17 Temmuz 2013 Çarşamba

Yevmiyeci hocaya tepkiler sürüyor

Özer Akdemir
Çanakkale Çevre Platformu, altın madencileri tarafından Kaz Dağlarının çeşitli köylerinde yapılan halkı ikna çalışmalarına bir kez daha tepki gösterdi. Platform Sözcüsü Hicri Nalbant tarafından yapılan açıklamada geçtiğimiz mart ayının sonunda Bayramiç’e bağlı çeşitli köylerde altın madencileri tarafından yapılan toplantılara Ziraat Mühendisleri Odası (ZMO) Genel Merkez Yöneticisi Prof. Dr. Bülent Gülçubuk’un da katıldığı hatırlatılarak, oda genel merkezini bu kişi ile ilgili gerekeni yapmamakla eleştirildi. Benzer bir açıklama da Bayramiç Çevre Platformundan geldi.
Çanakkale Çevre Platformu Sözcüsü ve Ziraat Mühendisleri Odası Çanakkale Şube Başkanı Hicri Nalbant tarafından yapılan “Ziraat Mühendisleri Odası Genel Merkezi ne yapmak istiyor?” başlıklı açıklamada, Kaz Dağlarında çok sayıda şirketin metalik madencilik sondajlarına devam ettiğinin altı çizildi. Maden şirketlerinin henüz sondaj aşamasında yöredeki birçok köyün içme sularını kirlettiğine dikkat çeken Nalbant, yörede yaşayan tüm canlıların yaşamının risk altında olduğunu belirtti. Nalbant, “Sonuçta 7 altın-gümüş-bakır  şirketi aleyhine 7 adet ÇED iptal davası açılmış. Bu davaların tamamında ZMO Çanakkale Şube Başkanlığı , ZMO Genel Merkezini temsilen davacı olmuştur. Davalar halen sürmektedir” dedi.
GERÇEKLERİ GİZLEDİ
Maden tekellerinin bu işlemler sürerken yürütülen mücadeleyi baltalamak amacı ile yöre halkını çeşitli vaatlerle kandırmaya ve bölmeye çalıştığını vurgulayan Nalbant, bu amaçla da bazı köylerde şirketler lehine sözde eğitim toplantıları adı altında toplantılar gerçekleştirildiğinin altını çizdi. Bu toplantılardan birisinin de 30 Mart 2013 cumartesi günü Bayramiç - Muratlar, Çan- Halilağa, Bayramiç-Hacıbekirler köylerinde gerçekleştirildiğine dikkat çeken Nalbant şunları dile getirdi: “Yöre halkını aldatmaya ve bölmeye yönelik bu toplantıya ZMO Genel Merkez  Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Bülent Gülçubuk, hoca olarak katılmıştır. Prof. Dr. Bülent Gülçubuk bu eğitimi ZMO Çanakkale Şube Başkanlığından gizlemiştir.

DERNEK BAŞKANI İTİRAF ETMİŞTİ
Bayramiç’in köylerinde yapılan bu toplantılarla ilgili etkinlikleri gerçekleştiren Sürdürülebilir Kırsal ve Kentsel Kalkınma Derneği (SÜRKAL) Başkanı Rahmi Demir gazetemizde 12 Nisan 2013 tarihli “Yevmiyeler madenciden” başlıkla yayınlanan haberimizde yer alan şu açıklamaları yapmıştı; “Bizden bu çalışmayı yapmamızı madenciler istedi. ‘Biz o yörede maden faaliyeti yapıyoruz. Köyde bu tür bir çalışma yapabilir misiniz?’ dediler. Biz de bunun üzerine çarşamba günü bölgeye gittik. İlçe tarım müdürü ve Kaymakamla da görüştükten sonra köylere geçtik. Yol konaklama vs, bütün masraflar madenciler tarafından karşılandı. Kendilerine yaptığımız çalışmalarla ilgili ilerde bir rapor vereceğiz”

ÖZÜR DİLEMEK YERİNE SALDIRDI
Bayramiç Çevre Platformu da Facebook grubunda konuyla ilgili bir açıklama yayınlandı. Açıklamada şu ifadeler yer aldı: “Altıncı şirketle beraber köyleri dolaşan ve altıncıların sosyal sorumluluk projelerine ortak alan Bülent Gülçubuk, bu faaliyeti ortaya çıkınca bizlere ulaşıp en kısa sürede ‘Muratlar köyüne geleceğim ve köylülerle görüşeceğim, ben aslında sizlerden yanayım, yeter ki hakkımdaki haberlerden vazgeçin’ demişti. Geçtiğimiz süreçte kendisinden beklediğimiz özür ve ziyaret asla gerçekleşmedi. Ayrıca bu haberlerin ortaya çıkmasından sonra takındığı tavır ve üslup özür dilemek ve yaptığı hatayı düzeltmek yerine saldırı şeklinde olmuştur.” (İzmir/EVRENSEL)


Kazdağı 'yevmiyeci hoca'ya tepkili



Çanakkale ÇEP ve Bayramiç ÇEP açıklamaları ve ilgili haber

Çanakkale Çevre Platformu sözcüsü Hicri Nalbant altın madencileri tarafından Kazdağlarının çeşitli köylerinde yapılan halkı ikna çalışmalarına bir kez daha tepki gösterdi. Aynı zamanda Ziraat Mühendisleri Odası Çanakkale Şube Başkanı da olan Nalbant, altın madencilerinin bu toplantılarına katılan oda genel merkez yöneticisi Prof. Dr. Bülent Gülçubuk’la ilgili oda genel merkezini “gerekeni yapmaya” çağırdı.

Çanakkale Çevre Platformu’nun konuyla ilgili açıklamasının tam metni aşağıda:

25.06.2013
BASININ VE KAMUOYUNUN DİKKATİNE

ZİRAAT MÜHENDİSLERİ ODASI GENEL MERKEZİ NE YAPMAK İSTİYOR ?

