müdürlüğü yangının Egedemir Geri Kazanım Madencilik Tesisi bahçesindeki plastik hurda alanında çıktığı belirterek yangının söndürme çalışmasının devam ettiği, herhangi bir yere sıçramasının söz konusu olmadığını ileri sürdü. 
Öte yandan bu tesisin henüz proje aşamasında konuya dair yaptığımız haberde dikkat çekilen riskler de bir anlamda yangınla birlikte doğrulanmış oldu. 27 Ocak 2017 tarihli "Aliağa'da cürufların ortasına atık yakma tesisi" başlıklı haberimizde yakılacak atıklar arasında elyaf, kağıt ve karton atıkları, mürekkep çamuru vs. olmasının bölgedeki en önemli kağıt fabrikasının atıklarının buraya getirileceği, (ya da getirildiği) iddialarını güçlendirdiği dile getirilmişti. 
Haberde, bölgeye başka atık getirilmesi olasılığı ve bu atıkların kontrolü ile ilgili sorulara dikkat çekilerek milyonlarca tonu bulan cürufların ortasına tehlikeli atıkların getirilip gömüldüğü yönündeki iddiaların altı çizilmişti. 

VİKİNG KAĞIT'IN ATIKLARI MI?
 
Gölyüzü mevkiine komşu Horozgediği Köyü’nün Eski Muhtarı Özcan Bora yangının gece başladığını ve Viking Kağıt Fabrikasından getirilen atıkların gömüldüğü alanın yandığını söyledi. Daha öncede cürufların içine Aliağa yakınlarındaki Viking Kağıt Fabrikasından getirilen atıkların gizlice gömüldüğüne dair açıklamalarda bulunan Bora, "Ben bu durumu Aliağa Belediyesine bir dilekçe ile bildirmiştim. Bir süre durdu bu işlem ama sonra yeniden devam etti. Bu atıkların içinde yanıcı çok sayıda madde var ve çok zehirli olduğuna dair raporlar bulunuyor" dedi. 
İZMİR SAHİPSİZ
 
Foça Çevre Platformu (FOÇEP) Yürütme Kurulu Üyesi Bahadır Doğutürk yıllardır bu bölgenin ne kadar büyük bir tehlikeyle karşı karşıya olduğunu söylediklerini aktararak, "2010 yılında alınan bir kararla İzmir'in kuzey ormanlar akciğerleri içine dökülen bu zehirli, tehlikeli atıkların ne denli büyük bir çevre katliamı olduğunu dile getirdik. Geçen sene 15 Mayıs tarihinde yapılan büyük eylemi neden bu alanda yapmış olduğumuzun önemi bir kez daha anlaşıldı" dedi. 
Yanan malzemenin ne olduğu konusunda bile net bilgi sahibi olmadıklarını belirten Doğutürk, "Kamyonlar üstünde alevli bir şekilde alana dökülen cüruf ve tufaller bu günün habercisiydi. Uyarılarımız dikkate alınmadı, üstelik buradan alınan bu tehlikeli atıklarla yol yapılmaya devam ediliyor. Foça köy yolları ve Yeni Foça sahil düzenlemesinde yine bu malzemeler kullanılarak yaşam alanlarının içine sokuluyor. Konu hakkında açtığımız davalarda bilirkişi adı altında gelenlerin sahteciliğine sığınarak kamuoyunda saklanan gerçekler şimdi gün yüzüne çıkıyor. Hiçbir usulsüzlük ilelebet gizli kalmaz.  İzmir'in kuzeyinde kirli oyunlar oynanıyor. İzmir sahipsizdir" diye konuştu..
TEHLİKELİ ATIKLARI PARKE TAŞI YAPTILAR!

TÜBİTAK'ın bölgede milyonlarca ton bulduğunu belirttiği cürufların "tehlikeli atık" olduğuna dair raporu var. Horozgediği ve Ilıpınar Köyleri arasına depolanan bu atıkların her geçen gün büyümesi ve adeta cüruf atık dağları oluşmasının ardından geçtiğimiz yıllarda İzmir Büyüşehir Belediyesi (İBB) ve bölgedeki fabrika sahipleri bu cürufların yol yapımı için dolgu malzemesi, bordür ve parke taşı yapımı ile eritilmesini öngören ortak bir projeye imza atmışlardı. İBB’nin “Cüruf sorununa çevreci çözüm” diye övünerek sahiplendiği ve bölge patronlarından da övgüler aldığı bu uygulamada, bu atıkları "tehlikeli atık" olarak sınıflandıran TÜBİTAK raporu ise görmezden gelinmişti. 
BİLİRKİŞİLER BUNU DA YAPTI!
 
Atıklarla ilgili aralarında Memenen Belediyesi, Menemen Ziraat Odası, EGEÇEP gibi kurumların açtığı dava dosyasına sunulan bilirkişi raporu ise "bu kadar da olmaz" dedirtmişti. Gazetemiz Evrensel'de "Tehlikeli Çarpıtma" başlığı ile ortaya konan bilirkişi skandalında çeşitli üniversitelerden üç profesörün imzasını taşıyan raporda TÜBİTAK’ın raporunun tahrif edilerek, “Tehlikeli atık” cümlesinin “Tehlikesiz atık” diye yazıldığı ortaya konmuştu. 


EGEÇEP, Dokuz Eylül Üniversitesi Çevre Mühendisliği Bölümünden Prof. Dr. Ayşegül Pala, aynı üniversitenin Maden Mühendisliği Bölümünden Prof. Dr. Turan Batar ve Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesinden Prof. Dr. Musa Avcı'dan oluşan bilirkişiler hakkında “Gerçeğe aykırı bilirkişilik veya tercümanlık suçu”nu işlemekten suç duyurusunda bulunurken başsavcılık “O ifade sehven yazılmıştır” diyerek suç duyurusu hakkında takipsizlik verdi. 

Bilirkişi sahteciliğine dair TBMM'ye HDP İzmir Milletvekili Müslüm Doğan tarafından soru önergesi de verilmişti. (İzmir/EVRENSEL)


6 Eylül 2017 Çarşamba

Altın madeninin ÇED olumlu raporuna dava açıldı

Bergama Ovacık Altın Madeninin üçüncü atık havuzu için verilen ÇED olumlu belgesine karşı dava açıldı.
Özer AKDEMİR
İzmir 
 06 Eylül 2017 13:29
Gündeme geldiği günden bugüne kadar yaklaşık 20 yılda onlarca dava açılmasına rağmen Bergama'daki altın madeni üretimine devam ediyor. Bergama Köylülerinin destansı direnişi de yıllar önce sönümlendirildiği için mahkeme kararlarının işlemediği altın madenine karşı yurttaşların ve kurumların dava açmaktan başka da bir yolları kalmıyor.
İKİ HAVUZ DOLDU ÜÇÜNCÜSÜNE İZİN ÇIKTI
2000 yılının başından günümüze kadar siyanürle altın ayrıştırılması yapılan madenin ilk iki atık havuzu dolduğu için üçüncü atık havuzu gündeme getirilmişti. İzmir Valiliği altın işletmesinin açık ocağı üçüncü atık havuzu yapmasını öngören projeye ÇED olumlu belgesi verdi. Bergama Belediyesi, İzmir Tabip Odası, TMMOB Metalurji ve Kimya Mühendisleri Odası, EGEÇEP ve 116 yurttaş tarafından dava açıldı. Dün İzmir Nöbetçi İdare Mahkemesi Başkanlığına sunulan dava dilekçesinde ÇED olumlu kararının yürütmesinin durdurulması talep edildi. 
MAHKEMENİN 'KAPATIN' DEDİĞİ MADENE YENİ İZİN VERİLDİ
Bergama Ovacık Altın Madenine ilişkin verilen izinlerin iptali için daha önce defalarca yargı tarafından iptal kararı verildiğinin belirtildiği dava dilekçesinde en son olarak İzmir 3. İdare Mahkemesinin altın madenine 2009 yılında verilen ÇED olumlu kararını, raporun “…alanın gerçek flora, fauna ve diğer canlı grupları bakımından tür çeşitliliği, populasyon zenginliği, Türkiye'deki dağılışı, yok olma durumu belirlenmeden" hazırlandığı gerekçesiyle iptal ettiğine dikkat çekildi. 
Bu mahkeme kararından sonra anayasanın çeşitli maddelerine ve diğer yasal düzenlemelere göre en geç 30 gün içinde hukuka aykırı çalışan Ovacık Altın Madeni işletmesinin temelli kapatılması, maden şirketinin sahayı (mümkün olduğunca) eski haline getirmesi, ortaya çıkan ekolojik zararların tazminatını ödemesi, ardından şimdiye kadar hukuka aykırı biçimde izin veren, suç işleyenlerin yargılanması gerekirken öyle olmadığına dikkat çekilen dilekçede şu görüşlere yer verildi: "Mahkeme kararının aşılması için bu kez 2009/7 sayılı genelge işletildi, yeni ÇED Raporu 20 Haziran'da bakanlığa sunuldu, 3 Temmuz'da İDK toplantısı yapıldı, 13 Temmuz'da da yeni ÇED raporunun nihai yapıldığı duyuruldu. ÇED raporunun yer almadığı duyulara yapılan itirazlara rağmen 3 Ağustos 2017 tarihinde bu davanın konusu işlemle birlikte ÇED olumlu belgesinin verildiği duyuruldu. Bu işlemin iptali için ayrıca dava açılmıştır"
NE BİLİM, NE YARGI MADENİ DURDURABİLİYOR
 