Bilindiği gibi ilimizde Kazdağlarında çok sayıda şirket tarafından metalik madencilik (altın-gümüş-bakır) sondajları sürdürülmektedir. Daha sondaj aşamasında yüzbinlerce ağaç kesilmiş, yüzbinlerce ton su kullanılmıştır. İlave olarak on binlerce ton bentonit – polimer – grezyağı – mazot sondajlar sırasında yer altına enjekte edilmiştir. Bu yüzden bir çok köyün içme ve kullanma suları kirlenmiş, sulara içilemez raporu verilmiş, kirli sulardan içen bebekler ishal olmuş, hayvanlar ölmüş , bir çok hayvanda da üreme bozuklukları görülmüştür.

Maden şirketleri henüz işletmeye geçmemişken yukarıda sözünü ettiğimiz felaketler yaşanmıştır. İşletmeye geçtiklerinde milyonlarca ağaç kesilecek, milyarlarca ton kayaç yerinden oynatılacak yine milyarlarca ton su (yeraltı ve yerüstü) kirletilerek yok edilecektir. Yine bu sırada yüzbinlerce ton siyanür kullanılacak , siyanürden daha da zehirli bir çok ağır metal ( arsenik, civa, molipten vb) açığa çıkarılacak , milyarlarca ton atık yöreye gelişi güzel bırakılacak , yörede yaşayan başta insanlar olmak üzere tüm canlıların yaşamı risk altına sokulacaktır.

Üretilen altın ve gümüşün tamamı düşük fiyatlardan yurtdışına çıkarılacak Türkiye yurtdışından piyasa fiyatından altın ve gümüş ithal etmeye devam edecektir. Beyana dayalı sistem esas alınarak ( şirket ne kadar ürettik ne kadara sattık derse) yapılacak devlet hakkı ödemesinin hiçbir anlamı olmayacak bu ödeme maden işletmesi yüzünden amansız hastalıklara yakalanan birkaç kişinin tedavi masraflarını bile karşılamayacaktır.

Bu gerçekler karşısında yörede Ziraat Mühendisleri Odasının da içinde olduğu çevre platformları tarafından yoğun bir mücadele yürütülmüş sonuçta 7 altın-gümüş-bakır şirketi aleyhine 7 adet ÇED iptal davası açılmış. Bu davaların tamamında Ziraat Mühendisleri Odası Çanakkale Şube Başkanlığı , Ziraat Mühendisleri Odası Genel Merkezini temsilen davacı olmuştur. Davalar halen sürmektedir.

Maden tekelleri bu işlemler sürerken yürütülen mücadeleyi baltalamak amacı ile yöre halkını çeşitli vaatlerle kandırmaya ve bölmeye çalışmış. Bu amaçla da bazı köylerde şirketler lehine sözde eğitim toplantıları adı altında toplantılar gerçekleştirmişlerdir. Bu toplantılardan biride 30 Mart 2013 Cumartesi günü Bayramiç - Muratlar , Çan- Halilağa, Bayramiç-Hacıbekirler köylerinde gerçekleştirilmiştir. Yöre halkını aldatmaya ve bölmeye yönelik bu toplantıya Ziraat Mühendisleri Odası Genel Merkez Yönetim Kurulu Üyesi Prof.Dr. Bülent Gülçubuk hoca olarak katılmıştır.

Gidildiği ildeki ilgili Şube ve Temsilciliğe haber vermek Ziraat Mühendisleri Odasının geleneğinde olmasına rağmen Prof.Dr. Bülent Gülçubuk bu eğitimi Ziraat Mühendisleri Odası Çanakkale Şube Başkanlığından gizlemiştir. Olayın medyada duyulmasından sonra Çanakkale Şube Başkanının genel merkezi bilgilendirmesinin ardından Şube Başkanı – Bülent Gülçubuk arasında gerçekleşen telefon görüşmelerinde Bülent Gülçubuk adı geçen köylere tesadüfen geldiğini, maden şirketi ile ilişkisinin olmadığını, yol giderlerinin kendi cebinden karşıladığını belirterek gerçekleri söylememiş, sürekli kaçamak cevaplar vermiş , böylece hem genel merkezi hem de kamuoyunu yanıltmaya çalışmıştır.

Bülent Gülçubuk’un kaçamak cevapları kendisinin yazman üyesi olduğu Sürkal Derneği başkanı Rahmi Demir’in Evrensel Gazetesinden Özer Akdemir’e yaptığı “Bizden bu çalışmayı yapmamızı madenciler istedi. ‘Biz o yörede maden faaliyeti yapıyoruz. Köyde bu tür bir çalışma yapabilir misiniz?’ dediler. Biz de bunun üzerine Çarşamba günü bölgeye gittik. İlçe tarım müdürü ve Kaymakamla da görüştükten sonra köylere geçtik. Yol konaklama vs, bütün masraflar madenciler tarafından karşılandı. Kendilerine yaptığımız çalışmalarla ilgili ilerde bir rapor vereceğiz” açıklamadan anlaşılmaktadır.

Yukarıda belirttiğimiz gibi altın tekelleri aleyhine sadece Çanakkale’de Kazdağlarında 7 adet dava açmış, tüm çevre hareketlerinde duyarlılığı kamuoyu tarafından bilenen, hiç kimseye karşı diyet borcu olmayan Ziraat Mühendisleri Odasının yukarıdaki açıklamalar ışığında genel merkez yönetim kurulu üyesi Prof.Dr. Bülent Gülçubuk hakkında hiçbir işlem yapmaması , yetmiyormuş gibi gerçeklerle bağdaşmayan teksip yayınlaması ne anlama gelmektedir?

Bu skandalın düzeltileceğine inancımızı koruyarak gereğinin yapılmasını bekliyoruz.

Hicri NALBANT
ÇANAKKALE ÇEVRE PLATFORMU DÖNEM SÖZCÜSÜ


Yevmiyeci Hoca Bülent Gülçubuk, Muratlar köylülerinden özür dilemedi. Altıncı şirketle beraber Muratlar, Halilağa ve Hacıbekirler köylerini dolaşan ve altıncıların sosyal sorumluluk projelerine ortak alan Bülent Gülçubuk'un bu faliyeti ortaya çıkınca Facebook hesabından bizlere ulaşıp en kısa sürede Muratlar köyüne geleceğim ve köylülerle görüşeceğim, ben aslında sizlerden yanayım, yeter ki hakkımdaki haberlerden vazgeçin demişti.

Geçtiğimiz süreçte kendisinden beklediğimiz özür ve ziyaret asla gerçekleşmedi.

Ayrıca bu haberlerin ortaya çıkmasından sonra takındığı tavır ve üslup özür dilemek ve yaptığı hatayı düzeltmek yerine saldırı şeklinde olmuştur.

Bülent Gülçubuk, Kazdağı'nda yürütülen mücadeleye karşı madencilerle birlikte davalar açacağının tehditlerini yapmış ve çeşitli davalar açmıştır. Bir kez daha kendisinin, kimlerin yanında olduğunun ispatını yapmıştır.

Bizler bu davalarda kesinlikle şahit olacağız ve bu hocayı ve yaptıklarını tüm ülkeye duyuracağız.

Kazdağı'nda altıncı şirketlere karşı yürütülen direnişi kırmak, köylünün kafasını karıştırmak için altıcı şirketlere kırsal kalkınma projeleri yaptığı ortaya çıkan bu hocayı buradan bir daha istifaya çağırıyoruz.

Kazdağı'nda yürütülen mücadeleye karşı halkın değil, şirketlerin hocası olan Bülent Gülçubuk'un, şu anda Ziraat Mühendisleri Odası Genel Merkez Yönetim Kurulu üyesi olarak görev yapmasını kınıyoruz.

Ziraat Müh. Odası Genel Merkezine soruyoruz, çokuluslu şirketlere iş yapan yönetim kurulu üyesini nasıl kabul ediyorsunuz? Sizlerin ürettikleriyle yaptıklarıyla köylünün, çiftçinin, Anadolu insanının yanında olmanız gerekmez mi?

Ziraat Mühendisleri Odası Genel Merkezine sesleniyoruz.
Eğer Kazdağı'ndaki direnişe en ufak saygınız var ise sizi Bayramiç ve Muratlar köyüne bekliyoruz. İstediğiniz zaman gelin. Muratlar'da köy kahvesinde, Bayramiç'te Yıldırım Akbulut Meydanı'nda forum yapalım.

Tüm Türkiye'de Gezi Parkı Direnişinin oluşturduğu ruh ile yapılan forumları Çanakkale'de, Bayramiç'te ve köylerde de yapıyoruz ve sizleri de davet ediyoruz.

Önümüzdeki hafta forumlardaki konulardan biri bu hocanın yaptıkları olacak.

Bayramiç Çevre Platformu

www.canakkaleolay.com/details.asp?id=84270www.canakkaleolay.com/details.asp?id=84270

Yevmiyeci hocaya tepkiler sürüyor
Özer Akdemir

Tıklayınız
http://www.evrensel.net/news.php?id=60556

Bayramiç Çevre Platformu - Yövmiyeci hoca açıklaması

Kazdağlarında yürütülen mücadeleye karşı halkın değil şirketlerin hocası olan Bülent Gülçubuk'un şu anda Ziraat Mühendisleri Odası Genel Merkez Yönetim Kurulu üyesi olarak görev yapmasını kınıyoruz.
Ziraat Müh.Odası genel merkezine soruyoruz, çok uluslu şirketlere iş yapan yönetim kurulu üyesini nasıl kabul ediyorsunuz.Sizlerin ürettikleriyle yaptıklarıyla köylünün,çiftçinin anadolu insanının yanında olmanız gerekmez mi?
Yömyeci Hoca Bülent Gülçubuk Muratlar köylülerinden özür dilemedi,
Altıncı şirketle beraber Muratlar,Halilağa ve Hacıbekirler köylerini dolaşan ve altıncıların sosyal sorumluluk projelerine ortak alan Bülent Gülçubuk'un bu faliyeti ortaya çıkınca facebook hesabından bizlere ulaşıp en kısa sürede Muratlar köyüne geleceğim ve köylülerle görüşeceğim ,ben aslında sizlerden yanayım,yeterki hakkımdaki haberlerden vazgeçin demişti.
Geçtiğimiz süreçte kendisinden beklediğimiz özür ve ziyaret asla gerçekleşmedi.
ayrıca bu haberlerin ortaya çıkmasından sonra takındığı tavır ve uslup özür dilemek ve yaptığı hatayı düzeltmek yerine saldırı şeklinde olmuştur.
Bülent Gülçubuk Kazdağlarınada yürütülen mücadeleye karşı madencilerle birlikte davalar açacağının tehditlerini yapmış ve çeşitli davalar açmışdır.Bir kez daha kendisinin kimlerin yanında olduğunun ispatını yapmıştır.
Bizler bu davalarda kesinlikle şahit olacağız ve bu hocayı ve yaptıklarını tüm ülkeye duyuracağız.
Kazdağlarında altıncı şirketlere karşı yürütülen direnişi kırmak,köylünün kafasını karıştırmak için altıcı şirketlere kırsal kalkınma projeleri yaptığı ortaya çıkan bu hocayı buradan bir daha istifaya çağırıyoruz.
Kazdağlarında yürütülen mücadeleye karşı halkın değil şirketlerin hocası olan Bülent Gülçubuk'un şu anda Ziraat Mühendisleri Odası Genel Merkez Yönetim Kurulu üyesi olarak görev yapmasını kınıyoruz.
Ziraat Müh.Odası genel merkezine soruyoruz, çok uluslu şirketlere iş yapan yönetim kurulu üyesini nasıl kabul ediyorsunuz.Sizlerin ürettikleriyle yaptıklarıyla köylünün,çiftçinin anadolu insanının yanında olmanız gerekmez mi?
Ziraat Mühendisleri Odası Genel Merkezine sesleniyoruz.
Eğer Kazdağlarındaki direnişe en ufak saygınız var ise sizi Bayramiç ve Muratlar köyüne bekliyoruz istediğiniz zaman gelin Muratlarda köy kahvesinde,Bayramiç te Yıldırım Akbulut Meydanında forum yapalım.
Tüm Türkiyede Gezi Parkı Direnişinin oluşturduğu ruh ile yapılan forumları Çanakkale'de,Bayramiç'te ve köylerde de yapıyoruz ve sizleride davet ediyoruz.
Önümüzdeki hafta forumlardaki konulardan biri bu hocanın yaptıkları olacak.
Bayramiç Çevre Platformu.