Çevre sağlığı ve canlı yaşamı için yaratacağı riskleri tespit eden onlarca bilimsel rapora, onlarca mahkeme kararına, AİHM kararına rağmen faaliyetini sürdüren Ovacık Altın Madeni işletmesi sürecinde çıkan tehlikeli atıkların depolandığı iki atık depolama tesisi kapasitelerinin artırılmış olmasına karşın dolduğunun belirtildiği dava dilekçesinde üçüncü atık havuzunun yapılmasına dair sürecin de başından itibaren hukuksuz bir şekilde işletildiğine vurgu yapıldı. 
HALK TOPLANTISINDAN HALKIN HABERİ OLMADI
Proje için yapılacağı duyurulan halkın katılımı toplantısının yeri ve saatinin duyuruda belirtilmediği, yöre halkına başka bir şekilde bu toplantı ile ilgili bilgi ulaşmadığının kaydedildiği dilekçede, daha önce bu proje ile ilgili olumsuz görüş veren DSİ'nin görüşünü sonradan neden değiştirdiğine dair de bir bilginin bulunmadığı ifade edildi. 
Tüm bunların yanı sıra 3. atık havuzu nihai ÇED raporunun olması gereken Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğünün web sayfasında 2014 tarihli ÇED başvuru dosyasının yer aldığı ve hala 3. atık havuzu nihai ÇED dosyasına ulaşılamadığı kaydedildi. 
BAKIRÇAY'IN ÖLÜMÜ!..
Son günlerde Ege Bölgesi’nde sürekli depremler meydana geldiğine ve en son 6,6 şiddetinde deprem olduğuna vurgu yapılan dava dilekçesinde "Bergama da deprem bölgesidir, olası bir depremde Ovacık Altın Madeni'nin atık havuzlarının patlaması riski çok yüksektir. Böylesi bir durum Bakırçay bölgesinin ölümü demektir. Bu riski neden göze alıyoruz? Ovacık Altın Madeni'nin kirliliğini ve hukuksuzluğunu bu aşamadan sonra doğa da sistem de kaldıramaz. Bu nedenle dava konusu işlemin derhal yürütmesinin durdurulması, yargılama sonunda iptali için başvuru yapıyoruz" denildi.
KÖYLÜ HAREKETİ BİTİNCE HUKUK DA BİTTİ
 
Bergama yakınlarında, Narlıca, Ovacık, Çamköy arasındaki verimli tarım toprakları üzerinde yıllardır faaliyetini sürdüren Ovacık Altın madeni, cevher bitmiş olmasına rağmen yöredeki Kozak Yaylası ve diğer madenlerden getirilen cevherin işlenmesi için çalışmasına devam ediyor. 
Çok uluslu Eurogold'dan, ABD'li Normandy'e, ondan Gülen Cemaatine yakınlığını hiç gizlemeyen bugün de FETÖ davasının firari sanığı olarak aranan Akın İpek'in aile şirketi Koza'ya satılan altın madeni, AKP-Gülen koalisyonun bozulmasının ardından çeşitli operasyonlarla TMSF'ye geçirildi. 
Yıllardır çevreye verdiği zararların yanı sıra hukuksal süreçleri etkisiz hale getiren mahkeme kararlarının ardından dolaşılmasına yol açan, yeni yasal düzenlemelerin ilk uygulandığı alanlardan birisi olarak tartışılmaya devam eden altın madeni bu son özelliğini korumaya devam ediyor. Altın Madeni geçtiğimiz aylarda mahkemece verilen 2009 ÇED'inin iptal kararına rağmen, 2009/7 genelgesi uyarınca yeni bir ÇED ile üretime devam ediyor.

Son Düzenlenme Tarihi: 07 Eylül 2017 10:59

3 Eylül 2017 Pazar

Göç mevsimi _Pazar



Leyleklerin, Hasankeyflilerin ve yörüklerin hüzünlü göç mevsimi başlıyor. Özer Akdemir göçe tanıklıklarını yazdı.
Özer AKDEMİR
Göç mevsimiSabah erken saatte, Büyükada'daki çadır kampımızı çevreleyen uzun çamların üstündeki gökyüzünde birden bire yüzlerce leyleğin süzüldüğünü görmek hepimizi şaşırttı. Şaşırmayan sadece çadır komşum Bursa DOĞADER Başkanı Caner Gökbayrak idi. Meğer dünden beri gözlüyormuş leylekleri. "Dün akşama doğru bu kadar değillerdi ama sabah sayıları bir hayli arttı. Bir grubu termali yakalayıp gitti ama bu kalabalık sürü epeydir dolanıyor" dedi.
Kahvaltıdan önce Aya Yorgi tepesine yürümek istedik birkaç kişi. Kiliseye kadar yaklaşık 1-1,5 kilometrelik epeyce dik bir yokuşu tırmanmamız gerekiyordu. Serin bir ada sabahında o dik yokuşu, başımızın üzerinde dönen leyleklerin eşliğinde, deniz ve çam kokuları içerisinde yürümek bize çok da yorucu gelmedi. Karşıda, boğazın ötesinde, sabah güneşi ile yıkanan İstanbul'un güzelliğini içimize sindirerek tırmandık tepeye.

Aya Yorgi'ye yaklaştıkça yüksek çamların bir kısmı aşağımızda kaldı. İşte o zaman yüzlerce leyleğin döne döne gelip bu çamların tepesine konduğunu, bir süre dinlenip yeniden havaya süzüldüğünü gördük. Çamların tepesinde yeşilin üzerinde beyaz lekeler gibi görünüyordu leylekler.
Leylek sürülerinin havada süzülmesini izlerken her 2-3 dakika da bir alçalan uçaklara endişeyle bakıyorduk. Sabiha Gökçen'e doğru inişe geçen uçaklarla leylekleri aynı fotoğraf karesi içerisinde yakalamaya çalışırken çok da zorlanmadık. Büyükada milyonlarca yıldır, Ağustos ayının sonları ile birlikte kuzeyden - Doğu Avrupa'dan güneye göç eden bu leyleklerin geçiş güzergahı, aynı zamanda dinlenme/beslenme noktalarından birisiydi.