Çevre hukukçuları Gezi’yi yorumladı

Hukukla hak aranamayınca…


Özer AKDEMİR

Türkiye’de özellikle Bergama köylü hareketi sonrasında gelişen çevre hukuku alanında önemli çalışmaları bulunan üç hukukçuya Taksim Gezi Parkı olayları ve sonrasında gelişen süreci sorduk. Çevre duyarlılığı ile başlayıp, polisin sert müdahalesinin ardından hükümete karşı ülke genelinde bir öfke patlamasına dönüşen olayların altında yatan nedenleri, gelişim evrelerini ve sonrasını sorduğumuz hukukçular, hükümetin çevre politikaları ve bu konudaki açıklamalarını da değerlendirdiler.

AYNI YALANI BERGAMADA DA GÖRMÜŞTÜK


İzmir Bergama, Efemçukuru, Allianoi, Uşak Kışladağ gibi onlarca çevre hakkı ve halkın yaşam alanını koruma mücadelesi davasının avukatı olan, Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi Eş sözcüsü Arif Ali Cangı, Taksim Gezi Parkına kışla yapma girişimine tepki olarak başlayan hareketin öncesi olduğuna dikkat çekti. Cangı, AKP Hükümeti'nin uyguladığı yaşam alanlarını mahveden politikaların, toplumda bu alandaki duyarlılığı artırdığını dile getirdi. Son dönemde bu alanda yapılan yasal değişikliklerin yaşam alanlarını sermayenin talanına açan örneklerle dolu olduğunun altını çizen Cangı, “Taksim Gezi’sinde yangından mal kaçırırcasına ağaçların kesilmesi toplumu kesen bir olay oldu” dedi. Cangı, Başbakanın Taksim direnişini “kökü dışarda faiz lobisinin işi” olarak nitelendirmesini de “Bergama Köylü Hareketi’nin Alman Vakıfları tarafından yönlendirildiği” iddiasını akla getirdiğini, bu yalanın günümüzde şirket destekli devletin kimi unsurlarının yönettiği psikolojik bir hareket olduğunun ortaya çıktığının altını çizdi.

İNSANLIK YOL AYRIMINDA

Cangı, Başbakanın çevrecilere “gelin ortağım olun” çağrısının bile “ben bilirim, bana uymak zorundasınız” anlayışının dışa vurumu olduğunu söyledi. Cangı, Gezi parkı sonrasında gelişen hareketin geleceği ile ilgili de şunları dile getirdi; “Yaşananlar bize bir kez daha ekoloji mücadelesini, yaşamı savunma hareketinin aynı zamanda demokrasi mücadelesi olduğunu gösterdi. Bu düzenin yarattığı katlanılamaz eşitsizlikler, savaşlar, katliamlar, doğanın ve tüm canlıların yaşamının yok olması tehlikesi karşısında, bugün insanlık önemli bir yol ayrımındadır.”

ÇEVRE HAREKETİNDE YENİ BİR BAŞLANGIÇ

Ankara Barosu Avukatlarından Mehmet Horuş Munzur’dan, Sivas Bakırtepeye, Kozak Yaylasından K. Maraş’a kadar birçok çevre davasının avukatlarından birisi.

Gezi’de parlayan direnişin, Kazdağları’ndan Artvin’e, Dersim’den, Turgutlu’ya, Sinop’tan Hasankeyf’e kadar son yıllarda filizlenen çevre direnişlerinin de kürsüsü olduğunu belirten Horuş, “Türkiye çevre hareketi dediğimiz bu toplam için Gezi direnişi yeni bir tarihin başlangıcı. Bundan sonra Türkiye’de güçlü ve siyasallaşmış bir ekoloji hareketi göreceğiz” dedi. Bütün bu isyanı çevre sorununa indirgemenin de doğru bir yaklaşım olmayacağını kaydeden Horuş, içinde pek çok toplumsal dinamiğin olduğunu dile getirdi. AKP’nin on yıllık iktidarının, inşaat, enerji ve maden şirketlerinin çıkarı üzerine kurulduğuna dikkat çeken Horuş, “Türkiye’nin kentsel ve doğal varlıklarını sermayenin talanına açan ve iktidarını bunun üzerine kuran AKP’ye karşı yükselen sesin ekolojik bir temaya sahip olması etki-tepki ilişkisi içinde kavranabilir” dedi.

HAREKETİN GÜÇLÜ BİR SINIFSAL ZEMİNİ DE VAR

Horuş, toplumsal tepkinin çevre sorunu üzerinden patlamasının bir tesadüf olmadığını belirterek, “İsyanın başlangıcının Metin Lokumcu’nun ölüm yıldönümüne denk gelmesi de, 5 Haziran Dünya Çevre Günü’nü resmi kutlamaları gölgede bırakıp sokağa taşıması da, 15-16 Haziran direnişini selamlamaya hazırlanması da tesadüf değil” diye konuştu. Horuş, hareketin önümüzdeki süreci ile ilgili de şu görüşleri dile getirdi; “Bence hareketi, bu kültürel boyutun yanında güçlü bir sınıfsal zemine de sahip. Tayyip Erdoğan’ın şahsında cisimleşmiş, koşulsuz olarak sermaye çıkarına adanmış bir siyasal iktidar var. Hükümetin “hakla ilişkiler” kampanyasına rağmen isyanın sınıfsal yanının güçleneceğini beklemek için iyimser olmaya gerek yok. Hareketin bu yanı ne kadar güçlenirse kalıcılaşması ve büyümesi o kadar mümkün olacaktır”.

MAHKEMELERE BAĞLANAN UMUTLAR SÖNDÜ


Özellikle Karadeniz’deki HES mücadelelerinin hukukçularından olan Av. Yakup Okumuşoğulları yıllardan bu yana Anadolu’nun her bir köşesinde, vadisinde, deresinde, dağında benzer mücadeleler verildiğine dikkat çekerek, “Memleketlerinde seslerini duyurmaya çalışmışlar, mahkemelere başvurmuşlar, tamamen meşru zeminlerde hak arama mücadelesi sürdürmüşlerdir. Son dönemde HSYK'dan başlayarak yüksek yargıda yaşanan değişimler, yaşam mücadelesi verenlerin mahkemelere bağladığı umutları söndürmüştür” dedi. Aranan hakkın özü bile tartışılamadan davaların usul yönü ile ret edilmeye başlandığını kaydeden Okumuşoğlu, usul yönüne takılmayan davalarda ise köylülerin, halkın ödeyemeyeceği bilirkişi ücretleri belirlenmeye başlandığının altını çizdi. Okumuşoğlu, “Yargı yolu ile "hak arama" nerede ise imkansız hale gelmiştir. Ekoloji mücadelesi ve politiği ise temel hak ve hürriyetlerle son derece ilişkili olduğundan, yasam alanı savunusu, "yaşam hakkı"nın özü ve ifade ettiği anlam hareketi temel hak ve hürriyetlerin savunusuna, neticede "özgürlük" üst kavramı ile hak aramaya, hakkını savunmaya dönüşmüştür” dedi.

GEZİ GÜÇLÜ BİR MESAJDIR

Başbakanın olayları kökü dışarıda faiz lobisinin işi olarak nitelemesine tepki gösteren Okumuşoğlu, yaşam savunusu mücadelesi edenler tam tersine ranta karşı mücadele ederler.Bu mücadeleye katılanlar bir yandan "çapulcu" bir yandan "faiz lobisi" nasıl olsunlar” dedi. Başbakanın çevrecilere birlikte çalışma çağrısı yapması ile ilgili “doğal yaşam alanları her gün bir başka yerde yıkılırken, hükümet ile çevreciler neyi konuşsun” diye yanıt veren Okumuşoğlu, Gezi ile başlayan hareketin yönünü bugünden söylemenin güç olduğu görüşünde; “Bu mücadele Gezi'den önce de vardı, Gezi'den sonra da devam edecek. Gezi güçlü bir mesajdır”.

(İzmir/EVRENSEL)
www.evrensel.net/news.php?id=59379www.evrensel.net/news.php?id=59379

Gezi direnişi Türkiye’nin itibarını yükseltti



Özer AKDEMİR
2005-2009 yılları arısında Federal Almanya Parlamentosu ve Avrupa Konseyi Milletvekilliği yapan Siyasal Bilimci Prof. Dr. Hakkı Keskin’le ülkemizdeki Gezi Parkı sürecinde yaşananlar, hükümetle Avrupa Birliği arasında yaşanan gerilimi konuştuk. Tatil için Türkiye’de olan Prof. Dr. Keskin, Başbakanın “Dünya’da Türkiye’nin itibarı sarsıldı”sözlerini hatırlatarak, Gezi Parkı ile başlayan mücadelenin Türkiye’nin itibarını yükselttiğini, ancak AKP’nin ve Başbakanın itibarını düşürdüğünü ifade ediyor.

Gezi direnişi, halkın kent hayatına ve doğasına sahip çıkma mücadelesiyle başladı. Siz, AKP’nin bu alandaki politikalarını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Japonya’da 11 Mart 2011’de meydana gelen korkunç deprem ve tsunami felaketinden sonra, Batı Avrupa ülkelerinin atom enerjisi konusundaki politikalarında köklü bir değişiklik oldu. Federal hükümet daha önce aldığı kararları revize ederek, Almanya’daki tüm atom santrallerini 10 yıl içersinde kapatmaya karar verdi. Bir çok Batı Avrupa ülkesinde de atom enerjisi politikasında köklü değişikliklere neden oldu. Tam da bu aylarda Türkiye, dünyadaki bu değişikliğin tersine bir politika izleyerek iki atom santrali anlaşma sürecini hızlandırdı. Her biri en az yirmişer milyar dolara mal olacağı söylenen ve tamamen dışa bağımlılığı zorunlu kılan bu nükleer politikasını anlamak olası değil.

Son yıllarda, Türkiye’de altın ve diğer bazı madenlerin çıkartılması için yerli ve yabancı firmalara verilen izinlerle, ormanlarımızı ve çevreyi tehdit eden yoğun bir çalışma başlatıldı. Özellikle Kaz Dağları’nda sayısız görkemli ağaçlar kesilerek ormanlara büyük zarar veriliyor. Ayrıca altın madeninin ayrışım sürecinde en kârlı, fakat çevreye en fazla zarar veren siyanür yöntemi kullanılıyor. Balık tutmayı seven bir dostum, tertemiz akan ve bol balığı barındıran bir derenin, siyanürlü altın madeni çalışmasının başlamasıyla artık simsiyah aktığını ve balıkların yaşayamaz duruma geldiğini bana şahsen anlattı.

Gezi Parkı direnişiyle başlayan ve tüm ülkeye yayılan eylemleri nasıl değerlendiriyorsunuz?

Başbakan bu olaylarla Türkiye’nin itibarının sarsıldığını söylüyor. Oysa tam tersine. Gençlerle başlayan ve geniş halk kitlelerinin desteğini de alarak milyonları kapsayan bu hareket, Türkiye halkının demokrasiye, basın ve fikir özgürlüğüne, laikliğe bağlılığını, baskı ve şiddete boyun eğilmeyeceğini kanıtlayarak, Türkiye’nin itibarını bütün dünyada büyük ölçüde yükseltti. İtibarı kaybolan Başbakan ve partisidir. Böylece yüzlerine taktıkları demokrasi maskeleri düştü. Türkiye halkı ve dünya kamuoyu AKP’nin gerçek yüzünü tanımış oldu.