Bugün Sabiha Gökçen'in uzun beton pistlerinin olduğu yer de bir zamanlar bu leyleklerin göç yolunda durup dinlendikleri Ömerli Meraları olarak bilinirdi.
İstanbul göğü üzerinden bir sıcak hava akımından diğerine geçerek Afrika'nın güneyine kadar uçacak olan leyleklerin geçiş yollarını, göç sırasında durup dinlendikleri sulak alanları, ormanları, gölleri betonlar boğduk yıllar içerisinde. Hiç düşünmedik bizlerden milyon yıl önce buralara konup göçen bu güzelim kuşları.
İstanbul Kuzey Ormanlarına yapımı devam eden üçüncü havalimanı her yıl İstanbul üzerinden göçmek zorunda kalan yaklaşık 800 bin leylek için en önemli darbelerden birisi olacak. Göçüp konacak yer kalmadı neredeyse onlara.
Leyleklerin göç yollarına havaalanı yapanlar sadece leylekleri değil uçak yolcularının yaşamını da tehlikeye attıklarını biliyorlardır elbette. ÇED Raporlarında bu konuyu belirtmek, riskten bahsetmek durumundalar çünkü. Ama rantın tadı bu türden riskleri göz almayı gerektirir onlar için çoğu zaman.
Yine böyle bir leylek göçünün yaşandığı Ağustos 2015 yılında, motorlarında parçalanmış kuş gövdeleri, burnuna çakılmış bir leylek ölüsü ile kalkıştan hemen sonra Sabiha Gökçen'e acil iniş yapmak zorunda kalan Singapur uçağının ardından, 6 kilogramlık bir leyleğin saatte 300 kilometre ile giden bir uçağa 550 kilogramlık bir kuvvetle çarptığını öğrenecektik uzmanlarından...
***
Leyleklere en son kötü haber Kaz Dağlarından. Dağın eteklerindeki, Edremit yakınlarında bulunan kuş göç noktası Dalyaz sazlığı geçtiğimiz günlerde cayır cayır yandı. Yangınlar bir tarafa son 50 yılda Marmara denizi büyüklüğünde sulak alanımızın yok olduğu söyleniyor. Bu sulak alanlar kuşların evi, göç ederken kullandıkları konaklama yerleriydi.
 ***
Hasankeyf Yaşatma Girişiminin geçtiğimiz günlerde açıkladığı "son durum" raporundan okuyorum; "Hasankeyf ilçesinin yüzde 90 gibi büyük bölümü barajdan etkilenecek, aralarında köy ve mezraların da bulunduğu 199 yerleşim yeri sular altında kalacaktır. Sular altında kalacak yerleşim yerleri Batman’ın Beşiri, Hasankeyf ve Gercüş ilçeleri, Diyarbakır’ın Bismil ilçesi, Siirt’in Merkez, Kurtalan ve Eruh ilçeleri; Şırnak’ın Güçlükonak ilçesi ile Mardin’in Dargeçit ilçesine bağlı köy ve mezralar. Barajın bitmesi ile 10 bini aşkın kişinin büyük kentlere göç edeceği tahmin edilmektedir.”
İnsan yerleşimlerinin 13 bin yıllık bir geçmişi olduğu düşünülen Dicle Vadisi boyunca belki de dünyanın ilk köyleri kurulmuştu. Eğer durdurulamazsa, bir yıl içerisinde ömrü 50 yıllık Ilısu barajının sularına gömülecek 13 bin yıl önceki atalarımızın kurduğu bu ilk köyler. Yarın, topraklarını sulara teslim edip göçmek zorunda kalan insanlar kadar Fırat Vadisindeki barajların suyla doldurması nedeniyle yaşam alanlarından Dicle Vadisi'ne göçen binlerce canlı türünün son sığınakları da yok olacak.
***
Anadolu'nun yüzlerce yıllık göç geleneğinin son temsilcileri Sarıkeçili göçerleri de dertli bugünlerde. Yaylalarını, sürülerin otladığı meraları mesken tutan mermer ocakları 170 yıl önce göçer Yörüklerin yaptığı çeşmenin suyunu kesti geçenlerde. Sarıkeçili Yörüğü Veli Bacak 500 keçisi ile Hacıbaba Dağı’nın başında susuz çaresiz kaldı.

göç1.jpg
***
İstanbul üzerinde konacak yer bulamayan leylek sürüsü döndü durdu göğün yüzünde. Hasankeyf'te göç hazırlıkları yapan köylünün göz yaşları karıştı Dicle'ye. Torosların başında yanan bir yörük ateşinde susuz kalan keçilerin ağıtları yakıldı geceye, göç mevsiminde...
3 EYLÜL 2017    03 Eylül 2017 05:21      

Yüzyıllar boyu sürecek kirlilik kaynakları: Maden atıkları

  @ozer_akdemir atık havuzlarının, pasa yığınlarının, “cehennem çukurları” denilen açık ocakların büyük riskler taşıdığını vurguladığı yazı...