‘BU HAREKET EKOLOJİ MÜCADELESİNE DE İVME KAZANDIRACAK’


Almanya’nın çevre politikalarıyla, Türkiye’deki politikaları karşılaştırırsak nasıl bir tablo görünüyor?

Almanya’da özellikle doğayı, kentleri koruma, bunlara sahip çıkma hareketi ‘70’li yıllarda başladı ve giderek “Yeşiller” adıyla bir siyasi parti hareketine dönüştü. Günümüzde Yeşiller Partisi Almanya Siyasi Partiler arasında önemli bir yer alıyor. Daha önemlisi, Yeşiller’in ana çıkış konuları olan çevre, doğayı koruma ve atom santrallerine karşı politikalar, bu süre içinde diğer partileri de büyük ölçüde etkiledi. Türkiye’nin önünde bu alanda daha yapılacak çok büyük işler var. İnanıyorum ki, Gezi Parkı ve Taksim Dayanışması hareketi, bu alanda son derece önemli bir ivme olacaktır.

‘TÜRKİYE AVRUPA KAMUOYUNU ALDATABİLECEĞİNİ SANIYOR’

Türkiye ile Avrupa Birliği arasında iyice gerilen ipler tam anlamıyla bir kopuşa neden olabilir mi?

Bu konu benim üzerinde uzun yıllardır çalıştığım bir alan. Federal Almanya Parlamentosunda da Avrupa Komisyonu üyesi ve Sol Parti’nin Avrupa Birliği genişleme sözcüsüydüm. Almanya Hıristiyan Birlik Partisi ve Hıristiyan Sosyal Birlik Partisi öteden beri Türkiye’nin AB üyeliğine değişik gerekçelerle karşı çıkıyorlar. Özünde bu partiler AB’yi bir Hıristiyan Birliği olarak görüyorlar. Halkının büyük kesimi Müslüman olan Türkiye’ye esasen bu nedenle karşı çıkıyorlar. Ancak Sosyal Demokratlar, Yeşiller ve Sol Parti, Türkiye’nin AB standartlarını yerine getirmesi halinde Türkiye’nin üyeliğine destek verebileceklerini belirtiyorlar. AKP izlediği politikalarla Türkiye’nin AB’ye üye olma şansını iyice azalttı. Gerçek bir demokrasiyi, hukuk devletini, insan temel hak ve özgürlüklerini, basın ve düşünce özgürlüğünü AB standartlarında yaşama geçirmeyen Türkiye’nin üye olması mümkün değildir. AKP, Avrupa kamuoyunu, Türkiye’de ‘ileri demokrasi’ var diyerek aldatabileceğini sanıyor, yanılıyor. Gezi Parkı ve Taksim olayları, Türkiye’deki durumu tüm çıplaklığıyla gözler önüne serdi.

(İzmir/EVRENSEL)

http://evrensel.net/news.php?id=60718http://evrensel.net/news.php?id=60718

Gezi Parkı’ndan Çaldağı’na - Salih Özbaran

BAKAN VEYSEL EROĞLU’NA 


Salih Özbaran, Emekli Tarih Profesörü

İstanbul Taksim’den ışıklanan ve ülke çapına yayılan direniş hareketlerini televizyonlardan izlerken bir yurttaşın “kesmeyin ağaçları” haykırışına tanık oldum. Konya’da karşısında Orman ve Su işleri Bakanı Profesör Veysel Eroğlu vardı. Bakanın, ertesi gün çıkan gazetelerden de ayrıntılarını öğrendiğim açıklaması değil buradaki derdim. Taksim Gezi Parkı’nda yaşananlar, ülke çapındaki direniş gösterileri ve her şeyden önemli olarak T.C. vatandaşının yaşam biçimine hükümetçe getirilen/getirilmek istenen kısıtlamalar değerlendirilecektir; umuyorum ki, ciddi eleştirilerle ve özeleştirilerle önümüzdeki günlerde de irdelenecektir.

Gezi Parkı’nda ve tüm yurtta yaşananları dile getirmeyeceğim bu yazımda; onun yerine yeniden zirvesine çıktığım Turgutlu Çaldağı’ndaki doğa yıkımını anımsatacağım Orman ve Su İşleri Bakanı’na.

Sayın Veysel Eroğlu, 28 Nisan (2013) Pazar günü Çaldağı’na çıktım otobüsle, bir grup doğa ve Turgutlu sevdalısıyla. Manisa Milletvekili Sayın Hasan Ören önayak oldu; son gelişmelerden söz etti. O anlattıkça iç çektim. Memleketim Turgutlu’nun başına gelebilecek, Gediz dünyasının yeşilliğine musallat olabilecek tehlikeyi düşündüm. Evet -siz de çok iyi biliyorsunuz- konu nikel madeniydi ve bu madenin -nedendir getirisini hiç anlayamadığım ve hemşerilerime danışılmadan- çıkarılması uğruna bu “cennet” yörenin karşılaşabileceği ölümcül tehlikeydi.

Kılavuzlarımız anlattıkça, ayrıntılara girdikçe, Sayın Ören’in TBMM’de verdiği önergeleri anımsadıkça, katıldığım bilimsel toplantılarda özverili bilginlerimizin (özellikle mühendis Tahir Öngür , profesörler İsmail Duman, Ali Osman Karababa, Ümit Erdem , Yusuf Kurucu, Yaşar Uysal’ın öngördükleri felaketi ve TURÇEP’in (Turgutlu Çevre Platformu’nun) uyarılarını hatırladıkça, Çaldağı’nın doruğunda, hep siz geldiniz aklıma; tabii ki hükümet. Ömrünü doğa güzelliğine adamış olan gün görmüş bilge Hayrettin Karaca’nın Turgutlu’daki haykırışı hiç gitmedi gözümün önünden. Bu sevdaya gönlünü vermiş “Kasabalı” Muammer Arabulan’ın tek başına direnişiyse bayraktarım oldu her zaman.

OSMAN PEPE NEDEN AYRILDI?

Sizden önce koltuğunuzda oturan Sayın Osman Pepe’nin Çaldağı’nda orman kıyımına izin vermediği ve bu yüzden de bakanlığından olduğu söyleniyor. Ağaç kesimine izin vermediğini biliyorum; ancak onun kızağa çekilmesinin nedenini tam bilmiyorum. Bu arada memleketim için olumlu, ama kısa ömürlü bir mahkeme kararını hatırlıyorum. Yüreği bir parçacık doğa sevgisiyle, ülke aşkıyla dolu olan her bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşının öyle bir kıyım niyetinin karşısında olacağına inanıyorum. Siz bir önceki şirkete ve şu an faal olana orada rahat çalışma koşullarını sağladınız; modern testerelerin kestiği ve sayıları şimdiden iki yüz bini (200.000) bulduğu bildirilen güzelim çam ağaçlarının acıklı devrilişini uzaktan izlediniz; milletvekili seçildiğiniz Afyon’dan Ege Denizi’ne doğru baktığınızda -eminim ki- onların acı feryatlarını duyumsadınız, duyumsamaktasınız. Bu feryat durmadan sürüyor ve sizlerin saymadığınız 8 cm çaplı olanlardan küçük ağaçlarla birlikte milyonlara ulaşacağı bildirilen bir kıyımın ve gelebilecek tehlikelerin vebalini düşünerek çok rahatsız olmalısınız.

Sayın Eroğlu, ben, bilginlerin uyarılarından, dolayısıyla asit tehlikesinden, su zehirlenmesinden ve fazlasıyla açılacak havuzların bırakacağı atıkların tehlikeli yolculuklarından bahsedecek değilim. Ölümcül tehlikeleri size kanıtlarıyla anlatacak yetkinlikte de değilim. Ancak taşıdığınız profesörlük rütbesi içine yerleşmiş olması gereken bilimselliğin göstergelerini -en azından orman ve su işlerinde- benden çok daha iyi biliyorsunuz muhakkak. Yoksa bulunduğunuz koltukta oturamazdınız!

Ben de -çoktandır emekli de olsam- bir akademisyenim ve içini tarihçiliğimle doldurmaya çalışıyorum. Yüzyıllar öncesinden beri doğa tarihinin yüzleştiği yıkımların özetini biliyorum ve doğal olarak yaşadığımız ve yaşanması muhtemel yılları düşünüyorum. Alfred W. Crosby’nin Dünya Benimdir! kitabında ve Jared Diamond’un Çöküş adlı eserinde yer alan geçmiş yıkımların farkındayım. Ruşen Keleş’in 100 Soruda Çevre kitabı masamın üzerinde. Ediz Hun’un Yaşat ki Yaşayasın derlemesi de gözümün önünde. Daha neler ve kimler; bizleri uyaranlar!

ORMAN, SU VARSA HAYAT VAR

Sayın Eroğlu, Bakanlığınızın “Orman, su varsa hayat var” reklamları gözlerimi aldı, kulağımı günlerce çınlattı. Daha da önemlisi, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın 8 Nisan 2013 tarihinde İstanbul’da Birleşmiş Milletler Ormancılık Forumu’nun açılışında bir Kızılderili atasözünü yineleyerek söyledikleri kafamı allak bullak etti: “Bütün ağaçlar kesildiğinde, bütün hayvanlar avlandığında, bütün sular kirlendiğinde, hava solunamaz hale geldiğinde, işte o zaman paranın yenilenebilir bir şey olmadığını anlayacaksınız”.

Çaldağı yolculuğumda Gediz Nehri’nin üstünden geçtim bir kez daha; sağ tarafımda Urganlı, Ahmetli ve Salihli’ye doğru uzanan, solumda Turgutlu’nun bir bölüm ovasını kaplayan yemyeşil bir güzelliği seyrettim. Sıra sıra duran ve sanki gelip geçenlere selam veren asmalara baktığımda gözlerim yaşardı. Dostum Zeki Arıkan’ın İzmir’de yayımlanmış olan Türk Sesi gazetesinden yansıttığı A. Refik imzasını taşıyan 17 Temmuz 1923 tarihli betimlemeyi hatırlamaya çalıştım:

“Trenimiz kıvrak arazide kâh süratli kâh yavaş yol alıyor. Menemen’e kadar kıvrak araziyi geçtikten sonra Anadolu’nun zengin mıntıkasına dahil olmuştuk. Katar Gediz Nehri’nin mecrasını zikzakvari takip ediyordu. Tren hattının sağı ve solu bağ, mısır ve bostan tarlalarıyla muhat”.

O korkunç 1922 yangınından sonra Kasaba’da (Turgutlu’da) yeşeren Cumhuriyet’in andığım bölgede yetişen ürünlerin getirisiyle nasıl yükseldiğini, taptaze Ankara’nın ulaştırmaya çalıştığı çok sınırlı bütçesine Kasaba halkının nasıl bir özveriyle kattıklarını düşündüm durdum.

Şimdi, Çaldağı girişinde VTG şirketinin bayrağı dalgalanıyor. European Nickel’den devralınan bayrak. Nikel çıkarılıyor; durmadan ağaç kesiliyor, küçük bir depremde delinebileceği belirtilen zehirli havuzlar açılıyor. Eğimli arazinin kapanları kuruluyor. Gediz’in ve yeraltının suları çekiliyor, çekilecek. O güzelliği yok edebilecek planlar yapılıyor.

Sayın Eroğlu, “memleketim” talan ediliyor; sessiz mi kalacaksınız bu doğa ve insanlık dramı karşısında? Lütfen tekrar tekrar çıkınız Çaldağı’na; çam ağaçlarını, yemyeşil ovayı seyrediniz; tertemiz havasıyla ciğerlerinizi doldurunuz; bu ülkeye, kasabalıya, Gediz dünyasına, ülke ekonomisine neler kazandırıldığını düşününüz; sonra tahribatı izleyiniz. Çocuğunuza, torununuza nelerin kalabileceğini hassas bir terazide tartınız. Sakın bana “3-5 ağaç kesiliyor, başka yere dikiyoruz” demeyiniz.

Ardından rahat uyuyabiliyorsanız ne mutlu size!

Cumhuriyet Bilim Teknik
28.06.2013

Umut yolculuğunun ilk adımları



Özer AKDEMİR

“Olanlar olmuş”, “İşte hayat”, “Anlasana”, “Sazlıklardan havalanan”, “Masallar” gibi Türk pop müziğine damga vurmuş onlarca şarkının yaratıcısı ve yorumcusu olan İlhan İrem, müziğinin yanı sıra çevreci kimliği ile de tanınan bir sanatçı. Bergama köylü hareketinden, Allionoi’yi koruma mücadelesine, Kaz Dağlarından Köprüçay Özgür Aksın hareketine kadar birçok yaşam savunusu mücadelesinde adını sıkça duyduğumuz ünlü sanatçı Gezi Parkı’nı koruma kaygısı ile başlayıp ülke geneline yayılan direnişleri “Umut yolculuğunun ilk adımları” olarak yorumluyor. İrem “Ülke tarihinde iz bırakacak bir halk hareketinin ağaçlarla ve bir park adı ile anılacak olması bence hareketin yeniden ‘yeşerme’ anlamındaki temasıyla örtüşüyor” diyor.

İlhan İrem Gezi Parkı ve sonrasında gelişen süreçle ilgili sorularımıza şu yanıtları verdi.

Gezi Parkı’nı ve Taksim’i koruma direnişine müdahale ile başlayıp yurdun dört bir yanına yayılarak toplumsal bir kalkışmaya dönüşen halk hareketinin yaşam alanlarını savunma mücadelesinden doğmuş olması bir tesadüf mü?

Özel hayatlarına ve değerlerine yapılan saygısızlıklardan bunalmış insanlar, her çıkışın bir biçimde yaftalandığı korku atmosferinde biraz da boynu bükük yaşarken, Gezi Parkı herkesin bir anda aldığı işaret fişeği oldu. Ergenekon, Balyoz, darbe gibi kolayca kulp takılamayacak bir masumiyet kıvılcımı farklı renkleri barındıran bir gökkuşağı devrimine dönüştü. Diğer nedenlerle harmanlanarak, yaşam alanlarına saygı ve yeniden çevre duyarlığı oluşturabilecek olmasının yanı sıra, ülke tarihinde iz bırakacak bir halk hareketinin ağaçlarla ve bir park adı ile anılacak olması bence hareketin yeniden ‘yeşerme’ anlamındaki temasıyla örtüşüyor.

Tepkilerin üzerinde yoğunlaştığı Başbakan Erdoğan AKP’nin en çevreci hükümet olduğunda ısrar ediyor ve direnişi kökünün bir kısmı dışarının, faiz lobisinin işi olduğunu söylüyor. Buna katılıyor musunuz?

Dünyayı kendine kapanık bir pencereden seyrettiği için, Başbakanın bu beklenmedik yeni hayat tomurcuğunu sağlıklı bir biçimde algılaması mümkün değil. Ayrıca AKP tabanı üzerine inşa ettiği kişisel yapı, geri dönüşsüz bir kavga profilinden oluşuyor. Bu nedenle, çok zayıf bir ihtimal olarak hata yaptığını anlamış olsa dahi geri adım çekmeyecek, tam tersine 11 yıldır olduğu gibi, mağduriyetler üzerinden olayları daha da köpürtüp kullanma yoluna gidecektir. Tek tipleştirmeye ve baskılara karşı biriken enerji Gezi Parkı’ndan açığa çıkarak tüm ülkeye yayıldı. Genç hayatların beklenmedik ‘yeter’ çığlığı, pek çok rengi birleştirecek denli güçlü bir çekim oluşturdu. Konu bu kadar net. Ama eski tip politik yapıların bunu anlaması olanaksız.

‘EN ÇEVRECİ HÜKÜMET BİZİZ’ GÜVENİLİRLİĞİNİ YİTİRDİ

Başbakanın çevrecilere “Gelin ortaklık yapalım” çağrısına yanıtınız ne olur? AKP ile yaşam savunusunun ortaklık yapabilmesi olanaklı mı?

Çokuluslu şirketlere peşkeş çekilen madenler, Kaz Dağları, Bergama, 2B arazileri, orman katliamları, yok edilen kıyılar, termik santraller, HES’ler, Allianoi, Karadeniz Sahil Yolu, Ulubat Gölü, Abant Gölü, 3. köprü, Sultan Sazlığı, Bafa Gölü, Aliağa, Atatürk Orman Çiftliği ve çevre faciası yaşanan pek çok yer geçiyor film şeridi gibi, gözlerimin önünden. Böyle bir görüntü kirliliği içinde, Başbakanın ‘En çevreci hükümet biziz’ söylemi büyük bir ironi olabilir ancak. Hiçbir konuda samimi bulmadığım, güvenilirliğini yitirmiş bir yapı ile hele çevre konusunda bir ortaklık bence mümkün değildir.

KRAL ÇIPLAK!

Hareket nereye ilerleyebilir ve yaşam alanlarına yönelen saldırıların püskürtülmesi için nasıl bir mücadele hattı izlenmeli?

Birileri ilk kez ‘kral çıplak’ dedi ve ülke önünü gördü. Süreci yıllar sonra yeniden hissedilen bir umut yolculuğunun ilk adımları olarak görüyorum. Bir yere varılması için yol çok uzun olabilir. Ama hızla genişleyecek özgürlük alanları açacaktır ve bu da çok önemli gelecek için. Gezi Parkı daha şimdiden yaşam alanlarının korunması konusunda kararlı ve cesur bir kenetlenmenin çözüm olabileceğine dair kalıcı bir örnek olmuştur.

(İzmir/EVRENSEL)
http://evrensel.net/news.php?id=60134http://evrensel.net/news.php?id=60134

Yüzyıllar boyu sürecek kirlilik kaynakları: Maden atıkları

  @ozer_akdemir atık havuzlarının, pasa yığınlarının, “cehennem çukurları” denilen açık ocakların büyük riskler taşıdığını vurguladığı yazı...